Köşe Yazarları

Geçen yılların hatırlattıkları!


       Bizim için gelen yeni yıllarla giden “eskilerin” sadece “takvim yapraklarıyla”  değil; “tarih” yönünden de önemleri vardır..

Nitekim biz  bir yılın sonuna gelindiğinde “kanlı Noeli,” yeni bir yıla başlarken “varoluş savaşımımızı” hatırlarız!

Bu yönüyle  her yıl böylesi günlerde yeni yıla hazırlanırken, (en azından o günleri yaşayan bizler) kendimizi sevinçlerle neşelere salamıyoruz!” Çünkü 1963’de kopan kıyametle başlayan “Kıbrıs sorunu” hâlâ devam ediyor!”

ELLİ beş yıl oldu! Ki Kıbrıs sorunu hâlâ “savaş-çözüm-barış” olasılıkları arasında gidip gelmekte! Nitekim  2018 de tüm çözüm umutlarını tüketerek sonlandı! Müzakerelere karşın hiçbir sonuç alınamadı!

ÇÜNKÜ: 1974’ün hemen ardından vakta ki Türkler Kuzey’e Rumlar Güney’e taşındılar ve ada fiilen iki ayrı bölgeye ayrıldıydı..   Kuzey’in önce “devleti” olduktu sonra efendisi.. Kendimize bir model uydurmak gereğini duyduğumuzda da  dedikti ki “Otonom Kıbrıs Yönetimiyiz?”

Meğer acele etmişiz çünkü  kendi kendimizi Kuzey’e hapsederken, Güney’deki Rum’un devletine karşın azınlık oluşumuzun kabulünde “otonomiyi” seçmişiz!

Hatayı anladığımızda “bu kez de “hayır” dedikti. “Biz Federe Kıbrıs Türk  Cumhuriyetiyiz!”                                                                              ***

HATIRLARIM,  şimdilerde ağır hastaymış, Allah kendisine sağlık afiyetler versin, adayı ziyaretinde Salamis otelinde Mümtaz Soysal’la konuşurken, “işte federe devleti kurduk” falan dedikti de ünlü Anayasa Prof’u “iyi ama” dediydi nazikçe,  “karşı taraf federe kanat değil ki!”                                                             “Yani demek istediydi “siz kendi kendinize gelin güvey oldunuz!”

 Sonra rahmetlik Denktaş Güney Rum’unun akla mantığa uygun barışçı çözüme yaklaşmak niyetinde olmadığını anladığı bir gün,   KKTC’i ilan ettiydi..             O yıldan beridir  kimselere tanıtamadıysak da KKTC’liyiz işte! O kadar ki sadece doğarken değil; artık “ölürken” de!

***

VE geldik bugünlere. Annan planı hüsran olduydu! (İyi ki olduydu!) O yıllardan beridir KKTC’i var etmek yerine “Rum tarafıyla ne zaman müzakerelere başlayacağımızı gözlüyoruz..                                                            Ve başladık mıydı da başarısızlığa tosluyoruz! Sonra yine ayni bekleyiş, yine başlayan çözüm  müzakereleri ve yine “başarısızlık!”

Her defasında “artık bu sondur, Rum tarafını daha fazla bekleyemeyiz” diyerek  karar vermeye çalışmamıza  karşın da “müzakereler başlasın” diye yırtınmaktayız!

***

İNSAN taş olsa çatlar! Türkiye gibi sınır ötesinde savaşan, milyonlarca mülteciyi barındıran, artık bölgede de dünyada da sözü sazı dinlenirken, siyaset sahnesinde baş rollerde oynayan bir ülke, neden Kıbrıs sorununu 45 yıldır çözemiyor?                    Neden KKTC’i (dünyada o kadar yalnız mıdır ki) bir iki ülkeye bile tanıtamaz!  Neden ambargoları kıramaz? Dahası neden  KKTC ile TC’i entegre edecek ciddi anlaşmalar üzerinde çalışılmaz!

İlle de Güney Rum’u ile anlaşmak mıdır  çözüm?

Eee! Adamların istediklerini kabul edin,  şıp diye çözüm de olur barış da!

İşte 2019 ‘a bu ahval ve şeraitle giriyoruz!

***

YARIM ASIR SONRA…

“YENİ yıl” “eski yıl” “çözüm” “boşa geçen zamanlar” derken… Ve de başlamışken; diyecektik ki “hadi KKTC’nin ekonomi  başlığı altındaki evrak’ı metrukesine” de bakalım!                                                              Yıllar yılı “seferberlik toplumu” olduğumuzu söyledik.       Çünkü “çözümsüzdük!” “Tanınmamıştık!” “Ambargoluyduk!” “Muhtacı dide durumundaydık !..”

Baktık ki yıllar geçiyor çözüm nanay, “Devlet” olduk! Kolay mı? Ki hâlâ “oldu ama olamadık” diyoruz!

***

BUNA  karşın her tarafı lime lime dökülse de “çözüme kadar” dediğimizce ve “geçici” olmak üzere çok iyi bir “yamalı bohça” olduk!                                                      Geçirdiğimiz tüm yasalar da ayni minval üzere “çözüme kadar idare edelim” düşüncesinde girdi yürürlüğe!

Lafın kısası “devlete sahip çıkılmalıdır” diyen  rahmetlik Denktaş‘a karşın, “Denktaş’ın devletidir”  diye karşı cephede yer alanların yarattığı muhalif politikalarda, elbette ki “ulusal dava” olamazdı zaten hiç olmadı!

***

ERHÜRMAN hükümeti, böylesi bir  devlet anomalisinin kısa sürede koalisyon hükümetlerini yiyip bitirdiği için,  iktidarda bir yıldan fazla dayanamadıkları gerçeklerde yüklendi görevi.

Uzun yıllar “Sağ kafa” ile istikrar sağlayamayan KKTC’e “Sol kafa” ile yaklaştı. Hem programı hem de iddiasıyla! Ve “ulusal bilincin” inandırıp kurtaramadığı KKTC’i “biz kurtarırız” dedi!

İşte şimdilerde 2019 yılı bütçesini bile Meclisten “açıkla” geçiren bu “iddialı” hükümeti izliyoruz! Ki Türkiye  para akışının önünü açmazsa  dörtlü koalisyon hükümeti de  erken seçime gitmek zorunda kalacak!                                     *****

GEÇTİĞİMİZ gün Ekonomi Bakanı Nami çok doğru bir laf etti! “Ekonominin güçlenmesi enerji maliyetleriyle bire bir ilişkilidir dedi…”

İyi ki dedi! Çünkü bu ülke için TC’den akan su da “sulama ve üretme ameliyesi öneminde  bir büyük enerjidir..”

Ve suya karşı çıkan dünün zihniyeti daha bir süre önce Sn. Nami’nin TC ‘den kaployla elektrik akımının da geleceği müjdesine, yine olumsuz tepki koydulardı!

Başınızı duvarlara vururken, bizim  gibi bir ülke düşüneceksiniz ki TC’den akıyor diye ne suyu istiyor ne TC’den aktarılacağı için elektrik akımını!

O zaman bir daha sormaz mısınız? Ne istiyor Kıbrıs Türk halkı? Cevabı bedavadır!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı