Enteresan şeyler oluyor…
Devlet, kendisinden vergi, mal kaçırıldığını tespit etti.
Bunun üzerine yürüdü…
“Malını kaydet, yüzde 3 vergi öde” dedi…
Olmadı…
Sonra, vergi kaçıranı tespit etti.
“Yüzde 30 af, yüzde 70’ini devlete öde” dedi. Bunun için yasa yaptı…
Hükümeti “tehdit” eden işadamları, “Cumhurbaşkanı’na bu yasayı imzalatmayız” dedi…
Cumhurbaşkanı imzalamadı…
Neden?
Bunun izahı nedir?
Maliye Bakanlığı, “kaçırdığı paranın vergisini ödememek için direnen, yüzde 30’u bağışlanmasına rağmen daha da az vergi vermek” isteyenleri biliyor.
Bunu bizzat vergi memurları da tespit etti.
“Bağışlama” ihtiyacı da bundan doğdu.
Tuhaf…
Aslında bu yasa “devletini çalana” af içeriyor.
Maliye Bakanlığı yüzde 100’ünü almak yerine, 30’unu bağışlıyor.
“Yetmez daha fazla bağışla” diyor birileri…
Maalesef, Cumhurbaşkanlığı makamı da, anayasal yetkisini kullanarak, ilgili yasayı veto ediyor…
“Daha çok bağışlayın” diyerek…
Şimdi hükümet ne yapacak?
Ya yüzde 100’ünü alacak, ya da “30’unu bağışlamak için ısrar” edecek…
Belki de, Cumhurbaşkanını dinleyecek ve daha fazla bağışlayacak.
Biz bordro mahkumları da ödemeye devam edeceğiz.
Sendikalar suskun…
Siyasi partiler suskun…
Mesela ana muhalefet UBP…
Bu çarka ses etmiyor.
DP, bu çarkın içinde…
TDP olayın farkında mı?
Ya sendikalar?
Ya “dürüstlük ve adalet” diye tutturan Toparlanıyoruz Hareketi?
Barolar…
Vergi yükümlüleri…
Kuzu kuzu vergisini ödeyen şirketler?
Bu olay karşısında sus- pus…
Ve hükümet yeni bir sınavdan geçecek?
“Halkın parasının” peşine mi düşecek, “siyasetteki kirli çarkın besleyicisi- kan emicisi olanlara” boyun mu eğecek?
Göreceğiz…
***
Özgür: İddialı olan vizyonumuzdur…
“Birikim Özgür, iddialarını kanıtlamalıdır” demiştim. CTP Milletvekili ve ilgili Komite Başkanı Birikim Özgür, Cumhurbaşkanı’na yönelik, “kirli siyasi çıkar çarklarına” suçlamasını getirmişti.
“İddialarını ispatla” yazımın ardından, yaşananları özetleyen bir yazı gönderdi. Aynen yayınlıyorum:
“Bütçe açığı / GSMH oranımız en fazla %6 dolaylarında sabitlenene dek ülkemizde siyasi istikrar sağlanamayacaktır. Dahası, kamu borç stoku / GSMH oranımız %60 seviyelerine çekilene dek de siyasi istikrarın sürdürülebilirliği söz konusu olamayacaktır.
Mevcut koşullarda siyaset kurumunun sınavı sosyal yaralara sebebiyet vermeden istikrarı yakalamaktır. İktidar(lar) bunu gözetmeli, bunun için çalışmalıdır.
Bu konuda gerçek bir başarıya ulaşıncaya değin ülkedeki siyasete güven sorunu devam edecek, hükümetler sürekli değişecek, toplumdaki içeriği muğlâk değişim beklentisi her seçimde kişileri değiştirme eylemi şeklinde kendini hissettirecektir.
Bu gibi tespitleri yapmak toplumsal konulara duyarlı her bir yurttaşın görevi olmalıdır.
Bu tespitler ışığında CTP 28 Temmuz 2013 Erken Genel Seçimleri’ne gidilirken GSMH’nin artmasına hizmet edecek bir yatırım iklimi oluşturmak; demokrasisiyle, bürokrasisiyle, yatırımları özendirecek çeşitli yasal ve idari düzenlemeleriyle ülke gelirlerini artırmaya odaklanmış bir sistem yaratmak iddiasını ortaya koymuştu. Ayrıca, CTP, bütçe açığını azaltmak adına kamu gelirlerini artırmayı öngördü, bunun için yatırım iklimi geliştirilirken aynı zamanda seçim öncesinde kurulan geçici hükümet eliyle Kayıt Dışı Ekonomi ile Mücadele Eylem Planı’nı uygulamaya başladı.
