Çok eskiden acayip inanışlar vardı adada.
Kıbrıs adası Afrodit (Venüs)’e Tanrı tarafından verildiği, armağan edildiği söylenirdi.
Dönemin insanları bu inanç içerisindeydiler.
Hal bu vaziyette olunca,
Kıbrıslılar kızlarını deniz kıyılarına gönderirler,
Bakireliklerinden kazandıkları maddi çıkarı Afrodit’e armağan ederlermiş…
…
Kutlu Adalı Kıbrıs için boşuna “Akdeniz’in fahişesi” dememişti.
Ama bu fahişelik bu efsanevi olaylarla sınırlı değildi.
Esasen, adanın fahişeliğinde siyasi bir içerik vardı ve doğrusu gelen giden tarafından delik değişik edilmiş bir adaydı burası…
…
Halkın oluşturduğu kültür resmi müdahalelerle paramparça edilmek istenebilir.
Kıbrıs’ta iki toplum birbirine düşürülünce,
Ki düşürülmeye ne kadar müsait olduğu günümüzde de görülmektedir,
Kültürel, sosyal dokuya da müdahaleler başlamıştı.
Sokak ve meydan isimlerinin değiştirilmesi bunlardan biriydi…
…
Öteden beri ahalinin ağzında gezen Sarayönü ismi, Atatürk Meydanı ile değiştirilmek istenmişti.
Bu olay henüz Belediyeler ayrılmazdan önce Lefkoşa Belediyesi’nin Rum Başkanının katkıları ile olmuştu.
Lakin o günden de evvel bugüne kadar bu meydan Sarayönü olarak bilinmekte ve söylenmektedir.
Ahalinin ağzındaki Ayasofya Camisi, resmi kayıtlarda Selimiye Camii’dir.
Ayasofya Meydanı da Selimiye Meydanı…
…
Öte yandan halkın ağzında Dereboyu demezsen bu bölge bulunamaz.
İngiliz döneminde Shakespeare Caddesiydi,
Edebiyatçıya karşı bir edebiyatçının adını verdi ileri zekalılar Mehmet Akif Ersoy Caddesi yaptılar.
Git, birine Mehmet Akif Ersoy caddesini sor, kendini Ankara’da sanacak.
Dereboyu bilir.
Oradaki iş yeri sahibi de iş yerinin adını Mehmet Akif değil, Dereboyu koyar…
…
Diyeceğim,
Neyin ne kadar yaşayıp yaşamayacağı halkın diline muhtaçtır…
…
Bu adanın fahişeliği böyle bir şeydir.
Sokak isimlerinin de, meydan isimlerinin de, şehirlerinin de, dağlarının, ovalarının, sahillerinin de içine edersin.
Ettikçe tanınmaz hale gelir.
Zaten toplumsal hafızası kalmaz.
Gün gelir ne yapsan çare olmaz…
…
Geçtiğimiz gündü,
Bir arkadaşımız “hisar üstünde oturuyorduk” deyince bu yazıyı yazayım dedim.
Öyledir,
Arabahmet’te değil hisar üstünde oturulurdu…
…
Sonuç olarak,
Adanın fahişeliği sürüyor.
Sokak adlarını bile yaşatamayanlar neyi yaşatacaklarsa artık…
































