Köşe Yazarları

Enflasyon ve faizlere yönelik alınan kararlar…


Bu hafta KKTC’yi de yakından ilgilendiren bazı kararlar vardır. Bir tanesi TCMB tarafından açıklanan enflasyon raporu diğeri de TCMB Başkanı’nın başkanlığında Para Politikası Kurulu’nun aldığı Faiz kararları ve likidite politikasına ilişkin basın duyurusudur.
TCMB, açıklamasında özetle bu yıl enflasyonun düşürülmesinin hedef alındığını ve bunun için faizlerin kullanıldığı, Ağustos ayından itibaren TCMB’nin bankalara yaptığı fonlamada bir miktar artış yapıldığı, bilahare biraz parasal sıkılaştırma yaparak finansal dalgalanmayı önledikleri ifade edilmektedir. 2013 yılı üçüncü çeyrekte % 7.9 enflasyon gerçekleştiği, 11 aylıkta ise % 7.3 ve 2014’de bu oranın (en fazla) % 6.5’a düşürülmesinin hedef alındığı yönünde açıklama yapılmıştır. 2014 yılında da enflasyonun düşürülmesi yönünde faiz aracının kullanılacağı ifade edilmektedir.
Buna bağlı olarak, 17 Aralık’ta Para Politikası Kurulu aldığı kararla; MB bünyesindeki bankalar arası para piyasası ve Borsa İstanbul repo-ters repo piyasalarında uygulanmakta olan faiz oranları ile haftalık vadeli repo vadeli faiz oranlarını, sabit tutmaya karar verdi.
Gecelik faiz oranı MB borç verme faiz oranı % 7.75, bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkânı % 6.75, , MB borçlanma faiz oranı % 3.5, bir hafta vadeli repo ihale faizi % 4.5 oranının, enflasyona ilişkin risklerin sınırlandırılması ve orta vadeli hedeflere uyumlu temkinli durumun korunması için, yeterli olduğu ifade edilmektedir. Politika faizinin de son günlerde % 9’larda seyrettiği görülmektedir.
KKTC’de gerçi bu aletlerin çoğu uygulanmasa da, Türkiye’de tespit edilen ve uygulanan bu faiz oranları ve buna bağlı olarak bankalara yansıyan faiz oranlarıyla, aynı parayı kullanmamız hasebiyle KKTC’de uygulanan faiz oranlarının da paralel gitmesi gerekir. Ancak mukayese ettiğimiz zaman çok daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bunun maliyetlere ve enflasyona yansıması da fiiliyatta o derecede daha fazla olmaktadır. Ancak enflasyon sonuçları öyle çıkmıyor. Elektrik, gaz, ana gıda maddeleri gibi kalemlerde çok yüksek zamlar ve fiyat artışları sonuçlara pek yansımıyor. KKTC yetkili makamları tarafından enflasyon oranı seviyesi gerekçelerinin, açıklanması gerekir.
Türkiye ekonomisinin 2013 sonu itibarıyla % 4 büyüyeceği yetkililerce tahmin edilmektedir. Dünya Bankası ise bu konuda geçen gün açıkladığı tahmin % 4.3 olmuştur. 2013’te büyümeye iç tüketim artışının da etkisi olmuştur. Bu yıl ithalatı da körükleyen ve cari açığa olumsuz etki yaptığı düşünülen tüketime dayalı büyüme yerine, Türkiye’de üretim ihracat ve iç talepte dengeli bir gelişme sürecine girilmesi konusunda hem tüketimi kısıtlayıcı ve hem de üretime kredi imkanlarının geliştirilmesi yönünde önlemler alınmaya başlandığı görülmektedir. Bir de dış sermaye gelişleri yıl ortasından sonra şimdi zayıflasa da son yıllarda önemli bir sermaye akımının da olumlu etkisi olmuştur. Öngörülen kredi artış oranlarının 2013’te % 15 iken % 30’lara varmasının bir nedeni de kredi hacmi içinde artan tüketim harcamaları idi. Şimdi tüketim meylini önlemek için en son kredi kartı vade kısıtlamaları ve faiz tedbirleri ile bireysel kredilerden firma bazındaki kredilere yönlendirme politikası, bu amaçla başlatılmıştır. Bunun hem üretime hem de finansal istikrara faydası olacaktır. 2013 yılında gerçekleşen % 4’ün üstündeki büyümede, iç talebin etkisi olduğuna göre, şimdi iç tüketimin kısıtlanması sonucu, büyüme öngörüsü için dış sermaye girişi ve ihracat artışı istenilen düzeye ulaşamazsa, büyümeyi düşürebilir tahminleri geçerlidir.
2013 üçüncü çeyreğindeki % 4.4 büyümede en yüksek etki yapan sektörler, sabit fiyatlarla %11 büyüyen mali aracı kuruluşlar, % 4.9’la büyüyen imalat sektörü ve % 5 hane halkı nihai tüketim harcamalarının artışı olmuştur. % 4.4lük büyüme içinde finansal sektörün payı % 1.3 puan, tüketim harcamalarından gelen etki payı ise % 3 puan gibi büyümenin önemli bir kısmıdır.
2014’de dünya ekonomilerinde beklenen olumlu gelişim dolayısıyla Türkiye’ye sermaye akımının artacağı beklenmektedir. Risk olarak da enerji ithal fiyatlarının artışı görülmektedir. Ayrıca TL’sindeki değer düşüşü bu fiyatları daha da arttırmaktadır.
Daha düşük enflasyon ve fiyat istikrarına yönelik para sıkılaştırma ve likidite politikası açısından, bu hafta içinde Para politikası Kurulu geçen gün bir kararını daha duyurdu. Kararda, TCMB ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ile ilgili, 2014’de sistemin fonlama ihtiyacına ilişkin öngörüleri göz önüne alarak, piyasa yapıcısı bankalara tanınan fonlama imkânı sınırlarını 23 milyar TL’den 6.5 milyar TL’ye indirdi.
TCMB ayrıca likidite ile ilgili elindeki çeşitli araçları kullanabileceğini, faizleri istediği yönde kontrol altında tutabileceğini de vurguluyor. Bununla ihtiyaca göre piyasayı regüle etmeye devam edeceğini ve başka araçları da gerektiğinde kullanabileceğini anımsatıyor.
Hafta içinde TL değerinde düşüş bu hafta da devam etti, özellikle Euro’da 2.80’leri, ABD doları da 2’yi aştı. Borsa İstanbul’da da sert düşüşler yaşandı. FED’in aylık tahvil alımlarını 85 milyar$ yerine 75 milyar$’a indirmesi, bu defa dış piyasaları beklendiği gibi etkilemedi. Ancak Türkiye’de piyasaları etkiledi. Düşük faiz politikası ile, 2014 yılı içinde dış sermaye akımı hızlanır ve mal ve hizmet ihracat artışı sağlanabilirse öngörüler başarılı olabilecektir. Ancak, düşük faizle, öngörüler istenildiği gerçekleşemezse döviz talep artışı karşısında, TL’sindeki düşüşe engel olmak çok zor olacaktır.
2014 yılına doğru belirlenen hedeflere göre Türkiye’de bu hazırlıklar yapılırken, aynı parayı kullanan KKTC’de bu konularda ne düşünülmektedir? Faizlerin şimdiki seviyelerinden hangi seviyelere gelmesi öngörülmektedir? Maliyetlerin düşürülmesi için ne gibi önlemler öngörüldü? Devletin borçlanma yönünde bütçede öngörülen tahminler moral bozucudur. Bütçe açığı arttırılmıştır. Gelir tahminleri çok düşük tutulmuştur. Bu kadar düşük çıkan veya seyreden düşük enflasyona rağmen zamlar temel mallarda çok yüksek seviyelerde devam etmektedir. Bu şartlar altında üretim, ihracat ve halkın gittikçe düşen geçim seviyesi için ne düşünülmektedir? Çıkan rakamlara göre, her yıl büyüdüğü görülen toplam ve fert başına düşen Milli Gelir’in genel hane halkına yansıması olmadığına göre, kayıt altında olmayan gelirlerin bu yıl da kapsama alınması ve bütçeye yansıması olmayacak mı?
Son 10-15 yılda büyüyen iç ve dış borçlarla artan borçlanma çerçevesinde, bu yıl daha fazla bütçe açığı ve daha fazla borç öngörülmesi, devletin, bankaların ve fonların imkânlarını daha fazla kullanacağını, ve borç stokunun genişleyeceğini göstermektedir. Uygulanacağı açıklanan Program hedefine göre, bütçe gelirlerinin daha yüksek ve vermeyen kesimlerden vergi tahsilatı öngörülmesi gerekirdi. Çıkan vergi listeleri mükelleflerin dörtte birinin vergi ödediği onun da kendi beyanına dayandığını göstermektedir. Mükelleflerin dörtte üçü vergi ödememektedir. 2014 bütçesine konan vergi rakamlarından, bu durumda bir değişiklik düşünülmediği ve artarak böyle devam edeceği mesajını veriyor.
Sonucunda, 2014 bütçesinde vergi ağının genişletilerek ve daha az bir borçlanma hedefi konarak kayıt dışılıkla hem mücadele programının başlanacağı, hem de borçların zaman içinde azalacağı beklentisi, halka gelecek için bir ümit verecekti.



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı