Bu ülkede ciddi anlamda bir engelli sorunu var. Aman sakın yanlış anlamayın. Engelliler sorundur demiyorum. Engelli sorunu var diyorum. Bugün o sorunlardan bir tanesini irdelemeye çalışacağım.
Kayıtlara göre ülkemizde otuz bin özürlü bulunuyor.
Sosyal Yardım Dairesi’ne her gün onlarca insan kendilerine devletin “özürlü maaşı” bağlaması için başvuruyor. Hastane kayıtlarına göre 2014 yılı başından beri başvuran 538 kişiden 410 engelliye “özürlü maaşı” bağlanabileceği yönünde sağlık raporu tanzim edilmiş.
Ülkemizdeki mevzuata göre, Sağlık Kurulu, ilgili tüzük gereği puanlandırdığı kişilere “engelli maaşı” bağlanıp bağlanmamasına karar verir. Yine ilgili tüzüğe göre %40 engelli saptanan kişiye, Sosyal Yardım Dairesi’nce asgari ücrete yakın aylık bağlanır.
Buna karşın, ülkemizde güya yürürlükte olan bir yasa daha vardır. Sayı 121 YASALAR 23 Kasım 1993 “Özürlüleri Koruma ve Rehabilite Yasası”, 23 Kasım 1993 sayılı bu yasanın 6. ve 7. Maddesi’ni dikkatle okuyalım:
“6. (1) Özürlüler, özürlülük dereceleri ve eğitim durumları göz önünde istihdam tutularak iş yerlerinde işe yerleştirilirler.
(2) Özürlülerin işe yerleştirilmelerine ilişkin sağlık işlemleri, bedensel yeteneklerin ve iş için gereksindikleri güçlerinin araç ve gereçlerle artırılmasına ilişkin olanaklar, çalışma, eğitim, maliye ve sağlık işleriyle görevli bakanlıkların iş birliği ile gerçekleştirilir.
(3) İstihdam edilen özürlülerin iş ve iş ortamına uyumlarını sağlamak amacıyla, devlet ve/veya işverenler gerekli önlemleri almakla yükümlüdürler.
(4) Özel sektör ve kamu sektöründe işverenler, çalışma dairelerine kayıt yaptırarak iş talebinde bulunan ve meslek, beden ve zihin durumlarına göre iş yerlerine sevk edilecek olan özürlülerden iş yerlerinde istihdam ettikleri her tam yirmi beş kişiye karşılık özürlü çalıştırmakla yükümlüdürler.
( 5) İlgili işyerlerinde malulen ayrılmak zorunda kalan ve sonradan malullüğü ortadan kalkan veya bu yasa bakımından çalışabilecek özürlü kişiler, eski iş yerlerinde yetkili müfettişlerle istihdam olanağı saptanması halinde hemen; yoksa söz konusu iş yerinde münhal açıldığı anda başka uygun bir işte veya aynı işte istihdam edilir.
( 6) İstihdam olanağı bulunmayan özürlüler için devletçe korunan özel iş yerleri açılır. Bu konuda aynı amaca yönelik dernek, federasyon ve vakıflarla ilgili bakanlık ve resmi kuruluşlarla, belediyeler, sendikalar ve kooperatiflerle iş birliği yapılır.
Sosyal 7. (1) On sekiz yaşını dolduran ve çalışamayan özürlü kişiler ve on sekiz güvence yaşından küçük ve bakıma gereksinim duyan özürlülerin ailesine veya refakatçisine maddi ve psikolojik destek sağlanır.”
Yasa son derece makuldür. Nettir. Engelli vatandaşa iş bulunması gerektiğini söylüyor ve bunun koşullarını açıkça ortaya koyuyor. Buna karşın ancak iş bulunamazsa veya hiç bir koşulda çalışamayacak olana devletin yardım etmesi gerektiğini söylüyor. Uygulama ise böyle değil. Engelli olana iş bulmak yerine yardım maaşı bağlama yoluna gidiliyor. O zaman da o vatandaş kendini psikolojik olarak daha gereksiz, işe yaramaz hissediyor. Oysa yasa tatbik edilse herkes daha huzurlu daha mutlu olacak.
