Köşe Yazarları

Faiz kararı ve etkileri

Döviz kurlarının, son zamanlarda özellikle bu yıl ve geçen bir yılda gerçekleşen değer kaybı karşısında, piyasalar bu hafta Türkiye’de TCMB’nın 25 Nisan PPKurulu toplantısı ve açıklayacağı faiz kararını merakla beklemekte idi. Yalnız piyasalar değil, vatandaşlar da gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de herkesi ilgilendirdiği cihetle artan kurlar karşısında faiz hadlerinin ne olacağını merak ediyordu. Aynı zamanda alınacak kararın, piyasalardaki kıymetler ve döviz kurları üzerindeki etkisi tartışılmakta idi.

Ancak beklenen TCMB faiz kararı ile politika faizi (%8),ve TCMB borç alma(7.25) ve borç verme (%9.25) faizlerini bu ay yine değiştirmedi. Sabit bıraktı. Ancak dolaylı bir etki yaratan Geç Likidite Penceresi(GLP)faizini 75 baz puan arttırdı ki bankaların ö.s son kapanış saatlerinde ihtiyaç duyabilecekleri miktar için TCMB’dan borçlanmalarda uygulanan faiz hadleridir.

TCMB Başkanı, bu karar vesilesi ile geçen dönemlerde olduğu gibi fiyat istikrarının sağlanması için ölçülü sıkılaştırmaya gidileceğini söyledi. Ayrıca kurların enflasyona olan etkisi konusunda artan ithalatta kur nedeniyle fiyatların olumsuz etkilendiği yönünde beyanatı olmuştur.

Faiz kararından sonra aynı günlerde kurlarda bir değişiklik olmadığı gibi TL, dolar ve euro’da gün içinde önce kısa süre bir iniş sonra çıkış devam etti.  Borsa da aynı gün düştü, % 2 değer kaybetti. Cuma günü ise kurlarda özellikle sterling’de düşüş oldu..  Ancak dolar ve euro’da kanaatimce yeterli veya etkili bir düşüş sağlayamadı.

Piyasa uzmanlarının bazıları GLP faiz kararının gelecek için olumlu olduğunu hatta Cuma günü döviz kurlarındaki belli düşüşlerden sonra TCMB faiz kararının olumlu etkisinin görüldüğü kanısında. Bazıları ise yeterli olmadığı ve Merkez Bankası’nın yapılması gerekenin direk faizlerde olduğu görüşünde. Ve zamanında ve yerinde şimdiye kadar müdahale edilseydi bu seviyelere çıkmayabileceği değerlendirmeleri de var.

Açık piyasa sistemlerinde ve serbest kambiyo rejimlerinde, özellikle de kalkınmakta ve dış sermaye ve dış döviz borcu olan ülkelerde ki Türkiye bu kapsamdadır, TL reel faizlerinin yeterli oranda olmaması halinde tasarrufların ters yönde etkileneceği ve dövize olan talebi arttıracağı cihetle kurları etkilemesi beklenen bir gerçektir. Nitekim Türkiye’de tasarruflar, kredilerden % 20 civarında daha düşük. Reel faizle, döviz kurundan kaynaklanan paranın değer kaybı mukayese edildiğinde vatandaşı ve şirketleri dövize yöneltiyor. Bu da döviz talebini arttırıyor. Ayrıca büyük yatırımlar ve kalkınma hamlesi içinde olan ülkede eksik finansman dolayısıyla da dış borçlanma dövizle olduğundan, özellikle geri ödemeler dönemlerinde döviz talepleri de her halükârda döviz fiyatlarını arttırıyor.

Bu yıl cari açık ve dış ticaret açığının bir miktar artması dövize olan ihtiyacı da ortaya koyuyor. Bu da döviz fiyatlarını ve maliyetleri ve bağlantılı olarak enflasyonu yükseltiyor. Yani çok yönlü etkiler var.

TCMB Başkanı da aslında yüksek enflasyonu kurların etkilediğini, ve ithalat fiyatlarındaki artışta etkisi olduğunu ifade ediyor. Bir de uluslararası global faizlerin yüzdelik oranlarının yükselmesi de TL’nin aleyhine gelişiyor. ABD’de 10 yıllık tahvil faizlerinin %3’e yükselmesi dolar değerini arttırmıştır.

2017 yılı ve 2018 ilk aylarındaki TCMB fonlama maliyetleri, çıkan tablolara göre yatay seyrettiği halde, piyasadaki maliyetleri ve kurların artışını engelleyemedi. Ve öngörülen hedef enflasyon oranları bir kat fazla oldu. (%5+ yerine % 10.2) Bunun Nisan sonu % 11 olacağı tahminleri var. Bu da gösteriyor ki fonlama maliyetleri olan mevcut faiz hadleri kur ve enflasyona fren yapamıyor.

Çünkü dövize açık ülkelerde halk yalnız enflasyona göre değil, dövizin ve yerel paranın değer kaybına veya kazancına göre de mukayese ederek hareket eder. Çünkü döviz bu tür ülkelerde Türkiye ve KKTC gibi direk maliyetleri etkileyendir. Hele KKTC’de bilinen çeşitli nedenlerle direk etki daha çoktur.  Dolayısıyla bu şartlarda, maliyetleri ve enflasyonu etkilemesinden çekinilen ve yatay bırakılan TL faiz artışından çok, artış nedeni yukarıda saydığım nedenlerden dolayı döviz kurlarındadır.

 

   Müşavirlik Yasası,

Üst Kademe Yasa’sında yapılan değişiklikle yasanın geçtiği tarihten sonra görevden alınacak üst kademe yöneticilerinin, Müşavir’lik statüsüne geçtikten sonraki dönemdeki hak ve statüleri ve yükümlülükleri ve sorumlulukları ile devlet hizmetlerinde hangi görevlerde bulunabilecekleri ile ilgili uygulanacak hükümleri, yasal bazda belirlemesi bakımından kanaatimce çok yararlı oldu. Atanacak olanlar, sonrasında görevden alındıktan sonra hak ve geleceklerini bilecekler ve siyasi partilerin insafına bırakılmayacaklar. Atamada bu şartları da bilerek kabul etmiş olacaklar.

Burada eski atamalar kapsam dışı bırakılmıştır. Ayrıca müşavir olup da bu tarihten sonra yapılacak atamalarda üst kademe Yöneticisi olacaklar da kapsam dışı bırakıldı. Halbuki bu tarihten sonra yeniden atanacakları cihetle eski statülerini kaybetmiş sayılmazlar mı? Çünkü yeni atama dolayısıyla kendi opsiyonlarını kullanarak yeni yasayı kabul etmiş sayılırlar. Dolayısıyla bu tarihten sonraki atamaların eşit şartlarda olması daha uygun olurdu düşüncesindeyim.

Her hâlükârda, siyasi partilerin son dönemlerde artan partizanlıklar dolayısıyla haksız bir şekilde gururu ile oynanarak evine gönderilen !! ve sayıları oldukça artan ‘müşavirlere’  yapılan haksız bir uygulama idi, ve devleti zarara da sokan ilgili Yöneticilerin bu eylemleri de zaten yasal değildi. Eskiden üst kademeden alınan yöneticiler devlette ilgili bakanlıklarda işbaşı yapar, görev yeri belli olurdu, gereğince de yararlanılırdı. Sonradan yararlanılmadığı gibi evlerine de gönderilmeye başlandı ki kimsenin buna yetkisi yoktur.  Çünkü hiçbir Yasa’da görevden alınan kamu görevlisinin evine gönderilmesi yetkisi kimseye verilmediği gibi tam mesai yapmadan maaş ödenmesi de hiçbir yasaya ve devlet ciddiyetine uygun bir uygulama değildir. Üstelik bordrolara tam mesai yaptığı gösterilerek imzalanması.! Burada bir de bazı yetkililerin bu yasadan önceki yaratılan bu ‘müşavirliğe’,  ‘müşavirlik kadrosu’ tabirini kullandığı görülmektedir. Öyle bir kadro yoktu. Sadece Keyfilikten yaratılan bir uygulamadan kaynaklanan ve hem insan kaynaklarının israfı hem de maaş açısından zarar vermekte olan bir gayrı yasal düzendi.

Sadece bu sebeplerden dolayı bu yasa doğru bir yasadır, daha doğrusu temelden düzeltmek için bir başlangıcı olmuştur.




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı