Yıl 1995…
Askere adım attığımda, takvim yaprakları 25 Eylül’ü gösteriyordu…
Alaniçi’ndeki evden çıkıp, Gülseren’in yolunu tutmuştum.
Gazeteciydim, askere gitmeden bir hafta önce, Gazeteciler Birliği tarafından düzenlenen “yılın gazetecilik” ödüllerinde, “yılın haberi” ödülünü merhum Rauf Denktaş’ın elinden almıştım.
Gazeteciliği bırakıp, askere gitmek…
24 ay meslekten uzak durmak…
Kafam çok karışıktı.
Tek bildiğim, “Boğaz karargahta fotoğrafçı” olarak askerliğimi yapacağımdı.
En azından öyle biliyordum.
Gülseren’deki üç haftalık acemi eğitiminin ardından kendimi komando bölüğünde buldum…
Kapıdan içeriye girerken de ilk fırçamı yemiştim:
“Burda solculuk geçmez, gözüm üzerinde olacak…”
Sağ olsun, o komutanımla halen görüşürüm.
Ama Helen neden askerliğimi komandoda yaptığımı bilmem…
Nasıl gittim, kim önerdi?
O gerginlik içerisinde, sürekli gülen bir yüz arıyordum.
Kimseyi tanımıyordum.
Şaka gibi ama…
Celbim içerisinde de tanıdığım yoktu…
O gülen yüz, benden bir yıl önce askere giden biriydi…
Sürekli pozitif…
Sürekli kendi etrafındakilere de enerji veren biriydi…
Şanslıydım…
Annesi ve ablam, komşuydu.
Askerde iki sıkıntımız vardı.
Birisi ankesörlü telefonda kullanacağımız telefon kartı…
Diğeri de yemek.
Eniştem telefon dairesinde çalıştığı için, hiç kartsız klmamıştım.
O kartı da en çok arkadaşımın annesini ve ablamı aramak için kullanırdık:
“Yemeği beyenmedik… Acaba hamburger hem çips yapabilirsiniz?”
En geç 2 saat içerisinde nizamiye kapısına gelirdi yemeğimiz.
1996 Eylül’ünde terhis olduğunda, sanki bölükten cenaze çıkmıştı…
O kadar üzüntülüydüm.
Çok şey paylaştığım “kıdemlim” ama yaşça benden bir yaş küçük olan arkadaşım terhis olmuştu…
1 yıl sonra…
Ben de terhis oldum.
Terhis olur olmaz da Yenidüzen Gazetesi’nde işe başladım.
Hemen 1998’de de Kıbrıs Gazetesi…
Yolumuz hep kesişti…
Finans şirketlerinde ve pazarlama şirketlerinde çalıştı.
Öyle ya…
Hem enerjisi, hem gülen yüzü…
Başarılıydı…
Derken bir gün gazeteye geldi.

Anlattı:
“Gardaş, İstanbul’da, Beyoğlu’nda bir dükkan gördüm. Açık parfüm satıyor. Kıbrıs’ta yok. Buraya getirmeye karar verdim. Ankara’daki merkezlerine gittim ve ikna ettim. Bankadan borç para aldım. Açılışı 1-2 haftaya kalmaz yaparım. Bana organizasyon için yardımcı ol…”
Dolum parfüm ne?
Ne İstanbul’u?
Ne Ankarası?
Borçla iş olur mu?
Bende soru çok.
“İnandım, tamamdır” dedi.
Bülent Günkut’a gittik.
Açılış için gerekli organizasyonu bize yaptı.
Peşi sıra Mağusa…
Girne…
Güzelyurt…
Lefkoşa’da bir mağaza daha…
Bitmek bilmeyen bir enerji ile…
Dört elle, gece gündüz, açık parfüm işine sarıldı.
Binlerce şişe…
Onbinlerce şişe…
Yüzbinlerce şişe açık parfüm satmayı başardı Kıbrıs Türküne…
D&P markasıydı…
Sonra, bayiliği boşa çıkan RAMSEY markasını getirmek için yine İstanbul yollarına düştü…
Ben gene şüpheci…
Sorular…
“Emin misin?” tripleri…
Getirdi…
Başardı…
Derken…
Terranova…
Derken Calliope…
Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt’ta 15 Mağaza…
Toplam yüz çalışan…
Yüz farklı haneye ekmek veriyor.
Şimdi gene geldi geçenlerde…

“Girne’de beş mağaza açıyorum. 50 de istihdam olacak” dedi…
Bu kez hiç soru sormadım…
Gittim, ne yaptığını, neler yapacağını gördüm.
Yan yana beş mağaza…
Tümü de İtalyan devi…
Girne’de bir mahalle, tamamıyla İtalyan markaları…
Mağaza sayısı 20…
Çalışan sayısı 150…
Ve bu ülkede vergi veren şahıslar sıralamasında son üç yıldır hep ilk 10 kişi arasında…
Benim için gerçek bir dost…
Ama bu ülke için tam bir vatansever ve “devrimci…”
Bu bir sermaye yazı değildir.
Gözümün önünde, günde 19 saat çalışıp…
Sadece yeni yatırımları düşünen ve her yeni istihdamın maaşını öderken mutlu olan bir dostuma…
Ama bir Kıbrıslıya teşekkürdür, gurur duymaktır aynı zamanda.
Ha…
Güneyde de iki mağaza açtı…
Rum çalışanları var…
Güneyde hedef 12 Mağaza…
Lefkoşa tamam… Larnaka, Baf, Limasol hayalleri var.
Onu da yapar, ben biliyorum.
Film şeridi gibi son 21 senemiz birlikte geçti..
Dün gece yarısı bir resimle uyandım.
Girne’nin göbeğinde, İtalyan mahallesinin ilk işyeri açıldı.
Arkadaşım, resmi çekti, merkezden onayı aldı… “Hayırlısıyla açtık” diye postaladı…
Resme bakarken, tüm bu yaşananlar geçti gözümün önünden…
“Bir şişe parfüm” ile başlayan macera…
Şimdi Girne’de bir İtalyan mahallesine dönüştü…
Esin Esmen…
Yolun açık, işin bereketli olsun…
































