Başından beridir devlet olarak “aksaklıkları ile eksikliklerini” bir türlü düzeltemediğimiz “sistem” tartışması yapıyoruz. O yıllarda Anayasayı yapan Kurucu Meclisimizde kaç hukukçumuz, bu konuda kaç uzman vekilimiz vardı bilmiyorum. Galiba çoğu da aramızdan ayrılmıştır.. Ama eserleri olan ve 1983 de oluşturulan KKTC ile Anayasası o yıllardan bu yıllara çok da büyük değişikliklere uğramadan bugünlere kadar geliverdi..
(Hukukçu değilim. Mesela ülkemizde Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel, Evkaf mülklerimizle ilgili büyük çalışmalar yapmış Taner Derviş gibi değerli “bilirkişilerimize” karşın, benim bu konularda kati görüşler beyan etmem ukalalık olur!
BUNA karşın ülkenin bir yurttaşı olarak 47 yıldır mevcut Anayasamıza ve Anayasamıza dayanarak hazırlanan Yasalarımızla bir o kadarını da aşan “değişiklik yasalarına” karşın neden bu ülkede hâlâ “yönetim” odaklı sistem yada “sistemler” tartışmaları yaptığımıza şaşmak hakıkımdır!.. Üstelik “KKTC Devletine” fayda değil, zarar verdiklerine yada doğru çalıştırılmadıkları için “sistem tartışmalarına” neden olduklarına inanırım.
***
NİTEKİM ve her halde dünyada KKTC kadar sık sık genel seçimler gerçekleştiren bir başka ülke yoktur..
SIK sık hükümetler yıkıp fakat her defasında benzer zafiyetleri ve pamuk ipliğine bağlı uygulanabilirlikleriyle peş peşine birbirlerinin devamı olan yeni Koalisyon hükümetleri kuran da yoktur!
YANİ Kıbrıs Türk siyasetçileriyle partileri, çocuk oyuncağı esamesine düşürdükleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile oynamaktadırlar!
Tutun ki siyasi partilerimiz “devlet yönetmek” için değil, devletle oynamak için kurulmuşlardır!..
Nitekim her yeni “seçim” kararından sonra sesli veya sessiz, “gene mi seçim” diyerek kim bilir kaç bin yurttaşla birlikte feryat etmek bu ülkede mukadderat haline getirilmiştir! Eee, artık “yeter” denmeyecek de ne denecekti?
***
NİTEKİM denmeye başlandı.. Geçen hafta hem Eski Yüksek Mahkeme Başkanı Taner Erginel hem de Kıbrıs Vakıflar İdaresi eski Genel Başkanı Taner Derviş’ten yüksek sesler çıktı! Kısaca iki “Taner”ler “artık öyle geldi böyle gitmez” dediler..
Kısaca “Devleti yeniden sistemleştirip kurmak gerektiğinin ilk işaretini verdiler…”
***
BUGÜN bunlara bakmak istiyorum.. Çünkü artık ortada hem “devlet yönetimi sorunu” vardır hem de “Maraş’ın bir mahallesinin açılmasıyla yeniden gündeme gelen Evkaf Malları sorunu” vardır..
(YAZIK ki her iki konuda da “şöyle veya böyle olsun” diyecek uzman yada bilgi sahibi değilim. Ama “olanlar” anlatırlar, yapalar, uygularlarsa herkes gibi ben de anlarım.) Mesela: TANER Erginel geçtiğimiz h afta, seçimlerde “Dar Bölge Çoğunluk Sistemini” önerdi. Buna göre eğer Meclis’te 50 milletvekili varsa “KKTC’de de 50 seçim bölgesi oluşturulacak. Her bölgeden bir milletvekili seçilecek. Bu seçim ayni zamanda seçilen adayların mensubu oldukları siyasi partilerin de onaylanması anlamına gelecek… (Tabidir ki bu görüş henüz çok hamdır ve siyasi partiler bu konudaki görüşlerini açıklamamışlardır.)
***
ANCAK: Ortada yine “nüfus zafiyetimizden” kaynaklanacak bir sorun vardır. Ki bu “nüfus azlığı derdimiz” 1960 Zürih Londra Anlaşmasından beridir adadaki “Türk Rum azınlık ve çoğunluk” vurgulamalarında siyasi çözümlerle coğrafi bölgelerin taksiminde sürekli karşımıza çıkan en büyük sorun olmuştur.
