Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Göçer başarı diledi

Eğer Cemal Biren aday olmasaydı…

Ya da yapılmasaydı (Oylandı çünkü…)
“Ben adayım” demişti Süleyman Göçer…
CTP’li Göçer’in Göçer, geçtiğimiz günlerde, sosyal medya üzerinden isyan etti.
Kendi üzerinden Cemal Biren’in dövülmek istendiğini ifade eden Göçer, şu mesajı verdi:
“Partimizin Yeni Boğaziçi başkan adayı Sayın Cemal Biren’dir. Benim örgütsel duruşum ve inancım gereği bağımsız başkan adayı düşüncem yok ve olamaz.
Bu günden itibaren tüm mücadelem kamu çalışanlarına siyaset yasağının kaldırılması ve parti içi demokrasinin gelişmesi için olacaktır. Sayın belediye başkan adayımıza desteğim tam olup, başarılar dilerim”
Göçer, bu açıklama ile hem Cemal Biren’e destek verdi, hem de satır arasında, “demokrasi” istedi.
Nasıl mı?
Hem memura siyaset yasak…
Hem de parti içi demokrasi gelişmemiş…
Göçer diyor ki, “Bu günden itibaren tüm mücadelem kamu çalışanlarına siyaset yasağının kaldırılması ve parti içi demokrasinin gelişmesi için olacaktır…”
Mesaj net.
Haksız mı?
Lefke’de delege…
Erenköy’de MYK…
Yeniboğaziçi’nde PM belirledi başkan adayını…
Üç değişik yöntem…

***
Diline sağlık Erdan Güven

 

Erdal Güven’i hepimiz yakından tanıyoruz.
Türkiye medyasında “doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulanlardan” birisi de Erdan Güven.
2004 Annan Planı Çözüm sürecinde, hepimiz onu daha iyi tanıdık.
Dünyalı…
Türkiyeli aynı zamanda…
İstanbul da Erdan Güven’in, Şırnak’ta…
Trabzon da Erdan Güven’in İzmir de…
Türkiye’yi, Türk’ü ile Rum’u ile Kürt’ü ile Laz’ı ile bir bütün olarak sever Erdal Güven…
Türkiye’nin en kariyerli gazetecilerinden bir tanesi.
Türkiye’deki, “medya- siyaset- iş adamı” üçgeninin yarattığı girdap, gazetecileri bir bir öğüdürken…
Erdoğan Demirören’in Türkiye Başbakanı Erdoğan karşısındaki “ağlamaklı” hali, Türkiye medyasının içine düştüğü durumdur…
Erdal Güven, içine düşülen bu ruh halini yazdı, “Kendi düşen ağlamaz” başlığı ile…
Bizim ülkemizde de, “patron gazeteciliği ve parti gazeteciliğini” içselleştiren, “kapağı devlete atayım, yan gelip yatayım” diyen çok sayıda gazeteci var. Üretiminin karşılığı olmayan maaşlara “tav” olan gazeteci sayısı artarken ülkemizde, “Kıbrıs Türk medyasının geleceğinden yana gaylem var” diyen herkesin okumasını tavsiye edeceğim bir yazı.


Kaçıran varsa, Erdan Güven’in www.diken.com.tr isimli sitedeki şu satırlarını okusun:
“Türkiye’nin basın tarihine ne yapılırsa yapılsın çıkmayacak bir kara leke ortaya çıktı geçen gün.
Neresinden bakarsanız bakın utanç verici, bir o kadar hazin bir diyaloga şahit olduk.
Bir medya patronunun Başbakan karşısında ne hale düştüğünü duyduk kulaklarımızla.
‘Sefaletin medyası, medyanın sefaleti’ derken bu kadarını tahayyül etmemiştim.
İç burkan, Erdoğan’ın sözleri değil… Onu tanıyoruz artık.
İç burkan, Erdoğan Demirören’in, koskoca işadamının düştüğü durum. Ağzından çıkan, daha doğrusu ağzına tıkılan sözler…
‘Patron’ diye hitap ediyor başbakana. ‘Üzdük mü seni’ diyor. Oralı bile olmuyor Erdoğan… Saydırıyor da saydırıyor.
Onca laf işitmesine rağmen, ‘Peki benden ne istiyorsun’ diye soruyor Demirören… Hatta, ‘Sen kendini üzme’ diyor.
Öyle acıklı ki…
Nihayetinde en kritik soruyu soruyor kendi kendine gözyaşları içinde: “Nasıl girdim bu işe yaa… Kim için…
Mesel penguenler, Alo Fatihler değil, çok daha derin derken anlatmaya çalıştığım tam da buydu.
Niye girer bir işadamı medyaya?
Bakın aralarından biri, Nihat Özdemir, nasıl açıklamıştı gazete televizyon satın almasını: ‘Medyanın gücünden yararlanmak istiyoruz.’
Hepsinin mantığı aynı: Güç edinmek, daha doğru ‘güce’ yakın olmak.
O yakınlığın, alınan ihalelerinin bedelinin nasıl ödetildiğini duyduk, dinledik işte…
İş adamlarının güç sandığı, gazetecilik mesleğinin en büyük zaafı aslında. Onlar yükseldikçe gazetecilik batıyor.
Türkiye basın tarihinin en büyük kara lekelerinden birinin ortaya çıktığının ertesi günü, patron medyasının o leke karşısında kuzuların sessizliğine bürünmesinin, tek satır yazamamasını nedeni de bu.
Medya, ticaret ve siyasetten kurulu ‘şeytan üçgeninde olan gazeteciliğe oluyor.
Evet, düşene vurulmaz bizde, ama şunu da unutmayalım: Kendi düşen ağlamaz.”
Böyle diyor Erdal Güven…
Bizim ülkemizde nedir durum?
Nereye doğru bu gidiş?
Hepimiz bir kez daha düşünmeliyiz…