Seçimin ardından kurulan hükümet bir yılını tamamlamak üzeredir. Bu bir yıllık süre zarfında gerek Fonların Maliye’ye devri konusunda, gerekse Vergi Yasaları konusunda DP’nin ve Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun ayak sürümesi nedeniyle CTP’nin öngördüğü hızda ve kalitede bir dönüşüm yaşanamamaktadır. Gelecek nesilleri düşünen siyaset anlayışı ile günübirlik siyaset anlayışı arasındaki iktidar paylaşımı halkın lehine olacak değişimlerin hızını yavaşlatmaktadır.
“Bilançoların Güncellenmesi ve Tahsilatın Hızlandırılması Yasası” ile ilgili yaşananlar yukarıdaki siyasi tespitleri doğrular nitelikte somut bir örnektir.
Devlet, bu yasayla, kamu gelirlerini artırmak ve özel şirketlerin kurumsal yapılarının güçlendirilmesini teşvik etmek amacıyla bir girişim yapmıştır. Hiçbir şekilde tespit edemeyeceği varlıkların kayıt altına alınması için şirketlere, “bu varlıkların değerinin %3’ü oranında vergi öderseniz bunları bilançonuza ekleyebilirsiniz” teklifinde bulunmuştur. Diğer yandan da inceleme altına olan, vergiye tabi tutulması gerektiği halde devlete bildirilmediği tespit edilen gelirlere ilişkin ise, “bu gelirler için ödeyeceğiniz verginin %70’ini ödeyin ve gecikme faizinden de muaf olun” teklifinde bulunmuştur. Her iki teklif de iş dünyasına önemli imkânlar sunmaktadır.
“Hem özel sektör gelişsin hem devlet kazansın” mantığı ile şekillenen bu teklifler, sürdürülebilir siyasi istikrar adına sunulmuştur.
Eğer bu teklifler karşısında birileri göz göre göre kamunun gelirlerini azaltacak, tespit edilmiş vergi yükümlülüklerini neredeyse sıfırlayacak bir siyasi yaklaşımla suyu bulandırıyorsa, burada bir bit yeniği vardır demektir.
Sayın Cumhurbaşkanı’nın ve Ekonomi Maliye Bütçe ve Plan Komitesi’nin DP’li üyelerinin yaptığı tam da budur ve bu yaklaşım siyaseten CTP-DP Hükümeti’nin vizyonu ile de ciddi şekilde çelişmektedir.
CTP’nin öncülüğünde kurulmuş Hükümet’in vizyonu ile çelişecek yaklaşımlara hiçbir biçimde bizim onay vermemiz söz konusu olamayacaktır.
Bu siyasi tespitler ışığında, ortaya attığım iddialara gelince…
Sayın Eroğlu’na ve DP’li milletvekillerine bu “hatayı” yaptıran şirketlerin bazılarıyla ben de görüştüm. Kim olduklarını açıklamayı ise doğru bulmuyorum. Kimisi kendince bir “eşitlik” arayışında olmuştur, kimisi oluşan siyasi iradeyi delmek adına Cumhurbaşkanı’nın kapısını çalmıştır.
Gerçek olan şudur: On yıllardır siyaset-vatandaş ilişkisi ülkemizde yanlış bir zeminde şekillenmiştir. Vatandaş siyasileri sürekli denemektedir. Hele iş dünyası açısından düşünüldüğünde bunu ben doğal dahi karşılamaktayım. İş insanları sistem elverdiğince çok kazanmak ve az vergi ödemek için her türlü çaba içerisinde oldular ve olacaklar da. Burada önemli olan siyasilerin doğru vizyonla ve halkın genel çıkarları doğrultusunda görev yürütmeleridir. Bu anlamda aksaklık yurttaşta değil siyasilerdedir.
Eğer bu aksaklıkları gidermemize yardımcı olacaksa Cumhurbaşkanı ve DP’li milletvekillerinin hangi iş adamlarını koruduğu, aralarındaki çıkar ilişkilerinin ne olduğu ve hangi boyutta olduğu, Cumhurbaşkanı’nın bu şirketleri neden koruduğu ve perde gerisinde nelerin döndüğü, Cumhurbaşkanı’nın neden bazı şirketleri koruma ihtiyacı hissettiği gibi sorulara da elbette ki doyurucu yanıtlar aranmalıdır. Ancak burada sivil topluma ve medyaya büyük görevler düştüğü kanaatindeyim.
Siyasetin de vizyon ve uygulamaların ötesinde bu gibi noktalarda bir katkısına ihtiyaç duyulduğu kanaati yaygınlaşırsa eminim ki doğru zamanda doğru katkıları yapmaktan partim CTP geri durmayacaktır.”
