Nitekim “Dar Bölge Çoğunluk Sistemi” önerisi de tutun ki 2 yüz yada 3 yüz binlerde seyreden seçmen kitlesine hitap edecektir! (Tabi ki bu konudaki düşünce ve tasarılar hukukçularla siyasi partilerin olmalıdır..)
BEN sadece konunun ve artık “sorunun” da tartışılmasına yönelik hareketlenmelerin sadece kapısını tıklattım. Eklemem gereken ve inandığım tek gerçek ise “seçim sisteminden Yönetim sistemine” kadar artık bazı değişikliklerin gündeme getirilmesidir. Öte yandan:
***
MARAŞ SORUNU: Ve tabi Evkaf’a ait mülkler sorunu baş ağrıtmaya devam ediyor. Bu konuda Taner Derviş, Evkaf mallarından hareketle “Maraş zaten bizimdir” demeden önce önemli bir uyarıda bulunuyor ve sakın diyor Maraş’ı Evkaf’tan soyutlayarak bir siyasi ortama sürüklemeyin. Yani AB müktesebatının içine iterek tartışma konusu yapmayın..
TANER Derviş’in bu vesileyle ana başlıklar altında özetlediği uyarıları da yer alıyor. Bizim gibi “Köşecilerin” de yararlanacağı bu “uyarı ve önerileri” kaba başlıklarıyla aktarmam gerekirse şöyle diyor Derviş:
“AB İnsan Hakları süreci, Kıbrıs Türk halkı için Felaket reçetesidir!”
“KBRIS Türk halkının mülkiyet ve tazminat hakları ihmal edilmiştir…” AİHM’i Kıbrıslı Rumlar lehinde peşin mülkiyet kararı aldırmak için Vakıfların her hangi bir mülkiyet davasını kazanması mümkün değildir!
VAKIFLARIN AİHM kapsamına alınması toprak kaybı, tazminat ve göç demektir!
SiYASİ irade zafiyeti kapalı Maraş’ın kaybedilme nedeni olabilir!
ÇÖZÜM YOLU VARDIR: Vakıflar’ın AİHM kapsamına alınmaması!
KAPALI Maraş’taki mülkiyet hakları Kıbrıs Vakıflar İdaresine aittir.
Ve sonrasında Derviş Devletin kısa dönemde alınması gereken ötesi tedbirleri sıralamaktadır..
***
YOKSA KIBRIS SORUNU HÂLÂ BAŞLADIĞI YERDE Mİ? Hem Erginel’in hem de Derviş’in (muhakkak ki kendi uzmanlık alanlarında daha yığınla söyleyip önerecekleri görüşleri uyarıları vardır.)
KKTC Anayasasından seçim sistemimize… Oradan “yönetim” sorunlarımıza… Vakıf mallarımızdan AİHM’lerindeki siyasi ve hukuki pozisyonumuza… Kısaca Kuzey’de Devlet iddiası taşırken “gerçekten” devlet olmak zorunluğunda öncelikle çözmemiz gereken sorunları çözmek zorunda olduğumuzu bir kez daha anlıyorum ve bunu anlatmaya çalışıyorum..
YANİ bu adada dolayısıyla Kuzey’de hiçbir şey ne oldu ne bitti! Şöyle ki “yarın Kıbrıs Türk halkını nelerin beklediğini bilemeyeceğimiz gibi…”
PEKİ SONUÇ? Artık siyasete soyunan yurttaşlarımız bilmelidirler ki görevleri ne egolarını şişirmenin tatmininde fantastik gösterilerle Mecliste sahne almaktır ne de kamusal ve medyatik tatminleridir..
48 yıl geçtikten sonra bile hâlâ çözümü, vakıf mallarını, devleti, seçim sistemimizi konuşuyorsak biline ki biz bu ülkede yarım asırdır boşuna kürek çekmiş, havanda su dövmüş, kös dinlemiş, bedava yaşamışız!
ÜSTELİK adımızı sanımızı da dünyaya duyurmamız söz konusu olduğunda ancak Falyalı’ya suikast gibilerinden olaylar yaratmışız ki her halde ötesi KKTC “ya hey” olmaktan öte değildir!
































