Parasal açıdan herkesi etkileyecek konulardan biri olan dolar değerini ve kalkınmakta olan ülkelerin para değerlerini değiştirmesi sonucunu sağlayacak olan ABD Merkez Bankası’nın, çarşamba gecesi aldığı faiz kararı ilgi ile beklenmekte idi. Şimdilik kaydıyla faizler aynı bırakılsa da sonbaharda bir miktar yükseltilebileceği mesajı da birlikte verildi. Şimdi % 0-0.25 olan faiz aralığının değişmemesi oy birliği ile öngörüldü. FED bu kararını açıklarken, ekonomik verilerin önemli olduğuna ve özellikle istihdam piyasasının güçlenmesinin, tam istihdama ulaşılmasının sağlanması ve öngörülen enflasyon hedefine ulaşılmasının beklendiğine vurgu yapıldı. İşsizlik oranı en düşük seviyelerde % 5.3 ve bunun bir miktar daha iyileşmesi ve istikrar kazanmasına çalışılıyor. Öte yandan enflasyon hedefi olan %2’ye ulaşılması için çaba harcanıyor.
ABD’de krizden bu yana uzun zamandan beri büyümeye etkisi olan iç talepte de bir hareket beklenmektedir. Ancak 2008’den sonra Amerikan halkının da eski harcama alışkanlığının düştüğü ve geliri kadar harcayarak piyasaya bu oranda para düştüğü yetkililerce ifade edilmektedir. Dolayısıyla ekonomi ve para politikacıları, öncelikle işsizliğin önlenmesi ve tam istihdama ulaşılması, dolayısıyla gelir artışı ile iç tüketimin arttırılmasını sağlamaya çalışmaktadırlar. Aldıkları kararlar ve uygulamalar da bu yönde geliştirilmektedir. Büyüme için bu yıl koydukları hedef %3.2 idi. Birinci çeyrekte büyüme olmadı, bunu kışın sert geçişine ve dolayısıyla hareketin azlığına bağlamışlardı. İkinci çeyrekte şimdi açıklanan büyüme hedef tam olmasa da %2.3 oldu. Beklenen %2.5’ti, az bir sapma ile iyileşme gerçekleşti.
Faiz artışlarının kademeli olacağı sinyalleri de verildi. Birinci Eylül 2015’te çok düşük %0.625 ve ikincide normal uzun vadede uygulanacak faizlerin saptanacağıdır. Bu doların beslenmesi ve varlıkların değerlerinin artmasıdır. Ancak bunun da ekonomik göstergelere bağlı olarak politikaların kararlaştırılacağı öngörülmektedir. Faiz artışı demek doların daha fazla değer kazanması ve özellikle gelişmekte olan ve dolara bağlı ülkelerde kendi yerel para değerlerinin de düşmesi demektir. Bu halde ise bu ülkelerde diğer yapısal önlemler yanında faiz yükselmelerinin mecburi hale geleceğidir. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.
Bu kararlar yanında geçen gün TCMB, aylık PPK toplantısında aldığı kararlarda kur oynaklıklarına rağmen faizi değiştirmedi. Enflasyon gözetilerek alınan faiz kararlarında faiz koridorunun genişliği nedeniyle değişikliğe gerek duyulmadığı, enflasyonun da -ilk 6 ayda %5.97 içeriğine bakıldığında-, dünyada enerji fiyatlarındaki düşüşten dolayı gerilemesi yanında, TL’deki değer kayıplarının ise enflasyonun düşmesini engellediği, gerekçesi vardır. Özellikle gıdadaki bazı kalemlerde ve hizmet sektöründe. Bu dönemde yatırım eğiliminin de artmadığı gibi, ihracatın jeopolitik gelişmeler dolayısıyla da artmadığına değinilmiştir. Esasen şimdi bu dönemde siyasi gelişmelerin billurlaşmadığı yeni hükümet kurma aşamalarında Merkez Bankası’nın değiştirici bir karar vermesi siyaseten zordu. MB Başkanı, faiz aralığı yüksek olduğu cihetle uzun vadeli faiz politikasının bundan sonra yönlendirme ile düşük seviyede tutulacağı konusunda karar aldıklarını ifade etti. İnşallah TL değerinde aşırı kur değişiklikleri olmaz ve verilen kararlar uygulanabilir. Çünkü faizler ekonomik gelişmelere bağlı olarak ve TL değerinin, yabancı geçerli paralar karşısındaki istikrarına ve ABD’nin alacağı dolar üzerindeki faizlere bağlıdır. Ayrıca iş alemi de gerek Türkiye iş adamları gerekse yabancı yatırımcılar dört gözle siyasi uzlaşmanın sağlanması ve geniş tabanlı bir hükümetin oluşmasını beklemekte ve bu konuda istikrar için baskı unsuru olmaya çalışmaktadırlar. İnşallah haftaya hükümet kurulur ve birçok beklentiler olumlu bir şekilde seyir alır.
Dünya ekonomilerinde yatırım ve insana önem veren politikalarda istihdamın ve yarattığı gelir ile piyasaya yansımasının ve insanların geçimine ne kadar önem arz ettikleri, – ki bu Avrupa’da da ekonomi politikalarında önceliktir- ve bir çok kararların buna göre yönlendirildiğini bu politikaları takip edenlerce görülmektedir.
Yeni hükümetimizden beklenen, istihdam artışı sağlayacak yatırımlara öncelik verilmesidir. Ve çalışanların haklarına da sahip çıkılmalıdır, ki program hedeflerinde vardır. Özellikle de en son basın haberlerine de yansıyan 20 bin civarındaki kayıtlı çalışanın sosyal sigortalıların, gerek kendi maaşlarından kesilerek gerekse işveren payı primlerinin S.S Fonu’na yatırılmasının süratle gerçekleştirilmesini sağlamak ve zaten programda da ifade edilen “hak ve hukukun” yerine getirilmesini temin etmektir. Bu insanların hakları ancak yönetimlerin inisiyatif ve kararlılığı ile korunabilir. Bu yatırmama eğilimi, son yıllarda Belediyelerle ve müsamaha gören işverenlerin gittikçe artmasından kaynakladığı, çıkan haberlerden müşahede edilmektedir. Çünkü geçmiş yıllarda yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyenler hakkında gerek ilgili bakanlık gerekse Maliye tarafından gerekli yasal önlemler derhal alınmakta idi. Hem insanlara günah hem de devletin sosyal güvenlik sistemine vurulan bir darbedir. 600 milyon TL gibi muazzam bir borç birikmesi ve tahsil edilmemesi, hele de basında çıkan haberlerde, doğru ise ödenmesi ile ilgili mahkeme kararlarının dahi uygulanmaması, en azından çok vahim bir ihmal ve sorumluluğu vardır. Yeni hükümetimizin üzerinde aciliyetle duracağı ve çözmesi gerekli önemli ve halka güven verecek bir icraat olacaktır. Öte yandan Maliye Bakanlığı’nın da sosyal güvenlik sistemine yaptığı yüklü orandaki yardımlar dolayısıyla takip etmesi görevi ve sorumluluğu vardır. Bir yandan tahsilat yapılmaması öte yandan faizle borçlanmalar ve bütçeden yardım yapılması nasıl izah edilir? Diğer mahzurlar ve gayrı yasallıklar yanında, ödeneklerin bu şekilde kullanılması, halka yapılması gereken birçok hizmetlerden de mahrum edilmesi demektir.
































