Göçmen devletine dönüştük

2 Temmuz 2018 Pazartesi | 14:58

Araştırmacı yazar Mete Hatay’dan önemli saptamalar: “Yabancı nüfus arttıkça Kıbrıs Türkü daha çok içe kapanıyor, kale örüyor”

 

Toplumu günlerce meşgul eden, hatta kilitleyen seçimleri konuşalım dedik Mete Hatay’la. Hani olay sıcakken, sosyolojik bir analiz yapsın istedik. Seçim sonuçlarıyla ilgili yeterince yorum var zaten, seçim döneminin ve sonuçlarının verilerinden hareketle bir analizdi amaç. Epeyce de soru hazırlamıştım ama çoğuna gerek kalmadı. Bir saatte düne, bugüne, geleceğe dair irdelemeleriyle seçim sonuçlarını gölgede bıraktı.

Özellikle nüfus ve kimlik konusundaki çalışmalarıyla bilinen Araştırmacı-Analist Mete Hatay, verilerle destekleyerek özellikle nüfus yapısındaki hızlı değişimle ilgili çarpıcı tespitler yaptı…

Parti sadakati azalıyor

Seçim süreciyle başladık. Özetle nasıl değerlendiriyor KKTC’deki yerel seçim sürecini?

“Parti sadakati azalıyor, çatırdamalar bariz. Partiler kan kaybediyor. Bunun objektif ve sübjektif nedenleri var tabii ki. Ama gidişat bu artık. Şartlar değişiyor. Dikkat edin, ittifaklar kuruluyor, bağımsız aday sayısında artış var. Tek başına aday olup sosyal medya üzerinden ve gönüllülerle seçim çalışması yapan, kayda değer oy alan insanlar var. Diğer yandan parti geleneklerine uymasa da toplumsal hassasiyetler gözetilmeye başlandı. DP örneğin; LGBT haklarını, marijuana/cannabis kullanımını savunur oldu. Bunlar yeni unsurlar. Ve bundan sonra da böyle artık, şartlar değişiyor…”

Dağıtma, patronaj dönemi bitti mi?

“Bitti demek doğru değil ama yavaş yavaş sonuna geliyor. Geçiş dönemi diyelim. Hâlâ insanlar dağıtanın yanında yer alıyor. İlle de dağıtma olmayabilir; dağıtılanın, hak kabul edilenin korunması kaygısı var. Mal, mevki, erken emeklilik hakkı v.s…”

Yüzde 20-25 ada dışında

Seçime katılım oranındaki düşüşle ilgili yorum yaparken de, birçok faktör yanında seçmen olarak kayıtlı olanların yaklaşık yüzde 20-25’inin adada yaşamadığını vurgulayan Mete Hatay, genel katılım oranını yüzde 60’ın altında kalarak aşağıya çeken Lefkoşa için ise, “Hizmet alımındaki sorunlar yanında Lefkoşa diğer bölgelerden farklı. Kent nüfusunun büyük bir kısmı memur-öğrenciden oluşan orta sınıf” vurgusunu yaptı.

Beklentiler arttı, dünyadaki hassasiyetleri taşıyoruz

Toplumun her konuda şikâyetçi olma halini, ancak bu durumun sandığa yansımamasını da sorduk Mete Hatay’a. Çok şikâyet ediyoruz, ama yine de oy veriyoruz. Birey mi olamadık? Yoksa haksız mıyız şikâyetlerde?

“Yok, haksız değiliz. İnsanların beklentisi arttı. Ülke nüfusunun 120 bini AB vatandaşı. Maddi durumu iyi bir orta kesim var. Dünyayla birlikte yaşıyor. Medyanın da yarattığı imkânlarla dünyadaki hassasiyetleri taşıyor. Ama diğer yandan şikâyeti seviyoruz, mağduriyetimizin egoistiyiz…”

Mağduriyetimizin egoistiyiz… Arafta, eşikteyiz

Ne demek mağduriyetin egoisti?

“Yani severiz mağduriyet halini. En büyük sermayemiz. 1930’larda da böyleydik. Herkes şikâyet ederken, kendi sorumluluğunu da birilerine atar. İşadamı sendikayı, su dairesi belediyeyi, işte başarısız olan devleti, özel sektör çalışanı memuru, çok elektrik tüketen elektrik kurumunu, hükümet Türkiye’yi  v.s. Kimse kendinde sorumluluk aramadığı için çözüm de bulamıyor. Zaten arafta, eşikte kalmış halimiz nedeniyle sorumluluğumuzun bize dayatılmadığı bir ülkede yaşıyoruz. Ya barış olmaması, ya Türkiye’nin müdahalesi, ya tanınmamadır sorunların nedeni! Bizde hiç sorumluluk yok! Oysa sorumluluk arasak daha çok üretmenin, daha çok ağaç ekmenin, belediye kadar temizlikten kendimizi sorumlu görmenin, su ve elektriği daha az tüketmenin, savurgan olmamanın yollarını arayacağız…”

Araf’a araf siyaseti

Eşiği nasıl aşacağız, hep arafta mı kalacağız?

“Eşiği kendi irademizle aşmamız zor. İlle de diğer tarafın iradesi gerekiyor. Yani her şekilde iki evet gerekir. Bu durumda ta olacak olan gerçekleşene kadar araf siyaseti yapmamız lazım. Biraz acı reçeteleri göze alarak günlük hayatı iyileştirmemizden başka seçenek yok…”

Öykünme günlük hayata da, siyasete de hâkim

Küresel etkiyle birlikte “öykünme” halinin günlük hayatta, hatta siyasette bariz hale geldiğine de vurgu yaptı Mete Hatay…

“Evde çocuk bakıcısından giyim kuşama, davranış şekillerine; her yerde öykünme halini görmek mümkün artık. Siyasette de bariz. Çipras (Yunanistan Başbakanı), Trudeau (Kanada Başbakanı), Macron (Fransa Cumhurbaşkanı) gibi görünmeye çalışan siyasi figürler var ülkede artık. Onun gibi olma, ona benzeme hali. Bazen öykünerek, bazen taklit ederek…”

Türkiye dönüşüyor ve dönüştüğü şekilden hoşnut değiliz

Türkiye’de bir seçim oldu. Bu seçime psikolojik olarak da olsa taraf olduk. Korku hali hâkim. Hallisinasyon mu geçiriyoruz, yoksa korkularımızda haklı mıyız?

“Ayağı yere basan bir korku. Çünkü Türkiye dönüşüyor ve dönüşme şeklinden hoşnut değiliz. Hapşırsa nezle oluruz çünkü. Din, ahlâk, Türklük konularında günlük hayatı dönüştürücü dayatmalar var. İyiliğimize olduğunu sandıkları, ama aslında bizi ürküten dayatmalar. Bundan sonra daha da artma riski var.”

Ne yapmalı?

“Araftaki halimiz nedeniyle işimiz çok kolay değil. Ama içerikli dik duruşla dayatmaları azaltabiliriz. Üreterek, birçok anomalimizi düzelterek kalkan olabiliriz. Kazanılmış hak diyerek her adıma karşı duruş, dayatmalara davetiyedir. Kimlik korumak, kültürü yaşatmak istiyorsak evimizi, evimizin önünü temiz tutmamız, aklımızı başımıza almamız gerektiğini bilmemiz gerekir…”

Göçmen devleti olduk

Nüfusla ilgili soruları yanıtlarken ise, verilerle çarpıcı yorumlarda bulundu Mete Hatay…

“Körfez ülkeleri gibi göçmen devleti olduk. Oralarda nüfus ve göçmen/yabancı oranı 30/70. Yani nüfusun yüzde 30’u vatandaş, yüzde 70’i yabancı çalışan, vatandaşlara hizmet eden. Körfez ülkeleri gibi mi olmak istiyoruz; sanmıyorum. Ama gidişat aynı. Bizde de oranlar yakın. 150 bin Kıbrıslı, 300 bine yakın dıştan gelen. Bunların 60 bini vatandaş olmuş, 100 bini öğrenci, 30 bini asker, 50-60 bini aileleriyle birlikte işçiler. Bu rakamlar normal değil. Öğrenci sayısı birkaç yılda 50 binden 100 bine çıktı. Plansız, programsız bir şekilde. Emlak fiyatlarından yaşam şekline, yeni suç türlerinden gece hayatına, piyasadaki işçi maaşından alış veriş merkezlerine, okuldan sağlığa; her alana yansıyor sonuçları. Diğer yandan bu insanların mağduriyetleri de sözkonusu.”

Yabancı işçi/göçmen akışında işçi, bakıcı, daha fazla kâr beklentisiyle toplumun, lüks yaşam beklentisinin, turizmden eğitime sektörlerin de büyük payı olduğunu vurgulayan Mete Hatay, “Ayağımızı yorgana göre uzatmayı hem devlet, hem toplum ve bireyler olarak öğrenmek zorundayız” dedi.

Yabancı düşmanlığını tetikliyor… Kale örüyoruz

Dıştan gelen yabancı ve göçmen nüfusunda hızlı ve büyük artışın, yabancı düşmanlığını besleme riski bulunduğuna da vurgu yaptı son söz olarak…

“Yabancı nüfus arttıkça Kıbrıs Türkü daha çok içe kapanıyor. Sokakta, mahallede, kentte… Korunma kaygısıyla kale örüyoruz. Çocuklarımızı devlet okullarına değil, özel okullara gönderiyoruz, hastanelerden değil kliniklerden hizmet alıyoruz, doğduğumuz evleri/mahalleleri terk ediyoruz. Bu gidiş,  gidiş değil. Koalisyon hükümetinin de duyarlılıkları var bu konularda. Tedbir alınması şart. Irkçılığa, ayrımcılığa, ötekileştirmeye fırsat vermeden, çok kültürlülüğü de gözeterek ivedi önlem şart…”

 

Nezire Gürkan