Köşe Yazarları

Geçmişten alınacak dersler var da, almak isteyene…


  1. yıldönümü…

Yunan cuntası ve Kıbrıs’taki işbirlikçilerinin adayı ateşe atmalarının üstünden geçen 45 yıl.

Kötü komşu insanı ev sahibi yapar derler, aynen o durum. Beklemediğimiz bir anda sınırlarımızı çizip, kendi yönetimimizi kuruşumuz…

Kimse “barış yolu denenmedi” diyemez.

Kimse de Türkiye keyfi bir şekilde geldi de diyemez.

Rahmetli Ecevit, o günlerin koşullarında hem Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri çerçevesinde, hem de uluslararası hukuka uygun bir şekilde elinden gelen çabayı gösterdi, barış yolunu aradı.

Haydi Yunanistan ve Güney Kıbrıs zaten cinnet geçirmekteydi. Ama ya İngiltere? Ya BM, ya Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri?

Eğer o savaş çıkmışsa ve bugün bu 45 yıllık fiili durum devam ediyorsa, bunun sorumlusu asla Türk tarafı değildir.

Öyle veya böyle, bu 45 yıl barış adası oldu.

Resmen bir barış anlaşması olmasa da, fiilen.

Uzlaşma için de ömürler tüketildi. Defalarca umutlandık, sokaklara döküldük, bir irade de ortaya koyduk ama nafile.

Şimdi o barış ortamı da tehlikede…

Dün tonla mesaj vardı yine. Kimi hamaset yüklü, kimi umut.

Bunların arasından tek bir cümle seçtim. O cümle her şeyi özetliyor.

Türkiye Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, bir grup gazeteciyle söyleşisinde söylüyor… “Annan Planı’nı kabul eden KKTC oldu. Rum Yönetimi reddetti. O gün o plan kabul edilmiş olsaydı, belki bugün bu tartışmaların birçoğuna şahit olmayacaktık”.

Bunca yılda Kıbrıs’ın halklarının önüne çıkan en büyük fırsattı. Kıbrıs Türk halkı, kaybedeceği birçok şey olmasına rağmen, sırf adadaki barış resmiyet kazansın, geleceği güvenceye alınsın diye “evet” dedi.

Daha ne yapsaydık yani?

Düşünsenize, o gün Kıbrıs Rumları da “evet” demiş olsaydı…

Ve o anlaşma, o çözüm, yeni devlet yaşatılsa, geçmişte olduğu gibi fanatizme kurban edilmemiş olsaydı…

Biz acaba şimdi duyduğumuz bu endişeleri duyuyor olur muyduk?

Eğer biz aramızda anlaşabilseydik, ne silah şirketleri, ne petrol şirketleri burada bu kadar rahat olabilirler miydi? O durumda adanın hakları bugünkünden daha iyi korunmaz mıydı?

Ya da çıkacak olan cevher bize bugünkü gibi korku mu, yoksa umut mu verirdi?

Sayın Fatih Dönmez bundan bahsediyor. “tartışmalar” dediği de adada bir kez daha estirilen, 74’ün sıcak havası…

74’deki hayalleri adayı buradan alıp, topyekun Yunanistan’ın iradesine teslim etmekti.

Şimdi de kaynaklarını ve dolayısıyla barışını, huzurunu, kurulması umut edilen ortak iradesini uluslararası çıkarlara teslim etmeye hazırlanıyorlar.

Tansiyon günden güne yükseliyor…

Buna karşın, yine barış eli uzatılıyor, yine geri çevriliyor, çıkmaz, çatışma tehlikesi açık olmasına rağmen, bilerek ve isteyerek ada bir bilinmeze sürükleniyor.

Bu defa Kıbrıs’ı kaynayan kazan haline getirmeye çalışan üst akıl, üçüncü taraflar.

Hem bu defa açık ve göstere göstere.

Kıbrıs Rumları yine piyon…

Ateşin peşinden koşmaktalar…

Bayrağı da Annan referandumunda “evet”i savunan Anastasiadis taşıyor…

Hem o günlerde “evet” dediklerine şimdi kocaman bir “hayır” diyerek, hem de dıştan gerginlik ithal ederek…

Kendisindeki değişiklik, Stefan Zweig’in ünlü öyküsü “Amok Koşucusu”nu akla getiriyor. Yok etme arzusundan, yok olma arzusuna geçip, kendi trajik sonlarına doğru ilerleyen, yok olup giden insanlar.

Ne acı, ne yazık.

Geçmişte ders alınacak o kadar çok olay var.

Ama almak isteyene…

YERİN KULAĞI VAR

ENGELLEYEN KİM?:

Dünya Bankasının adanın her iki bölgesinde yaptırdığı ankette, toplumların liderlerin üzerinde anlaştığı olası bir çözüm planına “evet” diyeceği ortaya çıktı. Madem her iki toplum da bir çözüme hazır, bunu engelleyen kim diye sormak lazım… Ya da şöyle sormak lazım, çözüm isteyen bu halkların çözümü engelleyenlere karşı niye sesleri çıkmaz?

NEDENİ NEDİR?:

İşte TBMM’den ortak ses çıktı. AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti grup başkanvekillerinin ortak imzasıyla yayımlanan bildiride, Türkiye ve KKTC’nin, hiçbir baskıya boyun eğmeksizin uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklarını koruyacak kudrete sahip olduğu duyuruldu. Biz hala niye yapmıyoruz? Yapamıyor muyuz? Gördüğümüz kadarıyla herkesin hemfikir olduğu bir durum var. Neden? Figüranlığı bu kadar mı içselleştirdik?

 

ATAMALARDA ÖZGÜRGÜN KRİZİ:

Hükümetin UBP kanadında atama bekleyen onlarca partili bürokrat için, atama kriteri olarak “Özgürgün’ün adamı olmamak” şartı aranıyormuş. Bu da parti içinde kavgalara neden oluyor. Eğer geçmişte Özgürgün’e yakın bir bürokrat iseydiniz, görev almanız neredeyse imkansız. Önce atayıp, daha sonra görevden aldıkları örnekler bile var. Demiştik ya, UBP-HP koalisyonunun kafası karışık diye. Gerçekten de kafalar oldukça karışmış durumda…

 ÇAVUŞOĞLU’NUN “ÇAĞDAŞLIĞI”:

Siz bakmayın Eğitim Bakanı Çavuşoğlu’nun çağdaş eğitimden bahsetmesine. Ankara’da imzaladığı ve açıklanmayan “protokol”ün ana konusu İlahiyat Koleji imiş. Hani eski bakan Özyiğit’tin, “yönetimini devretmem istendi” dediği. Cenk Mutluyakalı, açıklanmayan protokolde, “okulda bulunan tüm alanları dikkate alan bir anlayışla ihtiyaç duyulan alanlarda koordinasyonun sağlanması bağlamında okul idaresi ile işbirliğinde çalışacak koordinatörler görevlendirilir” maddesi olduğunu yazdı. Ayrıca, bir de “İlahiyat Anadolu Lisesi”. Eh, Çavuşoğlu’nun “çağdaşlığı” bu kadar…

YA DOĞRU ÇIKARSA:

Yeni asgari ücret konunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sucuoğlu,  Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu’nun  bir gazeteye yaptığı “Asgari ücrete % 7 zam- Asgari Ücret brüt 3 bin 400 TL”  açıklamasının doğru olmadığını söyledi ve  “Ben hükümet temsilcisi olarak kimseyle şu aşamada bir rakam konuşmadım, böyle bir şey yoktur. Amcaoğlu kendi kişisel görüşünü açıklamıştır” dedi. İyi de yarın yeni asgari ücret brüt 3 bin 400 lira olarak kabul edilirse Sucuoğlu ne diyecek…

 AKARYAKITTAN SONRA İLAÇ:

Dövizdeki artışı fırsat bilerek akaryakıt ve market ihityaçlarını kuzeyden karşılayan Rumlar, şimdi de KKTC’de fiyatların daha düşük olduğu gerekçesiyle ilaç almaya başlamışlar. Dövizdeki artış biz vatandaşlara pek yaramasa da, akaryakıt istasyonları, marketler, şimdi de eczacılar bu işten oldukça karlı çıktılar…

ZİRVEDEKİLER

Mustafa Akıncı: “Kıbrıs Rum Yönetimi Türkiye ile işbirliği yapılmasının tüm tarafların yararına olacağını söylüyor. Doğrudur ama eksiktir. Türkiye ile işbirliğinin yolu öncelikle Kıbrıslı Türklerle kurulacak işbirliğinden geçer. Kıbrıs Türk halkını yok sayan her davranışın kendisi yok hükmündedir”…

DİTEKİLER

Aymazlık: Bazı kesimler, Cumhurbaşkanı Akıncı üzerinde şaibeler yaratmak için her yolu deniyor. Şimdi de konu Guterres’e mektubu. “Kendi başına yapmış” falan. O mektup bir kere Türkiye’nin destek açıkladığı hidrocarbon önerisi öncesinde yazıldı. Dahası Cumhurbaşkanı 20 Temmuz açıklamasında açıklıyor; “BM Genel Sekreteri’ne yazdığım mektupta 5’li bir gayrı  resmi toplantı için girişim üstlenmesini talep etmiş bulunuyorum. Türkiye’nin beklentisi de böylesi bir buluşmanın en erken zamanda gerçekleşmesidir”. Ağızları dola dola söyledikleri “milli dava”ya ihanet ettiklerinin bile farkında değiller…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı