Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Haklılığınız batsın… Vicdanlarınızda kendi kendinizi yargılayın bari

Pazartesi gecesi biz de büyük heyecan yaşadık.

Öyle ya…
Oğlumuz Önder ilkokulu bitirdi, ortaokula başlıyor.
Son iki yılında ciddi bir hedef için, çocuk yaşına rağmen çok bedeller ödedi.
İnandı…
Çalıştı…
Hedefine ulaştı…

Gece annesi ile birlikte kıyafetlerini ütüledik…
Üzerinde hayal ettik.
Sabah kalktık, daha da heyecan…
Kıyafetlerini giymesini seyrettik…
Kahvaltısını yaptı…
Alnından öpüp, okula yolladık.
Sadece biz mi?
Binlerce çocuk için anne- babalar dün aynı heyecanı yaşadı.
Dün, devlet okullarının ilk günüydü…
Bazı okullarda öğretmen eksik…
Bazılarında müdür yok…
Muavinler eksik…
Devlete “hademe” olarak istihdam edilmek için birbirini ezenler, buldukları ilk torpille bir kamu dairesine kaçmış.
Bir çok okulda.

Ya okul aile birliği özel hizmetlilerle temizlemiş okulları…
Ya belediyeler temizlemiş…
Bir çok okulda, öğretmenler ellerinde kürek- süpürge ile çocuklarının önünü açtılar.
Dün, devlet okullarında görev yapan öğretmenler için de, devlet okullarına öğrenci gönderen anne- babalar için de özel bir gündü…
Bir okul hariç…
İşte o okulda yaşananlar, hepimizin sevincini kursağında bıraktı…

Bu nasıl vicdan????
Şehit Ertuğrul İlkokulu geçtiğimiz yıldan bu yana sorunlu.
Bir grup öğretmen okul müdürünü istemiyor…
Okul müdürü bir grup öğretmeni istemiyor.
“Siz kimsiniz?
Buna ne hakkınız var?
Hadi işinizin başına…”
Diye tek bir otorite sormamış…
Kimse umursamamış…
Herkes beklemiş beklemiş…
Okulun ilk açıldığı gün, çocukların hayallerinin üzerine kara bulut gibi çökmüş.
Vicdanlar körelmiş…
Öğretmenlik duygusu ikinci plana itilmiş…
Çocuklar unutulmuş…
Bireysel kavga öne çıkmış…

Bize ne? Buna ne hakkınız var gerçekten?
Bir öğretmen, müdürü beğenmiyor…
Bir  öğretmen, aldığı sınıfı beğenmiyor…
Bir öğretmen, müdürün aldığı kararları beğenmiyor…
Bir müdür, okuluna hakim olamıyor.
Aynı müdür, öğretmenler arasındaki birliği dirliği sağlayamıyor…
Kavga ediyorlar…
Boyuna kavga ediyorlar…
Öğretmenler müdürle…
Müdürler öğretmenle…

Nerde otorite…
Ortada otorite yok.
Vicdan zaten yok ya…
Otorite hiç yok…
Çağır öğretmeni…
“Bu okulu, yöneticisi istemiyorsun, beğenmiyorsun öyle mi?”
Sor…
Naklet başka okula…
Çağır müdürü…
“Sen nasıl otoriteyi sağlayamazsın…?”
Sor…
Gönder başka okula…
Beğenmeyen…
İstemeyen gitsin…
Zaten bu konuda Eğitim bakanlığı müfettişlerin hazırlamış olduğu raporlar var.
Müdürle ilgili…
Öğretmenlerle ilgili…
3 ay öğretmen grev yapmış…
3 aydır da tatil…
Ama sorunun çözümü için üç adım bile atılmamış…
Ertuğrul İlkokulu “en iyi ilkokullardan” biri iken, şimdi başarı ile anılan tek bir olay yok.
Çökmüş bir sistem var orada…
Öğretmeni de suçlu…
En suçlusu müdür, yönetemiyor…
Belli ki…

***
Çocuklar üzerinden hesap sormak ne demek…?

Hepsi doğru…
Eğitim bakanlığı uyumuş, altı aydır…
Tekrar başa döneyim…
Öyle mutlu götürdük ki Önder’i okula…
Sınıfına girdi…
Arkadaşlarını gördü…
Sırasına oturdu…
Öğretmenleri ile tanıştı…
“Nasıl geçti babam ilk günün?”
Cevabı bizi mest etti: Çok iyi baba…
Ama ben buna dün hak ettiğim gibi sevinemedim…
Neden?
Çünkü onlarca çocuk, onlarca anne- baba mağdur oldu…
Neden?
Görevleri devletten aldıkları maaşla, çocuklarını devlet okullarına emanet edenlere eğitim vermek olan öğretmenler müdür ile kavga etti diye…
Müdür kendi okulunda sevgi- saygı- birlik- dirliği sağlayamadı diye…
Tanıdığım, sevdiğim arkadaşlarım, çocukları ile ağladı diye…
Ben de dün sevinemedim…
Sabah sabah gerildik…
Üzüldük…
Yazıklar olsun…

***
Bana ne kim haklı?

Zırt- pırt, dün, “Ama öğretmen haklı” diye arayan da oldu…
“Yahu müdür haklı” diye arayan da…
Bana ne?
Kime ne?
Kimin ne kadar haklı olduğu, okulun daha ilk gününde öğretmenini göreyemeyn çocuğun mutsuzluğunu giderir mi?
Anne- babanın öfkesini giderir mi?
Eve gittiğinde anlatacak tek bir anısı olmadı çocukların…
“Öğretmen haklı…”
“Müdür haklı…”
Yere batsın hakkı da haksızlığı da…
Kimin umurunda…
Antin- kuntin nedenlerle çocukların eğitim hakkı gasp edildi dün.
Öğretmen, “haklılığını” kanıtlamak için çocukları mağdur etmekten geri durmadı…
O kadar gözü karardı ki…
“Mutsuzluğunu temiz yüreklere sarılarak atlatan öğretmen modeli” gitti…
Çocukların “mutsuzluğu üzerinden kendi haklılığını ispat etme çabasına” giren öğretmen geldi.
Yazıklar olsun…
Haklılığınız batsın…