Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Evi olan evine, evi olmayan framo dibine

Sabahleyin 8.00’de anahtarı teslim etmiş ve kahvaltıdan kalkmış olmamız gerekirdi. Otelin lobisinde harekete hazır vaziyette bekliyor olmamız gerektiği söylendi. Üç gün içinde vatan özlemi ağır basmış olmalı ki eksiksiz, herkes lobideydi. Belli ki kimse geride kalmak istemiyordu.

Sisli, puslu ve yağmurlu bir havada koşar adımlarla otobüse gittik. Otobüsler, bizdeki gibi, öyle otellerin önüne kadar gelip yolcu almaz. Otobüs durağında durur ve ne yapacaksa orada yapar. Durakta hazır değilseniz sizi bırakır gider. Başımız bir defa çarptığı için hepimiz durakta hazır ve nazır bekliyorduk. Yağmurdan korunmak için kapı girişlerine sığındık. Köpeğini gezdirmekten dönen bir kadın, evinin kapısına zor ulaşabildi.

Brüksel’de iki gün hava güzel ve güneşliydi. Renkler parlaktı. Şimdi otobüste dönüş yolunda her taraf solgun renkli ve loş. Biz kentten çıkarken uzun araba kuyruklar oluşturan beyaz yakalılar (memurlar), ofislerindeki iş yerlerine gidiyorlardı. Mavi yakalılar (işçiler), herhalde, daha erken bir saatte, otobüs ve trenlerle iş yerlerine gitmiş olmalılardı.

Yolda giderken benim aklım hep biletimdeydi. İlgililer AXKIN adını AZKIN yapmayı becerdiler ama o da doğru değildi. Önceleri canım sıkıldı, sonra işin hikmetini çözer gibi oldum. Latin alfabeli bir Batı dilini bilmeyen bir Rum’a “G” harfini yazdırtmak deveye hendek atlatmaktan zordur. G sesine en yakın harf (Γ,γ) gammadır. G sesini duyan Rum, çoğunlukla bunu “K” harfi ile not edecektir.

Gel de bunu elin Belçikalısına anlat. Zaten kentte gördüğüm kadarıyla Belçika’daki çiftçi ve çobanların birçoğu ya polis ya da paralı asker yapıldı. Sokakta derdini anlatamadığın insanlara uçak alanında hiç anlatamazsın. Ne var ki bu hata kimsesinin gözüne çarpmadı. Zaten Batı’da aksi kanıtlanıncaya kadar insana güveniyorlar. Aksi kanıtlanınca da canına okuyorlar.

Bizim taraflarda bu çark tersine döner. Suçsuz olduğunu peşinen kanıtlaman gerekir. Uçağa binerken kafamda bir senaryo uçuşuyordu. Kimlikteki soyadın farklı olduğunu farkeden Türk polisi, beni sorgulamak için özel bir odaya götürür. Bunun bir hata olduğunu kabul etmez. Bunun altında bir bit yeniği olmalı. “Aç gözünü, uyandır canını; biz kül yutmayız” der bana. İlâhiyat fakültesi mezunu olduğumu hem de “Pek iyi” dereceyle mezun olduğumu öğrenince kesin karar veriyor: “Sen bizi kandırıp ülkeden kaçmaya çalışan bir Fetö’cüsün” der ve beni araştırmanın derinleştirilmesi amacıyla en yakın hapishaneye gönderir. Artık oradan beni KKTC Cumhurbaşkanı bile kurtaramaz.

Uçakta sağımda 50 yaşlarında solumda da 30 yaşlarında iki Rum oturuyordu. Ben de ortada. Ortada oturmayı sevmiyorum. Beni sanki biri sağdan biri soldan sıkıştırıyormuş gibi gelir. Kitabımı çıkardım, okumaya başladım. Uçak hareket eder etmez solumdaki genç üç defa istavroz çıkardı, sağ elini açıp kalbinin üzerine koydu ve bir şeyler mırıldandı. “İyi” dedim kendi kendime, “emin ellerdeyiz”.

Delikanlı, belli ki, uçaktan korkuyordu  Uçağın sesi mi değişti, uçak biraz salladı mı hemen üç istavroz, sağ el kalbe. Halbuki yolculuğumuz gayet sakin geçiyordu. Yemekler geldi. Yerken üç-beş kelam ettik. Bir süre sonra da günlük güneşlik olan Atina uçak alanına indik.

Atina’da uçağın en arkalarındaki yerime oturdum. Kahretsin gene orta yer. Baktım bizimkiler geldi başucumda duruyorlar. “Gene mi siz?” dedim ve kocaman bir “Evet” yanıtı aldım. Genç soluma, daha yaşlı olan sağıma.

Delikanlı ilk set istavrozları çıkarıp dua ettikten sonra kendisine şöyle dedim: “Bana bak, gördüğüm kadarıyla sen, sadece kendin için dua ediyorsun. Gökyüzünde sadece kendini kurtaramazsın. Ya hep beraber kurtulacağız ya da hep beraber gideceğiz.” “Hiç olur” dedi delikanlı, “Ben bütün dünya için dua ederim.” Dedim ki “Sen dünyayı bırak. Elbirliğiyle zaten onun içine ettik. Sen uçağı kurtarmaya bak.” O sırada uçak salladı ve istavroz faslı başladı. Sağımdaki eğilip kulağıma “Ben öyle saçma şeylere inanmam” dedi.

Yemekler geldi. Seçme hakkın yok. Brüksel – Atina makarna, Atina – Larnaka makarna. Aegean Hava Yolları’nın sahibi, makarna fabrikasına ortak mı nedir? Ancak iki makarna arasında benzerlikler olduğu gibi farklılıklar da var. İkisi de kırmızı soslu ve peynirli. Ancak birincisi başparmak kalınlığındaydı, ikincisi işaret parmağı kalınlığında. İkincisinde ayrıca iki tane de kıyma parçası vardı. Arkamdan bir Rum’un sesi geldi: “Eve gider gitmez, bizim kadına bir ay süreyle evde makarna pişirmesini yasaklayacağım.”

Uçak piste teker koyar koymaz, bizim delikanlı son istavrozlarını çıkrdı ve telefona sarıldı. Ben saf saf “Çok şükür, Larnaka’ya geldik” diye haber vereceğini bekledim. O ise babasını aradı ve mangalı yakmasını söyledi. Babası herhalde mangalın hazır olduğunu söylemiş olmalı ki “İyi, at etleri üstüne” dedi, “yarım saat sonra ordayım.” Sonra eşini aradı ve ona “Babamlarda şiş kebabı yemeğe gidiyoruz” dedi.

Delikanlının tam da önünde oturan, koltuğa da zor sığan tipte genç bir kadın telefonda konuşuyor: “İki tane şiş sipariş verin de geliyorum.”

İnsan evine, yurduna geldiğini anlıyor.