Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Röportaj

“Fakirken de mutlu olun”

Başkalarının yanında 5-6 lira kazanmak için davar beklemiş Süleyman amcam… Teyzeciğimin pamuk tarlalarında geçmiş gençlik yılları… Nasıl tanıştınız sorusuna ise, “Zaten çocukluğumuzda beraber oynardık” diye gülümseyerek anlatıyor Zarif neneciğim… Kızın babası dünürcülük gecesi oğlanın annesine “Senin oğlun insan değil” bu iş olmaz demiş… Ama Süleyman amcamın dayısı daha sonra vermiş müjdeyi kendisine… Duyar duymaz iyi haberi “çok ferah ettim” diyor dedem… 2 sene nişanlı kalmışlar… Evliliklerinin sırlarını ise “tuttuğumuz işi başardık, birliğimizi bozmadık” diye gururla sevinçle dedemin gözlerinin içine bakarak anlatırken dedemde her gece Allaha şükrederek mutluluktan ağladığını söylüyor… Bizler de sizlere bu mutlu evliliğinizin bir ömür sürmesini temenni ediyor ve yaşam hikayeniz genç çiftlere örnek olur umuduyla mübarek ellerinizden öpüyoruz…

Ali Atamer: Bize kendinizden bahseder misiniz?

Z.Ö: Benim adım Zarif Abdullah Hacı Hüseyin Lord. 1931 doğumluyum. 6. ayın 15'inde doğdum. O zaman 7 kardeştik. Eskiden ailemize yardım ederek geçerdi gençliği insanların. Bez dokurduk, Pamuk işlerdik. Pamuklar tarlada ekilir, toplanır onun çekirdekleri makinde ayrılır, ondan sonra döner çıkrıkta iplik yapar ve onlara bez dokurduk. Ayrıca babamın koyunları vardı. Abim ilgilenirdi onlarnan. Orak zamanı araklardık bir araziyi gider biçerdik. Harnıp-zeytin toplardık hem gendimiz için, hem satardık öyle geçti zamanım.
S.Ö: İsmim Süleyman Mulla Ahmet Önal. Biz Zarif teyzenle kardeş evladıyık. Bizim hayatımız senede 5-6 lira kazanmak için başkalarının yanında davar beklemeynan geçti. Ne zaman yaşımız ilerledi işçilik peşine düştük. O dönemde bana kız ayarlamaya çalışırlardı ama nasip şimdiki hanımıma imiş. Onunla beraber yuva kurduk.

Ali Atamer: Zarife teyzeciğim birbirinizle tanışmanıza ne vesile oldu?

Z.Ö: Çocukluğumuzda beraber oynardık zaten. Kardeş gibi büyüdük. Böyle bir ciddiyet yoktu. Abim derdi gene “gel bekle koyunları da verecem sana kız kardeşimi” bu da utanırdı kaçardı. Gerçekten aramızda daha önceden bir şey geçmedi. İşte kısmet kaderdi herhalde…

Ali Atamer: İki taraf arasında görücülük oldu muydu?

Z.Ö: Kayınvalidem geldi istedi beni babamdan. O gece babamın bir lafı vardı kayınvalideme; “Senin oğlun insan değil” dediydi kaynanama. Bunun üzerine “neden” dedi kaynanam. Babamda “Senin oğlun yaramazlık yaparmış gavede orda burda, gavedeki adamların altından sandalyeleri çekermiş” dedi. Kaynanam da “çocukluğuna ver tecrübesizlikten” demiş ve babamın gönlünü ettiler ve nişan hazırlıklarına başladılar…
S.Ö: Beni dayım gumanda ederdi. Onlar aracı oldular yuvamızı kurmak için. Dayımın bir lafı vardı hiç unutmam kaynatan olacak olan o adam seni istemez ama bizi gırmadı verdi kızı. Ben da ferah ettim çok öyle deyince dayım.

Ali Atamer: Teyzeciğim sizlere nişan yüzüğü taktılar mıydı?

Z.Ö: Bir kuyruklu şekerle nişanı taktılar. Anne babalar taktıydı yüzüklerimizi. 2 sene nişanlı kaldık.

Ali Atamer: 2 sene nişanlılık döneminden sonra nikah töreni yaptı mıydınız?

Z.Ö: O zaman yeğen yeğene nikah düşmeyecek diye kanun çıktıydı. Annelerimiz bu çıkan yeni kanuna rağmen karar aldılardı nikahımızı kıymaya. Nikah düğünü olmadıydı ama Bir tuvaletle kapının ardında nikahım kıyıldı. Damadın ailesinden biri kapıyı geldi vurdu ve 3 defa nikahını kıyayım mı diye sordu. Ben utanırdım söylemeye. Biz alışmadıydık konuşmaya. Değil nikahta evde bile konuşmazdım ben. Annemle yeğenim benim yerime karar verdiler ve benim tarafımdan evet dediler. Nasıl olsa kapılar kapalı gelini kim görecek. Nikahımızı camide kıydılar ve annem bir mendile bahşiş koyup köyün ileri gelenlerinden biri olan Ahmet Ağa’ya verdiydi.
S.Ö: Bir nikahla bugünleri bulduk Allah herkese böyle evlilik nasip etsin

Ali Atamer: Nikahlı kaldığınız yıllar nasıl geçti? Bizimle paylaşacağınız anılarınız var mı?

Z.Ö: Tabii var. Süleyman dayın Bir bayram sabahı geldi eve alsın beni da gidelim sinemaya. Annem ovada koyun bekler, babam da başka işlerin peşinde. Ben da gidemem dedim Süleyman’a. Çünkü Annem ve babamın haberi olmadan hiçbir yere gidemezdim. Çünkü, biz öyle yetiştirildiydik ve nitekim “gitmem” dedim nikahlıma. Bunun üzerine kocam ovada davar bekleyen anneme gidip izin aldı ve geldi beni sinemaya götürdü. Tabii sinemaya otobüsle gittik, saat 3 gibi, gece yarısı geldik eve. Sabah olduğunda babam dedi bana “had e gübreleri sulamaya gidelim”. Neysa gider gitmez sordu bana “niye gittin akşam bayrama, benden izin almadan, niye gittin” dedi. Ben da gittim dedim napayım. İzin aldı Süleyman annemden da öyle gittik bayrama. Tam o sırada elindeki küreği ters çevirip vurdu baş parmağıma. Vurmasında parmağımın eti koptu. Tabii saygımdan ben bişey demedim babama ama içimden gızdım. Ertesi sabah geldi Süleyman dayın ha de gidelim gene bayrama . Onun üzerine eti kopmuş parmağımı gösterdim kendine. O da bana dedi ki istersen gitmeyelim madem böyle yaptı baban sana. Ben da dedim gendine, “ucunda ölüm olsa gene giderim seninle bayrama”. Ve gittiydik nitekim. Ama evlenene kadar kurallarımızı bozmadıydık. 2 sene nikahlı kaldık. 2 sene boyunca bayramlarda gezmeye gittik babama rağmen .

Ali Atamer: Düğün-dernek yaptı mıydınız?

S.Ö: 4 gün 4 gece düğün yaptık. Ama zengin insanlar 8 gün yaparlardı. Biz orta halli olduğumuzdan dolayı 4 gün olduydu.

Ali Atamer: Düğünde yapılan hazırlıklar eğlenceler neydi?

Z.Ö: O zaman gelinleri köyden dışarı çıkartıp davullu zurnalı gezdirirlerdi ama ben istemedim gezeyim ve gezmedim da.. Ondan sonra da düğünün yapılacağı havluda büyük beyaz mumlar yakılırdı. Kozan Marşı çalınırdı. O zamanın kemancıları başkaydı. Memedaliler grubu vardı. İsmail vardı kemaneci. Eski çalgıcılar şimdi yok. Kına Günü ise misafirlere, uzaktan gelenlere yemekler yapılırdı. Akşamüstü dövmeler dövülürdü. Buğday dövülürdü, davullu zurnalı herkes oynardı. Kına sabahı da herkes güreşmeye giderdi gene davullarla orda gücüne güvenen güreşirdi.. güç denemesi yaparlardı herhalde… Oyun oynarlardı işte. Damada yakarlardı gece yarısına doğru kınayı. Gelini da güneş doğarkana. Ellerine, hem bir ayağına yakarlardı kınayı.
S.Ö: Erkekler ayrı gavede eğlenirdi. Çalınırdı davul. Gümanımız yoktu yeme içme yapalım işte biraz içki biraz tavuk kestiydik.

Ali Atamer: Evlendikten sonra geçiminizi neyle ve nasıl sağlardınız?

