Köşe Yazarları

Fonksiyonel çözüm






Avrupa’da, gitgide daha çok yetkili veya örgütlerin de katıldığı seslendirmeler işitiliyor. “Nasıl bir çözüm” sorusuna cevap vermeden gelişen bu kıpırdanmalar, “çözüm olacak varsayımına dayanıyor.” Çözüm motivasyonunu pekiştirip ve yayma bakımından tabi ki yararı oluyor. Sürekli “çözüm olduktan sonra  Kıbrıs her yönden uçacak deniyor. Çözüm için harcanacak paranın kat katının bu büyüme ile kazanılacağı hesapları yapılıyor… Ve tüm bunlar doğruya doğru, olumlu değerlendirmeler oluyor.

AB’NİN UMUDU: Talat’ın müzakerecilik döneminden beridir ısıtıp ısıtıp gündeme getirdiğim bir nakaratım vardır. “Kıbrıs sorununu çözecekse AB çözecek!”  Niçin BM’ler değil? Eğer Güney Rum Yönetimi AB’e üye olmasaydı BM’ler her ne kadar dünyada hiçbir siyasi sorunu çözme başarısı göstermemiş  de olsa,  bu konuda şansı daha büyük olacaktı. Muhtemelen her iki halka da “çözüm olursa birlikte AB’ye üye olacaksınız” denecek ve müzakerelerin direkt seyri bu eksen etrafında dönecekti.

Şimdi bu şans AB’nin elindedir. Nitekim sesler de AB’den işitiliyor. Sonuncusu “AB Yatırım Bankası Başkanı” Hoyer’den geldi. Güney’i ziyareti sırasında Çözümün sağlayacağı ekonomik kazanımlara dikkat çekerken, tüm ada ekonomisinden 20 milyar euro gelir sağlanacağını söyledi… Bu olasılığa  Her türlü muzırlığımı bir yana koyarak “neden olmasın”  diyorum ve ekliyorum: Mesela “turizm.”

       GELECEĞİN YILDIZI: Çözüm olsa da olmasa kuşkusuz geleceğin sektörü turizm olacaktır.  Dolayısıyle  AB’nin Merkez Bankası Başkanının vurguladığı şu 20 milyar yuroluk gelir, her halde olmayan ağır sanayiden, kapasitesi sınırlı tarımsal ürünlerden veya plastik kovalarla bardaklardan sağlanamayacağından, tabi her iki yakaya da akacak turistten, turizmden   sağlanacaktır. Ki daha Barış Harekâtından çok önceleri  Amerika’nın üst düzey bir elçilik mensubu (Parker) Baf’ta konuşurken,  Türklerle Rumların barışçı çözümde buluşması halinde adanın hem turizm hem de uluslar arası kültürel, sportif, politik etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir “büyüklüğe” ulaşacağını söylüyordu. Hem de heyecanla..

SİHİR VE KERAMET ÇÖZÜMDE: Başa döndük. Güney’le Kıbrıs’ın bütününü ilgilendiren “kalkınma ve büyüme sürecinde” tabi ki ancak kadersel bir çözümde buluşabiliriz. Kısaca birbirimize kazık atamayacak bir çözümde! O zaman da  ve hâlâ ucu açık olan “nasıl çözüm” sorusuna  “10”luk cevap vermemiz gerekir. Yoksa çözüm derken,  Kıbrıs adası bir kez da başımıza yıkılır…

 

BÜNYEMİZE UYMAZ TERANESİ. (HÜKÜMET GÖÇTÜ HÂLÂ AYNİ İDDİA VE KTTO’SI!)

Öylesi kanunlar kurallar aktardık ki bünyemize ya üzerimizden sarkan bol elbiseler gibi içlerinde kayboluyoruz yahut mengeneye sıkışmış gibi hareketsiz kalırken boğuluyoruz! Bu hükümeti kurma  çalışmaları da öyle! Bakın:      Memlekette bir ekonomik kriz yaşanıyor!

Bu krizden dolayı koalisyon hükümeti de krize giriyor ve istifalar sonucu kadük hale geliyor!

       Ve başlıyor prosedür çalışmaya:

İstifa Cumhurbaşkanına verilirken, Cumhurbaşkanı da Hükümeti kuracağına inandığı ve  uygun gördüğü bir “kişiyi”  görevlendirecek ya neden sonra Özgürgün görevlendiriliyor. .

Kısaca UBP Genel Başkanı Özgürgün Hükümeti ancak 16 Nisan’da sunabilecek. Tabi başarırsa..

       ZAMAN BOŞA AKIP GİDECEK: Ki Özgürgün başaramazsa tu baştan! Bir 15 gün daha geçecek! İşin kısası “Hükümet Krizlerinden” çıkıp “hükümet kurma krizleri” yaşamak akla hiç  uygun gelmiyor. (İnşallah bu yasalar daha fonksiyonel bir hale getirilirler.) Ötesi haberlere gelince:

Lefkoşa dükalığı  armada gemisi gibidir. Her hükümet oluşumunda hem “tayin edici” hem “icracı” olur. Yine öyle olacak da biz işimize bakalım:

       Geçtiğimiz hafta “CTP’nin bu istifa olayına canının çok  sıkıldığını yazdıydım. Çünkü böyle bir siyasi tasarrufu UBP’den beklemiyorlardı.  Çünkü matematiksel olarak UBP, DP ile hükümet oluştursa da Taçoy’un başını çektiği görünen bağımsızların da desteğine ihtiyacı olacaktı. Yani “istifanın” yeni hükümet kurulmasında garantisi yoktu! Oysa UBP bu hesapları bozarak istifa etti!                                  Bundan sonra  hükümeti kurma çalışmaları başlayacak. Şimdiden  “Bakanlıkları” paylaşma tartışmaları olduğu söyleniyor. Haydi heyecanlı günlere diyelim ve gelelim Mali Protokol tartışmalarına.

BÜNYEMİZE UYMAZ LAFLARI. Yorgancıoğlu Hükümetinden kalma laftır. Buna karşın bir başka laf daha olmalıdır  ama.

Neden KTTO’sı söz konusu Güney-Kuzey ilişkileri olduğunda siyasetin bam telinde çalar da  konu “bizzat ülkenin   sosyoekonomik gelişim ve yeniden yapılanmasını çakan “Mali ve ekonomik Protokolün uygulanması” sorununa geldiğinde, “özelleştirmeler” konusunda beklenen tavrı ortaya koymaz!

Ki hatırlatalım. Bu “özelleştirme” lafı ne zaman gündeme gelse “sendikaların” çığlıkları ayyuka çıkar. CTP, TDP gibi partiler goncoloz gelecekmiş fobilerine kapılırlar!                                   Yani “Özel sektör” bu kadar mı “korkunçtur!” Ki reformlar paketi ile özelleştirmeler söz konusu oldukta memleketi felakete sürükleyecek! Öyle mi? Doğrusu sineye çekilecek bir suçlama değildir! Ve artık zamanı da gelmiş geçmektedir. Şöyle ki:

       Bu ülkede sadece “devlet ve hantal merkeziyetçi bürokrasi” sadece “kamu görevlileri,”  sadece “işçi ve esnaf” yoktur! Olması gerektiği için “olan” Ticaret erbabı da vardır, irili ufaklı sanayiciler de vardır hatta “komprador burjuvazi” de vardır.

ÜSTELİK: Üreten, ihraç eden, ithal eden, memleket ekonomisini yönlendirip şekillendiren de bu sektördür. Eee? Ekonominin şah damarında atarken neden Özel’e ve Özelleştirmelere karşı bu olumsuz tepkiler?

 

KISACA TAKILDIĞIM. (EĞER İSTENİLEN YERDE OLSAYDINIZ.)

Geçtiğimiz hafta memleketin Ekonomik Örgütleri bir araya gelerek Siyasetteki krizlerin ekonomiyi vurduğunu konuştular..

Eğer Ekonomiyi vurduğunu iddia ettiğiniz o ekonomik arayış ve gelişmelerle reformların içinde olsaydınız böylesi siyasi krizlerin patlak vermesine bizzat mani olurdunuz…  Eğer “sorunlu kurumların” patronluğuna talip olsaydınız, gelip giden hükümetler  bakkalcılık elektrikçilik, suculuk, sütçülük, patatesçilik portakalcılık yapamayacağından öylesi hükümet kirizleri de kopmayacaktı… Eller taşın altına demek istiyoruz. Aile şirketlerinizi  “büyük ortaklıklara” dönüştürme zamanı çoktan geldi.








Başa dön tuşu