Köşe Yazarları

Hain olmanın dayanılmaz hafifliği

Bu ülkede hain olmak gayet kolaydır. Dünyanın en kolay işlerinden biridir.

Geçenlerde Muhittin Özsağlam’ın Facebook’taki sayfasında yaymlanan eski bir Birlik gazetsinin ön sayfasının fotokopisi vardı. Birlik gazetesinin manşeti şöyle idi: “Perde Sofya’da açıldı”. Ve perdeyi açan hainlerin fotoğraflarını dizdi sıra sıra: Merhum Özker Özgür, Alpay Durduran, Hasan Sarıca, Ömer Kalyoncu ve bendeniz.

Bunlar 1980 yılında Barış derneklerinin Sofya’da düzenlenen toplantısına katılan kişilerdi. Çıkarılması gereken ilk ders şudur: Fazla barışçı olmamalısınız. Aksi halde hain olabilirsiniz.

Bu barış toplantısı zaten hiç de uğurlu başlamımıştı. Toplantının ilk günlerinde İran-Irak savaşının başladığı haberi gelmişti. İnsanlar barıştan söz ederken birden savaştan söz etmeye başladılar. Bu savaş sekiz yıl sürecek ve yarm milyon insanın canını alacakti. Yaralananlar, sakat kalanlar başka. Ekonomik zararları hesap etmek, herhalde mümkün değil. Ziya Paşa’nın dediği gibi “Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde?”

Kıbrıs konusunda ortak bir bildiri yayınlamak için Kıbrıs Türk ve Rum tarafı ile Yunanistan ve Türkiye temsilcileri bir araya geldik. Nedendir bilmiyorum, Yunan heyeti PASOK ağırlıklı idi ve sürekli olarak aşırı isteklerde bulunuyorlardı. Kıbrıs Türk Barışseverler Derneği başkanı olarak ben de önerilerini reddetmek durumunda kalıyordum. Yaptığım karşı önerileri de onlar reddediyordu.

Bu toplantıda bulunan simalardan aklımda kalanlar Melina Merkuri ile Mikis Theodorakis idi. Theodorakis bir kenarda oturmuş ağzını açıp tek kelime etmemişti. Geceyarısına doğru kalkıp odayı terketti. İçinde bulunduğumuz odanın kapısı alçak olmalıydı çünkü iki metreye yakın boyuyla kapıdan çıkarken başını eğişi hafızamda çakılı kaldı.

Sabahın birine kadar cebelleştik durduk. Hiçbir sonuç alamadık. “Bu koşullar altında ortak bildiri yayınlanamaz” deyip toplantıyı ben de terkettim. Arkamdan herkes dağıldı.

Ertesi gün öğleyin lokantada yemek yerken bir şeyler okuyordum. Arkamda biri Yunanca “Afiyet olsun” dedi. Döndüm, baktım, Theodorakis azametli vücudu ile arkamda duruyordu. İzin alıp karşıma oturdu.

Hal hatır sorduktan sonra konuya girdi. Sabrıma hayran kaldığını söyledi. “Bizimkilerin konuya barışçıl yaklaştıklarını sanmıyorum” dedi ve şöyle devam etti: “Akşam Helen olmaktan utandım. Ne var ki siz Kıbrıslılar ortak bir dil bulabilirsiniz. İkiniz baş başa oturun ve bu sorunu halledin.”

Öyle de yaptık. Barış Derneği sekreteri ile oturduk ve bir süre önce Kipriyanu – Denktaş zirvesinde çizilen çerçeve içinde bir ortak bildiri yayınladık. Biz bunun bir başarı olarak kabul edileceğini sanmıştık.

Kıbrıs’a döndük ki ne görelim. Meğer vatana, millete ihanet etmişiz. Rauf Denktaş’ın denetiminde çıkan haftalık mı aylık mı olduğunu anımsamadığım bir dergi çıkıyordu. Denktaş orada bir yazı yayımladı, ateş gbi. Dokunan yanardı.Vatanı sattık ve geldik. Aldığımız paraları ne yaptığımızı ben de bilmiyorum.

Bir süre sonra bir toplantıda Denktaş’la buluştuk. Denktaş İngiliz eğitiminden geçmiş biriydi. Can düşmanı olsanız, aleyhinizde aşağılayıcı yazılar yazmış olsa bile karşılaştığınız zaman güler yüzle konuşur, hal hatır sorardı.Hele gider elini öper, özür dilerseniz sizi baş tacı ederdi.İsim vermek istemem ama bunu uygulamış üç-beş kişi bilirim.

İyi olmadığımı söyledim. Sebebini sordu. Ben de anlatmaya başladım: “İnsanın ne zaman ve nasıl hain olduğunu anlamakta güçlük çekiyorum. Halbuki anlasam rahat edeceğim.” O tebessümle beni dinliyordu. Ben de madde madde sıralıyordum. Biz ortak açıklamada şöyle dedik, siz zirvede böyle dediniz. Ve izahat uzayıp gitti.

En sonunda Denktaş, aldı eline sazı:

  • Sen durumu ya anlayamıyorsun ya da anlamak istemiyorsun.
  • Siz anlatın da anlayım.
  • Ben bir şey söylediğim zaman, onu senin de söyleyebileceğin anlamına gelmiyor.
  • Yani sizin söylediğiniz şeyleri ben söylediğim zaman hain oluyorum. Öyle mi?
  • Aynen öyle. Kimin neyi ne zaman nerede söyleyeceği önemlidir. Her önüne gelen her şeyi söyleyemez.
  • Vallahi şimdi anladım. Çok teşekkür ederim.

İki zirve toplantısında Denktaş’ın federasyonu kabul etmiş olmasına rağmen gönlünde yatan aslanın ya bağımsızlık ya da anavatana birleşmek olduğunu biz echelücühela nereden bilelim. Bizler federal sistemi savununca açığa düşmüş olduk.

Dedim ya, bu memlekette hain olmak kolay iş. Neyi, nerede söyleyeceğinizi bazı otoritelere onaylatmazsınız rahatlıkla başınıza dert açabilirsiniz. Üstelik bu leke bir defa yapıştı mı zor çıkar. Galiba merhum Denktaş da çıkaramazdı.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı