Poliste de…
DAÜ’de de…
Kabinede de…
Partilerde de, kamuda da…
Herkes “şahısçı”…
Herkes “kendi adamına” odaklanmış durumda. Oysa tüm bu şahısları “sistem” kemiriyor, kimse farkında değil… Sistem bizim birbirimizi yediğimizden daha hızlı tüketiyor hepimizi…
Geleceğimizi…
Adamcılığınız batsın…
Statükonuz batsın…
Değişime duyulan güvensizlik, statükoya ve nimetlerine olan bağlılıktan kaynaklanmaktadır…
Neden mi yazıyorum tüm bunları?
Mesela DAÜ…
DAÜ’de, “siyasi hesaplarla” bir kavga başladı.
“Abdullah Öztoprak rektör kalmasın da…” mantığından hareket eden DP ve CTP başkanları, ortak bir karara vardı.
Sonuçta, Senato’nun aldığı karar yok sayıldı.
Şu ya da bu gerekçelerle, okulda yetkili iki sendikanın da “daha çok hak” üzerinden başlayan ve “olmayan bir kaynağın üzerinden” devam eden tartışmaları, siyasi zemin de buldu.
Aslolan DAÜ’dür.
Ama herkes için de böyle olmalıdır.
Maalesef bizim ülkemizde tüm kavgalar “olmayan kaynak” üzerinden yapılmaktadır.
Çiftçi, olmayan kaynağın “kuraklık parası verilmesini” ister…
Verilir…
Hayvancı olmayan kaynağın “doğrudan gelir desteği” verilmesini ister…
Verilir…
Memur, olmayan kaynağın zamma dönüşmesini ister…
Verilir…
Narenciyeci olmayan kaynağın teşvik olarak ödenmesini ister…
Verilir…
Hellim imalatçısı daha fazla teşvik ister…
Verilir…
Sonuçta, verilir.
Hangi kaynak?
Eğitimin kalitesini artırmasını gereken kaynak…
Üretimin kalitesini artırmasını gereken kaynak…
Yaşam kalitesini artırması gereken kaynak…
Geleceği kurması gereken kaynak…
Artırmaya gerek yok.
Anlayan anladı zaten…
Gene söylüyorum, DAÜ kaybedecek
Dönelim DAÜ’ye…
Siyasetin DAÜ üzerindeki uzlaşısı, DAÜ’den başka bir kuruma zarar vermez.
Konu Abdullah Öztoprak değildir.
Konu DAÜ’dür…
Özne DAÜ’dür.
Siyasetin, el attığı her alanı kuruttuğu aşikardır.
Bu hükümete eğer DAÜ Yasası’nı değiştirse ve “daha demokratik bir DAÜ” dese, saygı duyardım.
Ama bu kısa sürede gördük ki, siyasiler de “kendi zümresel çıkarları” için her şeyi gözden çıkarabiliyorlar.
DAÜ’de, “Abdullah hoca gitsin de…” fikrinde, maalesef sendikacılar da siyasilerle birlikte hareket ettiler.
“Bu karar hukuksuz” denildi, aldırış edilmedi.
Şimdi ortada bir hukuk kararı var.
Olan DAÜ’ye olmakta.
Tedbir şart
Şimdi DAÜ’de, sendikaların tüm talepleri karşılanabilir.
Buna uygun bir rektörlük yapısı kurulabilir.
Yarın ne olacak?
Olmayan bir kaynak üzerinden devam eden bu kavganın kimseye faydası olmaz.
Ama DAÜ çalışanlarına zararı olur.
Akademik ve yönetsel personelin tamamı, DAÜ için çok ciddi fedakarlıklar yaptılar.
Elbette “daha fazla maaş” hepsinin hakkı…
“Daha az çalışma saati” de…
Ama DAÜ’yü bunlar mı kurtaracak.
Ortada örnekleri var.
DAÜ’ye sahip çıkması gereken, DAÜ’lülerdir.
Abdullah Öztoprak var ya da yok…
Necdet Osam var ya da yok.
Aslolan DAÜ’dür.
Bugünün kaynaklarını pervasızca tüketmek ve bitmeyen talepleri için zemin aramak, yarını kökten berhava etmekten başka bir işe yaramaz.
Şimdi DAÜ rektörsüz…
Yasasız…
Siyasiler samimi olsa, bütçe başlamadan, “vaat” edilen DAÜ Yasası için adım atılırdı.
Siyasiler samimi değil.
Ama çalışan kurumuna sahip çıkmalı.
Öyle ya da böyle…
