Özel sektörde şirketlerde çalışan her yirmi beş kişiden bir tanesi özürlü olmalı. Peki buna kim uyuyor? Hangi banka? Hangi otel? Hangi şirket?
Peki devlet ne yapmaktadır? Denetimleri yapmakta zorlanan devlet biraz da olaya ivme vermek adına, engellileri koruma, Rehabilite ve İstihdam Yasası’nda değişiklik yaparak , “özürlü” kelimesi yerine “engelli” kelimesinin kullanılmasını yasallaştırmıştır. Kötü mü olmuştur? Tabii ki hayır. Ama buna gelene kadar ilgili konuda yapılması gereken o kadar çok iş vardı ki?
Hiç denetim yapılmıyor demiyorum. Yapılıyor ama yetmiyor. Daha sık daha ciddi denetim yapılmalı, engellilere uygun işler mutlaka sağlanmalıdır. Yasal mevzuata uymayan, engelli istihdam etmeyen kurumlar mutlaka cezaya tabi tutulmalıdır. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, sadece yasayı yapıp bir kenara koymakla sosyal devlet olunmaz. Denetim ve uygulama da şarttır.
VE ŞİİR…
Bu haftaki şairimiz Sayın Fatma Akılhoca… Göklerden Acı Yağar isimli şiiri ile huzurlarınızdayız…
Göklerden Acı Yağar
I
Su katıp seyrelt acılarını
Demişti
Surlarda şarabını seyrelten Venedikli
Yanmazdı midem belki
Katık yapsaydım bir çiçeğin sevincini
II
Panjur tıkırtısına koşar kedim
Sabahın köründe
Siren sesineyse
Yüreğim
Her düşen yapraktan
Darbelenirim
III
Islak ana gözleri gözlerime (b)akar
Buz keser dilim
Her konuştuğumda
Ağzım kan dolar
IV
Acısını tarife durur bir çocuk
Sıkılır içim
İçim sıkılır anneeeee
Soğudukça soğur havalar
Göklerden acı yağar.
ANLAYAMADIKLARIM
Ne yalan söyleyeyim. Bazı yerlere asılı olan “Fotoğraf Çekmek Yasaktır” levhalarını hiç anlamamışımdır. Gözle görünen bir şeyin fotoğrafını çekmek neden yasak olsun? Hele de bu devirde. Kardeşim fotoğrafını çektirmek istemiyorsan sakla gizle onu. Değil mi ama?
BİR KİTAP: KATIRCILAR
Bu hafta yerli bir romandan bahsedeceğim size. Bekir Kara’nın “Katırcılar” adlı son eserinden bahsedeceğim sizlere… İkinci Dünya Savaşı yıllarında Kıbrıs ve etrafındaki coğrafyada ki hayatı anlatıyor öykü. Seksen kusur yıllık ömre bu dünya savaşı yanında Zehra, Yonanda ve Cemile üçlüsüne değişik zamanlarda duyulan aşkı sıkıştıran Ahmet Paşa Doğan’ın hikâyesi akıcı bir dille anlatılmış. Romanın bir başka özelliği ise Kıbrıslılara has dede torun ilişkisini ortaya koyarken, yine Kıbrıs’a ait bazı ören yerlerinin ansiklopedik olarak tanıtılmasıdır. Öneriyorum…
Kapak tasarımı Cem Kara’ya, redaksiyonu Fatma Sevem’e ait olan kitap 272 sayfa olup yazarın kendi yayınıdır.
Karikatür
.jpg)
OBJEKTİFİMDEN-ŞEMSİYELER
.jpg)
