Z.Ö: İlk bereketimiz domuz beslemekle başladı. İngiliz kampından yaz girişi 5 liraya aldığımız domuz piliçlerini, kış gelişi 40- 50 liraya satardık.
S.Ö: Yuvamızı kurarkana 32 lira şilin para toplandıydı. Ama 2 günde 7 şilin paramız galdıydı. Bunun üzerine Rum tarafına çalışmaya gittim. Çalıştığım yere bisikletle giderdim. 21mil uzaklıktaydı. Günde 8 saat çalışırdım. Daha sonraları motor almaya karar verdim. Çünkü bisikletle yorulurdum gidip gelmeye. Ama Rum arkadaşlar beni bu kararımdan döndürdüler çünkü motor tehlikelidir hem karın da hamile ondan sonra bişey da olacak sana onun için motor yerine araba almamı söylediler. Önünde İngiliz bayrağı olan arabalardan aldıydım. Arabanın modeline “standart” derlerdi. İşten gelirdik arkadaşlarla onlar otururdu gaveye kumar oynamaya, ya da içki içmeye. Ama ben köyün yumurtasını palazını toplardım sepetime ve bir Rum vardı ona götürür satardım ondan da para kazanırdım. Pazar günleri ise alır hanımı gider alıç toplar Karaoğlanoğlu'ndaki fabrikaya götürür reçel yapardık. Onları da satardık. Çok işledik oğlum biz. Ayyorgi’de alıç fabrikası vardı ve topladığımız alıçları köylülerde para karşılığı satardık ve alıçtan çok para kazanırdık. Bir da giderdik yol işlerine. Yüz bir evlerinin asfaltında çalışırdık. 4 şilin günlüğü. “Gadife kale” derlerdi eskiden “beyaz evlere”. Kaleye (beyaz eve) güneş doğmadan gider güneş battıktan sonra gelirdik evimize. Bütün köylü karayollarında çalışırdı kadını erkeği, yaşlısı genci. Yolun temel taşlarını keserdik. Bir da taş ocağı vardı. Gaminilerde çalıştık. Evvel iş öyleydi. Taşları sırtımızda taşırdık o yokuşu öyle çıkardık. . Kendi ekmeğimizi kendimiz taştan çıkarırdık. Bizim karakterimiz öyleydi. Böyle geçindik biz.

Ali Atamer: Bu kadar işin gücün arasında kendinize vakit ayırabiliyor muydunuz?
Z.Ö: Tek eğlencemiz düğünlerdi. Ne radyo vardı, ne televizyon. İnsanlar beklerdi düğün-dernek olsun da eğlensin. Herkes işini gücünü bırakıp düğüne gelir günlerce eğlenirdi. Bir kişinin gramofonu vardı, köyde sadece onu dinlerdik. O da, köyün en zenginiydi. Bir zarif hanım vardı türkü söylerdi. Gramofonda duyardık sesini kara zümrülü diye bir türkü söylerdi. Bir da vardı katmere vur bir rumba rumba da rumba rumba diye ama gerisini unuttum…

Ali Atamer: Bizler için bir türkü söyler misiniz?

S.Z.Ö: Yollar niçin bitmiyor ayrı geçen gün gibi… Susadı deli gönlüm susuz kalan gül gibi… gözlerim yollarını, kollarım seni bekler….

Ali Atamer: Neneme söylerdin bu türküyü.

Z.Ö: Yok canım eskilerden bir şarkı işte.
S.Ö: Sesim güzeldi diye eskiden düğünlerde sabaha kadar söylerdim.

Ali Atamer: Bir yastıkta acısıyla- tatlısıyla, hüznüyle- sevinciyle geçen bir ömrün sırrı neydi?

S.Ö: Yuvamızı kurarkana “aç kalacayık, susuz kalacayık, uzun ömürlü her şeye razı olarak geçineceyik” dedik ve bunu başardık. Bunlara katlandığımız için çok fakir günler de çok iyi günler da geçirdik. Mutu olduk geçindik. Şimdi çok mutuyum. Ne fakirliğimizi, ne tartışmalarımızı hiç kimseler duymadı. Gece yattığımızda kollarımızı açarık Allaha şükür ederik mutluktan ağlarık.
Z.Ö: Aramızda, tartışmada oldu kavga da oldu. Her evlilikte mutlaka olur.. O bana vurursaydı ne bulursam atar kırardım ortalığı. Ama küsmezdik. Hâla öyleyim. Kavga hâla ederik. Ama kesinlikle küsmeyik.
S.Ö: Hiç kıskançlık da olmadı. Öyle birbirimizi kıskanalım..
Z.Ö: Eğer o yapsaydı çapkınlık o kendine aittir. Benim hanımlığım bozulmaz kurallarım bozulmaz o kendinin bileceği birşeydir.
Z:Ö: Tuttuğumuz işi başardık. Birliğimiz bozmadık. Evliliğimizin sırrı budur işte.
S.Ö: İşin sırrı imzayı atarkendir. İmzayı atarken iyi düşünecen. Adam gibi birbirine sevgi saygı içinde geçinip gidecen. Biz böyle yaparak 57 yılımızı birlikte bulduk…

Ali Atamer: Son olarak bizlere neler söylemek istersiniz?

Z.Ö: Evlilikte kavga olursa güzel olur. Ama kavga edip anama gidiyom, içki masasına gidiyom dersa olmaz öyle sakın yapmasınlar. Sakın zengin veya güzel aramayın. Mutlu olacağınız kişi ile evlenin. Testi bardak yana yana koduğunda tokuşur düşer devrilir o dur. Evlilik o dur onu koruyacan oğlum…