ve bir gün
ceketini alıp yola düştüğün an
hatırlarsın
bu kaçıncı yaktığın liman…
Bu dizeler ve aşağıdaki mektup 1978 yılında gençliğinin ve farkındalığının fırtınasıyla, Kıbrıs’ı ardında bırakıp hayat yolculuğuna çıkan ve diğer yarısını “ada”da bırakmış bir güzel yüreğe ait. İsmi Mehmet Salih, İngiltere’de yaşayan bir “ADALI”. O, yaşamda çoğalabilmeyi, büyüyebilmeyi başaran, yalnız, hüzünlü, sevgi dolu bir çocuk gülümsemesi. Yolculuğu ve arayışı, ardında ona ait parçalarını bırakıp uzak yollara düşen bir şiirin hikayesi. Yürekli, cesur ve hüzünlü hayat duruşuyla kendini anlatırken, beni, sizi, adamızı, dünyayı, yolculuğunu, varılamayacak yitik ülkeleri buldum satırlarında. Alçacıkların saflığında hissettiği beyazlığı ulaştırdı bana mektubuyla…
nereye kacabilir ki insan?
nere kaçsan yüreğe çıkar…
dedi. İsmi Mehmet Salih. Adalı. Ondan mektup geldi. Selamı vurdu Beşparmaklar’a. Alıca, zeytine, yasemine, nergise, mersine, buğday çiceklerine, Mağusa’ya Mesarya’ya, Larnaka’ya, Boğaziçi’ne… Anılarına, yüreğinde şiiri duyumsayarak yaşayanlara selam gönderdi. Yüreğinize yitmeyen anların hatırını sordu teker – teker. Kıbrıs’ın temiz, derin, engin ve kilometrelerce uzakta yaşayan, adanın sevdasını içinde duyumsayan güzel insanından sadece birisi `O`…

“ALÇACIKLARIN BEYAZI“na
(Yüreğinde hep bir çimdikle uyanacaksın… Sorgulayacaksın… `Türküler neden kaybolur insan ruhuna ulaşmadan?` diyeceksin. Ama yine yazacaksın… Hüznün ağır basacak hep… Ben `hüzünüm` diyeceksin… Ama senin gerçek adın `sevgi`… Sen `Kıbrıs`sın.…)
Siz, yeni kuşak..
Siz bizim gidişlerimize yetişemezken, biz çoktan yollardaydık. Adressiz, yitik mektuplar biriktirmiştik, çoktan. Bizler, korkuların çocukları… Önce öğretmen sonra komutan tokatlarının çocukları… Rüyalarımızda yürek işi hançerlerin izleri ve kanamaları… Bizler statüko için attığımız mermilerden korkmadık da birini yaralamaktan korkarak büyüdük. Bilmeden, korktuğumuzu anlamadan büyüdük. Korkmuş olmaktan korkarak büyüdük. Bizde sizelere postalanmayan o kadar çok yıldız, o kadar çok mektup var ki `Ada çocuğu`nun yüreğinden yazdığı… Yola çıkarken, molalarda türküler, ağıtlar yakanların mektubu…
(ayaklarım, yaktığım geminin külleriyle kararmış, tanıdık yürek işi hançerlerin izleriyle kanamışken okudum seni.. Seni okurken, alçacıkların beyazında orada bıraktığım öteki yarımı buldum ve yüzleştim yine kendimle. Yaralı nar kırmızısı, içi yarılmış bir çığlık, adadan kalan içimde…)
Adadan veda günü geldiğinde, onu köprünün öteki ucunda bıraktığımızı sanarak vedalaştık. Halbuki bir kol ve yürek kopmuş ve kalmıştır orada, bilemedik. Kopyalarda aslını aradık. Kendimizi aldatarak, öptük nicelerini.. Aslında hep köprünün ucunda bıraktıklarımızı aradık. Yıkılan bir köprüyü yeniden yapmaya koyularak büyüdük. Kah gökkuşağını seyrettik, kah güreş tuttuk gölgesinde. Elimiz değmeden ve sevdiğimizi söyleyemeden yarimize, yürüdük. Köprüyü uçurup, adadan çıktık. Köprünün ucunda kalmıştır artık aşk, bilemedik. Birer tiyatrocu olduk yollarda; ağladık gözyaşımız olmadan.
Aşkı, internet radyolarından, gazetelerinden kokladık… Yitikti…
Yeni İskele’den Yakup Yılmabaşar’ın doğa katliamı demecinde bulduk kendimizi.
Ahmet Okan’ın Lefkoşa’sında…
Hastürer’in Saray Oteli damından yazdığı makaledeki gözlerinde…
Genç bir kalemin her Pazartesi beklenilen köşesinde…
`ADA`yı mahkeme ede – ede bitiremezken -bir gün aniden- adanın bizi yargıladığını farkettik, `alçacıkların beyaz çiçeği` ni koklarken. Ve yıllar sonra nice köprüleri yaktıktan ve herkes tekbaşınalığı öğrendikten sonra, alçacıkların beyaz çiçeği ile adaya yeniden baktık. Ve anladık… Siz köprülerde sevdayı yakarken… Ve kendinden başka gidilecek yer yokken… Nereye gidersek gidelim, nereye kaçarsak kaçalım… Kendimizden başka sığınacak yerimiz yoktur ve Kıbrıs, hala vazgeçilmezliğiyle, bitmeyen bir aşkın kokusudur…
Mehmet Salih
Dustable / İngiltere

MAYASI KESİK BİR SEVDA I
Eksik öpüşlü, mağlup bir çocuk
Bir çift buz kırığı göze
Veda çığlığını susar
Cebinde faili meçhul günleri
Gülüşünde üçüncü derece yanık izleriyle
Saatini hiç bir yolun dolduramadığı boşluklara kurar
Uçkurunda belleği zayıf aşk silüetleriyle
Payına düşürdüğü rolünün son sahnesini oynar
İlaçlar ve alkol yüklü akşamlar
Kapatamaz hayatla
A ra lı ğı nı
Susar…
Çakıştes yeşili gözleri zamana yenilir
Sevda dediği adresin
Mayası kesiktir…
Bilir…
Şimdi aşk
Bir balyoz gibi
Çocukluğuna inmektedir
Zaman, ilaçsız, pansumansız ve ağrılıdır…
-Üşümüşlüğüne inat,
Temmuz tüm haşmetiyle oralardadır-
Eksik yaşamının öznesi olan çocuk
Naylondan aşklarının kirlenmişliğiyle
Kayıp çocukluğunu aramaktadır…
MAYASI KESİK BİR SEVDA II
Yüzündeki kaçak çocuğa
Cansuyumu akıttım
Gülüşüne
Gül damlası kattım
Çiçek suyu döktüm
Harç yaptım
Maya
Kesik Çıktı.!

































