Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Ekşili

 

Böyle yaz aylarında pek yapacak bir şey yoktu çöl sessizliğine gömülürdü her taraf.

Lefkoşa’nın sokaklarında kibrit çaksanız kent yanardı barut gibiydi hava.

Zaten öğle vakti geldi mi esnaf kepenklerini kapatır evine çekilirdi böylece çarşı pazarda ölüm sessizliği kol gezerdi…

O dönemler de siyaset vardı ama günümüzdekine benzemezdi doğrusu, zaten partiler sendikalar sivil örgütlenmeler yoktu.

Tek namluydu siyaset!

Evinde sündürmesi olanlar sere serpe sündürmelere yayılır öğle uykusuna dalar ikinci vakitlerinin gelmesini beklerdi.

Hayat ancak o saatlerde canlanabilirdi…

Kırsal yerlerle kasabalarda da durum aynıydı.

Kan ter içinde kalınan bu mevsimde birçok insan gömlek yakasına mendil koyar, köylüler başlarını peşkirle sarıp korurdu…

Kuşlar bile halsiz düşer güvercinler uçmayı bırakırdı o saatlerde.

Yuf deliklerinden, kapı ve pencerelerden ara sıra girip çıkan rüzgarlar değiştirirdi evlerin havasını, ki ne çare o saatlerde rüzgar esmese daha iyi olurdu sıcak beter mi beter.

Toprak su küplerinden birkaç lenger su ile dökünüp rahatlamak en iyisiydi öyle yapılırdı genellikle…

Siyaset de bir kenara çekilirdi adeta köşe ve bucaklara sinerdi.

Zaten “kamuoyu” dediğiniz şey kahvelerdeki insan topluluklarıydı ki ikindi vakti derlenip toparlanacaktı herkes ilk serin rüzgarlarla birlikte.

O öğle saatlerinde, yani, yangın gibi vakitlerde kedi ve köpeklerin hali perişan olurdu şimdiki gibi sokak hayvanlarını besleyen de yoktu pek.

Bu vakitlerde Lefkoşa kapısı, penceresi ve insanları ile sessiz sedasız kendi kabuğuna çekilmiş olur sahibini kaybetmiş bir at şaşkınlığına düşerdi.

Hani bu kente dışarıdan gelenler boş, terk edilmiş bir kasaba görüntüsü ile karşılaşırlardı şaşkın gözleri delik delik etrafa bakarak.

Ne bir motor sesi, ne bir egzoz ve korna sesi, ne insan sesi ortalıkta.

Bu mevsim bir tek seyyar dondurma satıcılarına yarardı bir tek onların sesleri işitilirdi sokaklarda ki bir sokaktan bir sokağa yürürken o sesler önce uzaktan yakına doğru yükselir, sonra yakında uzağa yavaş yavaş kayan bir yıldız gibi söner giderdi kulaklarda.

Dondurma alan birkaç çocuğun sevinçli konuşmaları işitilirdi bazen.

O dondurmaların en güzeli “ekşili” olanaydı…

Bugün Pazar saat 15:40 tarih 30 Temmuz 2017.

Mevsim yine aynı, aynı öğle vakitleri ama ne o kent var ne o insanlar, üstelik bir gürültüdür gidiyor dışarıda.

Ambulansların biri gidip biri geliyor “umarım kötü bir şey yok” dedim kendi kendime o ekşili dondurmaları anımsarken…