Köşe YazarlarıSürmanşet

Ekonomiye de acilen kriz masası…



Her yıl dünyada bir “güven” endeksi yayınlanır. Bizde bu ankette halkın yüzde 80’inin sürekli olarak siyasilere güvenmediği ortaya çıkar. Bu kriz günlerinde o oran herhalde yüzde 90’ı geçmiş olmalı.

Güven özellikle böyle zamanlar için gereklidir. Aradan bir aya yakın zaman geçti, maalesef güvensizlik, toplumu neredeyse isyan haline getirdi. Bu süreçte öne çıkan bir tek şey söyleyin deseler, yanıtı herhalde, halkın sadece uzmanlara itibar etmesi olur. Siyasi söylemlere, nereden gelirse gelsin kuşkuyla bakıldı, siyasilerin aldığı kararlar tartışıldı.

Bizler uzman değiliz, ama iyiyle kötüyü ayırt edebiliyoruz. Hekimler hep bir ağızdan yapılan yanlışları sıralarken, Sağlık Bakanlığı ve hükümet “yapılsın” denilenleri yapmamakta diretti. Sonunda o noktaya geldi ama, salgın yayıldı, zaman kaybedildi. Örnekler vermeye gerek yok, hepiniz biliyorsunuz.

Sağlık konusunda Sibel Siber’in Başkanlığında uzmanlardan oluşan Konsey kurulduktan sonra benim içim eskisine göre daha rahat. Eğer hükümet onların tespit ve önerilerini uygulamaya koyarsa, en azından bundan sonra gecikmeler, yanlış kararlar olmaz diye inanıyorum.

Ama aynı şeyi ekonomi için söylemek zor. Endişe, hala aynı şiddetiyle devam ediyor…

En başta, krizden en çok korunması gereken kesimi belirlerken yaptıkları yanlışın içinden çıkamıyorlar bir türlü. Bütün dünya mali dengeleri bir tarafa bırakıp, insanların hayatlarını idame ettirebilmesine  öncelik verirken,  bizim buralarda ‘aman maliye zarar görmesin, aman sermaye zarar görmesin’ mantığı hakim oldu. Onun için de abuk sabuk kararlar, günü birlik değiştirilen uygulamalar, eklemeler, şunlar bunlar, durum daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bunun da dükkanı kapalı esnafa, evine ekmek götüremeyen dar gelirli emekçiye bir faydası olmadı. Sonuçta kapı kapı dağıtılan yardımlara kaldı iş…

Kaynak yaratmak için üretilen kararların yanlışlığı, bu işi bilen ve hiçbir menfaati olmadan görüşlerini söyleyenler tarafından şiddetle eleştirildi. Devletin içinden gelen, yıllarını veren Müsteşarlık, Bakanlık yapan Onur Borman, sayısı 10’a yakın kaynak önerisinde bulundu. Bunların hiçbiri yapılmadı. Ve yine Sayın Borman’ın tek bir cümlesi her şeyi açıklamaya yetti; “Ülkemiz aslında fakir değil zenginleşmiştir. Ancak devlet payını alamıyor ve muhtaç hale düşüyor, ve gelir dağılım adaletsizliği de gittikçe bozuluyor. Çünkü kayıtdışılık çoktur. Ve maalesef devletimiz bu kaynaklardan yasal payını almıyor. Ve fakru zaruret içinde bir görüntü yaratıyor. Bütçesine büyüyen zenginlik oranında payını almıyor. İnanın bu iki haftadaki hükümetin mali telaşı beni çok üzdü. Varlık içinde yokluk telaşı devlet prestijimizi halk nazarında da sarsıyor”. Alınan kararlardaki adaletsizlik ancak böyle anlatılabilirdi…

Ekonomist Mehmet Saydam ise güzel bir tespitte bulundu ve “Hükümet bir paket açıkladı, daha sonra kendi açıkladığı paket ile çelişip farklı kararlar almaya başladı. Aldığı kararlar ekonominin çarkına taş sokmaktan başka bir şey değil” dedi.

Ama bakıyoruz, hala “ben en iyisini bilirim” havaları devam ediyor. Düşük gelirli kesim, şimdi sıfır gelirli kesimdir. Belki Mart maaşlarının yarısını, eğer patronları insaflıysa aldılar. Ama ya bundan sonra? İki aylığına verilecek 1500 lirayla açlık, sefalet önlenemez. Olası gerginlikler için bir plan var mı? Ya da kapatılan işletmelerin her şey normale döndükten sonra yeniden hayata dönebilmesi için bir program?

Hükümet, kibirden ve siyasi endişelerden kurtulup, ekonomi için geç de olsa bir kriz masası oluşturmalı, içine de halkın güvenle takip ettiği ekonomi-maliye uzmanlarını katmalıdır. Yoksa sonumuz felaket…

Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı