Rum tarafı “mülkiyette ilk karar hakkının üzerinde daha fazla değer yaratana verilmesini” “Türkler etnik temizlik peşinde” olarak değerlendirdiler.
Özellikle DIKO’nun başını çektiği ret cephesi görüşmelerin derhal kesilmesini önerecek kadar kendinden geçti.
Aslında diğer partilerin tavrı da ret cephesinden farklı değil.
Yani hükümette bulunan DİSİ ve ana muhalefet AKEL de aynı düşünceleri taşırlar.
AKEL Genel Sekreteri Andros Kipriyanu ile geçtiğimiz ay yaptığımız görüşmede Kıbrıslı Türklerin yönetiminde kalacak topraklarda ilk karar hakkının 1974’teki mal sahibinde olması gerektiğini söylemişti.
“Öyleyse Kıbrıslı Türklere hiş toprak kalmayacak” dediğimizde ise “merak etmeyin biz halkın içindeyiz, birçoğu geri dönmek istemeyecek” deyivermişti.
Bunun subjektif bir kriter olacağını ve kesinkes kaosa yol açacağını belirttiğimizde de mülkiyet hakkının önemine dikkat çekmişti.
Annan Planı’nda ilk karar hakkı toprak üzerinde yaratılan değere göre belirlenmişti.
Örneğin 50 bin liralık bir arsa üzerine 50 bin liradan daha fazla değer yaratılması yani ev, iş yeri ve benzeri yapılması halinde karar hakkı bu değeri yaratana geçerdi. Arsa sahibi de sadece parasını alırdı.
Rumlar işte buna “etnik temizlik” diyorlar. Yani eğer bu kural uygulanırsa Kuzey’deki topraklar tamamen Türklerin eline geçecek.
Hani malumdur ya, Rumlar 1974’te 8-10 bin kişilik bir Girne bırakmışlardı.
Şimdi Güzelyalı’dan Tatlısu’ya kadar inşaatlaşan 50 binlik Girne var.
Türklerin istediği gibi olursa Rumlara göre etnik temizlik yapılmış olacak.
Peki Rumların istediği olursa?
Mülkiyet üzerinden etnik işgal olacak.
Toprak sahibi üzerinde yaratılan değere bakmaksızın istediği gibi at koşturtacak.
***
Kıbrıs sorununun en zor tarafının toprak ve mülkiyet olduğunu söyleyenler yanılmıyorlar.
Hele buna Kıbrıslının dizginlenemez mal iştahı de eklenince bu sorunu çözebilecek olana aşk olsun.
Geriye kalan konularda uzlaşılsa bile eğer isabetli bir yol izlenmezse nesiller boyu gerginliğe neden olacak deni tehlikeler içeriyor toprak ve mülkiyet konusu.
Bu sorunu çözme şansı 1977 yılında doruk anlaşması imzalayan Denktaş ve Makariyos’ta vardı.
Henüz altüst oluş yeni yaşanmıştı ve üzerinde uzlaştıkları iki bölgelilik esasına göre bir sonuca varabilirlerdi.
Üzerinden 37 yıl geçti.
Kuzey’de nesiller değişmeye başladı.
Rum’un Girne’de dağ başında bıraktığı değersiz topraklara villalar yapıldı.
Deniz kenarlarının tümüne yakını otellerle doldu.
1974’de mütevazı bir deniz kasabası olan Girne şimdi nüfusunun kat be kat fazlası turistte ev sahipliği yapan bir turizm başkentine dönüştü.
Gerçeğe yakın en iyi formül etnik temizlikse acaba Rumların şimdi yaratılan Girne’yi esir alıp işgal etmelerine kim izin verir?
Eğer böylesi absürt beklentileri varsa…
































