Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Göç Yasası’nın alıp götürdükleri…

“Göç Yasası” olarak bilinen ve UBP hükümetinin bu toplumun başına bela ettiği Kamu Çalışanlarının Aylık (Maaş -Ücret) ve Diğer Ödeneklerinin Düzenlenmesi Yasası, 2011’den sonra işe giren kamu çalışanlarında ciddi maddi ve manevi yaralar açtı. Bu yasa ile birlikte işe yeni giren öğretmenlerin maaşları %41 oranında azaldı. Kendisinden bir yıl önce işe giren bir öğretmenden %41 oranında daha az maaş alan bir öğretmenin işine motive olması mümkün mü? Bu yasa iş barışına da çok ciddi darbe vuruldu. Normalde mesleğin son yıllarında görünen motivasyonsuzluk ve tükenmişlik, 2011’den sonra kamuda istihdam edilen genç öğretmenlerde daha mesleğin ilk yıllarında görülmeye başlandı.

Bu yasa ile birlikte maaşlardaki kesinti ile birlikte öğretmenlerin “ders yılı hazırlık ödeneği” gibi tüm diğer ödenekler de ortadan kaldırıldı. Düşünün ki 2011’den sonra işe giren bir öğretmen ders yılına hazırlanmıyormuş gibi bu ödeneği kaldırılıyor, diğer taraftan yeni başlayan öğretmenden iki kat daha fazla maaş alan başka bir öğretmen, ders yılı hazırlık ödeneğini alıyor. Bu yasanın neresinden tutarsanız tutun, “tutar yanı” yoktur. Ortada çok ciddi bir adaletsizlik vardır.
Hade yasayı UBP çıkardı anladık da özellikle CTP’nin yasanın çıktığı dönemde bu topluma verdiği sözler vardır. “Göç Yasası’nı kaldıracağız” diye söz verdiler. Bu CTP’nin boynunun borcudur. Hükümet yetkilileri yasayı ortadan kaldırmak için bütçenin kaynak istediğini söylüyor. Bu kaynak kısa sürede yaratılabileceği gibi, kademeli ve orta vadeye yayılabilecek bir geçiş de mümkün görünüyor. Ama bunun plan ve programı yapılır, sendikalara ve topluma açıklanır. İyi niyet ortaya konulur. Yoksa bu %41’lik maaş farkı ile ne iş barışı ne de toplumsal barış sağlanabilir.
Eğitimde öğretmen önemli bir aktör ise öğretmenin motivasyonu önemlidir. Önemli olduğu kadar da elzemdir. Eğer öğretmen iş yerinde mutsuz ise o öğretmenden kaliteli eğitim ve öğretim faaliyeti beklemek pek de mümkün değildir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’e sormuşlar; “Vekil maaşları ne kadar olsun?” diye… Atatürk’ün cevabı ise; “Öğretmen maaşlarını geçmesin” olmuş. Aslında burada Atatürk’ün vurgulamaya çalıştığı vekil maaşından çok, öğretmen maaşıdır. Bugün bizim ülkemizde kamuya yeni giren öğretmen ile milletvekili maaşları arasında en az dört kat fark vardır.
Sendikalar yasanın kaldırılması ile ilgili olarak hükümete gerekli süreyi de vermişlerdir. Bir yılı aşkın bir süredir hükümet eden CTP-DP hükümeti, bu yasanın iptali için gerekli çalışmayı yapmalıdır. Cuma günü sendikalar ve işe 2011’den sonra giren öğretmenler tarafından Maliye Bakanlığı’nda yapılan eyleme bakıldığı zaman, sendikaların bu konuda geri adım atmayacağı gibi, eylemlerin de dozajını artıracağı sinyalleri verildi.
Devletin öğretmenler arasında “1987 yılının öncesi ve sonrası işe girenler”, “2008 öncesi ve sonrası işe girenler”, “2011 sonrası ve öncesi işe girenler” diye ayırım yapması eşitlik ve adalet açısından ciddi sıkıntılar yaratıyor.
En acısı da askerlik denilen “vatani görev” nedeniyle mağdur olan öğretmenlerin olması işi daha da vahim hale getiriyor. Düşünün ki Öğretmen Akademisi’nden ayni yıl mezun olan bayan ve erkek öğretmenler arasında bile “biri askere gitti” diye ayrım söz konusu… 2010 yılında mezun olup 2010 Eylül’de göreve başlayan bayan öğretmenler ile askere gidip 2011 Eylül’de göreve başlayan erkek öğretmenler arasında ciddi bir maaş farkı var. 2011’de göreve başlayanlar %41 daha az maaş alıyor. Hani askerlik vatani görevdi. Böyle bir durumda “keşke askerlik yapmayaydım” diyen yeni atanmış çok sayıda erkek öğretmen bulursunuz.
Öğretmenin sabrını daha fazla taşırmadan bu adaletsizlik en erken bir zamanda ortadan kaldırılmalıdır. Hükümet bu yasayı ortadan kaldırma meselesini ajandasının en önüne koyup sorunu çözmek zorundadır. Yoksa bu halk bu yasayı çıkaran UBP hükümetini koltuklardan indirdiği gibi CTP-DP hükümetini de günü geldiğinde koltuklardan indirir.
Bu da böyle biline…b