Köşe Yazarları

Geçen hafta: (Ah o katliamlar!)








Geçen “hafta” kelimenin anlamıyla hem bizim hem dünya için berbat geçti! Başka türlüsü olamazdı. İnsanların kanlarının aktığı yerde “iyilik sağlık” hele de “istikrar” beklemek mümkün değil.




Oysa turizm Bakanımıza göre dünyada mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu söylediği KKTC’miz bırakın geçen haftayı, yıllardır kan revan içinde!



O kadar ki bu ülkede kimselerin kimseleri bir yerlere saklanıp hem de evinin önünde öldürmesine bile gerek yoktur.

Sağolalım varolalım artık o katliamları ibadet eder gibi kutsalımız oluvermiş “trafikte” sürücülerimiz yapıyorlar… Şöyle ki 71 günde meydana gelen beş yüzün üzerindeki trafik kazasında 6 insanımız hayatını kaybetti! Yani öldüler kardeşim, öldüler!… 205 kişi de yaralı ki ömür boyu o yaraları kanayacak!

Bu akan kanlar, ölümler, “memleketimin” manzaralarındadırlar… Neyse ki “yalnız değiliz!” İşte Yeni Zelanda ve dünyanın içine düştüğü halleri! Hadi ona da bakalım:

 YENİ ZELANDA dedikleri Dünyanın en asude ve barışçı adalarından biri…

Mümkün değil! Kimliğinde “insan” adı yazan bir varlık, “Allah’ın evi” olarak kabul edilen “camisinde,” namazında niyazında  ibadetini yapan insanları böyle kurşunlayamaz. Kurşunladılar, ama! 42 kişi öldü! Allah cezalarını versin diyeceğiz de ya katledilen o masum insanları kim getirecek geri?

bu 270 bin 534 Km karelik, nüfusu beş altı milyonu geçmeyen Avustralya’nın yamacında yer alan ve incecik ve ip gibi upuzun ada, çoğunluğu İngiliz de olsa göçmenlerden oluşmuş. Yani dünyanın türlü çeşitli insanları yaşamakta topraklarında…

Sen kalk “Müslüman” oldukları için camide namaz kılan insanlara kurşunlar yağdırır, toplu katliam yap…

BİLİR misiniz? Bir gün bu dünyada “Haçlı Seferleri” gibilerinden Hristiyanlar Müslümanlar arasında dünyasal savaşlar kopacak. Ortadoğu’da yaşananlar habercisi, Yeni Zellanda’daki katliam uyarısıdır! Yaşanan olaylar o kaçınılmaz felaketin ayak sesleridir.

(Fakat artık Müslüman ülkelerin de kendilerini yenilemeleri gerekir. Bağnazlık ve yobazlık timsali olarak nitelenirken aslında Müslümanlıkla ilgisi olmayan, kapsamında “terörle teröristin” bulunduğu yapısal kusurlarından sıyrılmaları gerekir… Yoksa dikile dikile birgün daha büyük kıyametler kopacak bu dünyada…

 

**********

DURUMLAR BERBAT

Geçen hafta çok üzüldük! Bir işinsanımızın evinin önünde hem de dışımızdan gelip aramıza katılan “yabancı” insanlar tarafından kurşunlanarak öldürülmesi, “fakat bu nasıl bir ülke olmuş” sorusuyla o kurşunlar gibi deldi beynimizi!

Çok kısaca Eoka saldırılarından bu yanadır Kıbrıs Türk halkı böylesi terör estiren olaylara tanık olmadıydı!

FAKAT asıl fecaat Dörtlü Koalisyon hükümetinin olayları önleyicilik kabiliyetini yitirmesi. Olup bitenlerin olup bitmeden önünde koşması gerekirken, peşinde koşturmak zorunda kalması! En büyük zafiyet de bu olmalı. Çünkü “olaylar yaşandıktan” sonra tedbirler almaya çalışmak “caydırıcılığı” kadük duruma sokuyor.

MESELA “işçilerin inşaatlardan düşüp düşüp ölmeleri sonrasında alınmaya çalışılan tedbirler ve yasal zorunluluklar çok önceden gerçekleştirilmeliydi ki yararlı olabilsindi.

Sadece bu hükümet değil! Geçmiş hükümetler de “geleceği görüp okuyamadılar!”

Ben bu çarpıklıkları yönetim erkinde olması gereken iki eski Türkçe kelimede topladımdı. Biri “geleceği görmek” anlamında “basiret” diğeri de “şimdiki zamanı değerlendiren “teenni…”

Yönetmek ustalık ister. Yani ne? Okullar açıldıktan sonra eksiklikleri görüp tamamlamaya çalışmak kaos yaratır! Fakat açılmadan eksikleri saptayıp çözüm getirilmesi memnuniyet ve devlete güven kazandırır.

Bir gün bu ülkede nüfusun artacağı, trafik sorunu olacağı bilinmeli, tedbirler alınmalıydı değil mi? Onca ve onlarca üniversite kurulmasına izin verilmesinin başımıza dert açacağı da görülmeliydi!

Görülemedi! Ve artık tedbir almak için  çok  de geç kalındı! Kaldı ki alınan önlemler çıkartılan yasalar da “felaketler, çarpıklıklar sürecini” yavaşlatmaya yetmiyor!

*****

ÖTE yandan: Galiba biraz da Serdar Denktaş’ın geçmişten kaynaklı “politik deneyimi” olmalı. Kaçtır hükümeti mali yönden “çareler tükenmez” formülünde ipten aldığını görüyoruz.

Ki bir yılı aşkın süredir hâlâ TC ile “mali ve ekonomik protokol” imzalanamadı, seçimlerin bitmesi dolayısıyla Nisan ayı bekleniyor…

Bu süre içinde bırakın “yatırımları” kamu görevlilerini ödeme yükümlüğünde ne yapacak bu hükümet?…

Dediğimiz yerde Serdar Denktaş bir çaresini buluyor. Buluyor ama devletin borcu da ödenemeyecek duruma geliyor…

Artık dünya alem biliyor ki “kurumlarımız” batık durumdadırlar. Ve hemen hepsi de “devletin” kendilerini kurtarmalarını beklemektedirler!

YANİ artık öyle bir sürece girildi ki “kurumlarımız” batacak devlet biteviye para pompalayarak kurtaracak! Onlar yine batıracak devlet yine…. Derken devlet de battı ama!

Kısaca geçmişte belirli zaman dilimlerinde görülen mevsimlik sorunlar artık günlere yayılmış, faturasını ödeyemeyeceğimiz” “borçluluk ve kırılganlıklar” içinde geçiyor…

Vesselam “durumlarımız iyi değil” dediğimizi aşarak “berbat” kelimesiyle buluşuyor!

 





Başa dön tuşu