Biz de buradan yazdık, yırtındık, “toplumsal uzlaşma bugünler içindir, aklın yolu budur, zorlamayın, yeni bir maskaralık olmasın” diye…
Boşunaymış!
Meğer Sucuoğlu’nun aklında formül hazırmış. Eskisi gibi bir yamalı bohça daha… En geniş tabanlıdan kasıt meğer buymuş.
Gördük ki, DP ve bağımsızlarla işi bitirmiş. Dün ziyaret ettiği partilerden de sadece yapacakları konusunda mutabakat aramış. Nitekim Tufan Erhürman, herhangi bir teklif almadıklarını açıkça söyledi.
En gerekli olduğu zamanda, ülke iflasın eşiğindeyken toplumsal uzlaşı seçilmedi. Yine parti çıkarları ülke çıkarının önüne geçti…
Gerçi bunun UBP’ye de bir faydası olmayacak. Çünkü seçimde sadece UBP tabanından oy bekleyecek değil. Özellikle yüzer gezen oylara ihtiyacı var. Kurulacak hükümetle, halkın kafasındaki Saner hükümeti algısı değişmeyecek, aynen devam edecek. Ağzıyla kuş tutsa, Saner hükümetinin bir devamı olarak görülecek…
Yanlış karar… Ama bu Sucuoğlu’nun seçimi, öyle istenmiş demek ki.
Siyasi görüşler farklı olabilir, politikalar farklı olabilir. Ama bunlar, icraat hükümetleri için geçerlidir.
Şunun şurasında 2,5 aylık bir hükümet için değil. Burada öncelik, ülkenin en zor günlerinde halk iradesinin sağlıklı bir şekilde sandığa yansımasını sağlayacak uzlaşı olması gerekirdi.
Hem uzun bir süredir karşı karşıya gelen kitlelerin arasındaki gerginlik ortadan kalkardı, hem de acil olarak yapılması gereken işler, teknik insanların elinde ortak akılla hayata geçerdi…
Her neyse, olan oldu. Dıştan destekli UBP-DP ve bağımsızlar hükümeti yolda gibi. Bugün yarın malumun ilanını yaparlar.
Dün yazdığım tahmin de aslında doğru çıktı. Muhalefet de hükümete girmeye zaten sıcak bakmadığını ortaya koydu. Seçime beş kala bunca rezilliğe niye ortak olsunlar ki?
Önemli olan bundan sonrası…
Seçim tarihi, bütçe ve seçim yasasının değişmesi var önümüzde. Süre ise çok kısıtlı. En azından bu kısa sürede en doğruyu yapmak için bir mutabakat sağlanır, partisel diretmeler yapılmazsa, belki eğri gemi doğru sefer olabilir.
Muhalefet bu konularda gayet olumlu bir yaklaşım içinde. Sucuoğlu’nun “bir an önce erken seçim” sözünü tutma adına açıkladığı 9 Ocak tarihi, bütçe açısından sıkıntı yaratabilir. Bütçeyi geçirmeden çekip kaçmanın bedelini geçmiş yıllarda ödedik. Şu anda avanslarla ilerleyecek lüksümüz de yok.
Diğer yandan, Ersan Saner’le, Sucuoğlu karşı karşıya gelmiş olabilirler. Ancak her ikisi de UBP’lidir. Şu anda bütçe çalışmaları Meclis’te devam ediyor olmalıydı. Bunca zamanı onların kurultayı yüzünden kaybettik. Ve Günahıyla, vebaliyle bütçeyi geçirmek de onların boynunun borcudur. CTP ve HP’nin seçimin Ocak sonunda olması düşüncesinin nedeni budur. Birtakım goygoycuların “seçimden kaçtılar” imalı yaklaşımları amigoluktan başka bir şey değil.
Dileyelim ki şu 2,5 ayı sağ salim atlatalım. Şu anda kimsenin artık politik ayak oyunlarını çekecek hali yoktur…
YERİN KULAĞI VAR
FASULYENİN YAHNİSİ:
Değişim sloganıyla gelen Sucuoğlu hükümet kurma çalışmalarında Saner’den pek farklı bir tavır sergilemedi. Yaklaşık 10 aydır ülkede her türlü partizanlığı, yasa tanımazlığı ve beceriksiz yönetimi ile tepki toplayan Saner hükümetinin kopyası yeniden hayat buluyor. Seçime kadar geniş tabanlı bir hükümet modelini aramak yerine, Saner’in bıraktığı yerden devam etmeyi uygun buldu. Sizin anlayacağınız fasulyenin yahnisi, gitti geldi aynisi…
YSK KARARINA RAĞMEN:
Sucuoğlu’nun siyasi parti ziyaretlerinde Milletin Partisi de vardı. Milletin Partisi örgütlenmesini henüz tamamlamamış bir parti. Seçime girebilir mi, giremez mi belli değil. Daha da kötüsü, Yüksek Seçim Kurulu, Bertan Zaroğlu’nun Milletin Partisi’ne üyeliğini daha bir hafta önce iptal etti. Buna rağmen, Zaroğlu ile görüşmesini onun binasında, MP logosu altında yapması yüksek mahkemenin kararını bypass etme anlamına gelmedi mi? Yani şimdi Tatar, Saner derken, Sucuoğlu’ndan da böyle ihlaller mi göreceğiz?
BÜTÇE YETİŞİR Mİ:
Tarih konusunda konsensüsü sağlanamaması nedeniyle Meclisin kilitlenmesine neden olan erken seçim tartışmalarında mutlu sona ulaşılıyor gibi. Saner’in hükümet programında ekim olarak yazıldı, ardından Nisan, daha sonra Şubat, Aralık ayları konuşuldu ama Saner her seferinde yan çizdi. Ta ki kendisi gidene kadar. Sucuoğlu’nun parti ziyaretlerinde 9 Ocak tarihi öne çıktı. Umalım ki, “E 9 Ocak’a bütçe yetişmez, bütçeyi gelen geçirsin” denmez.
DÖNÜM NOKTASI TAMAM DA YÖNÜ FARKLI:
Tatar “Yeni siyasetle birlikte Kıbrıs’ta bir dönüm noktası yaşanmaktadır” diyor. Vallahi doğru tespit. Ancak değişimin yönü onun düşündüğü gibi değil. Onun kastettiği siyaseti gördükten sonra, toplumda çözüm arzusu arttı. İnsanlar uluslararası hukukun içinde olmak gerektiğine bir o kadar daha ikna oldular. En azından bunu başardı…
TEMEL ÇARPIKLIĞIMIZ:
Eğer burada hür irade egemen olsun isteniyorsa, yapılacak olan tek şey, yerel gelirleri artırmaktır. Yani gerçek anlamda bağımsızlık. Yani adalet. Yani adam kayırmaya son. DPÖ eski Müsteşarı Ödül Aşıkoğlu öyle güzel özetlemiş ki, “Bir ülkede şirketlerin yüzde elliden fazlası zarar beyan ediyorsa, bu ülke yürüyemez. Dışa bağımlı olur. Vergi toplama noktasında radikal kararlar alınması lazım: Bir kişinin gayri menkulleri, mevduatı artıyorsa ama şirketi zarar ediyorsa bunu vergi dairesi sorgulamalı” diyor. İşte budur.
MARAŞ’I GÖREN YABANCILAR NE DÜŞÜNÜR?: Ben de bu Maraş turizmini anlamam. Maraş’ın açılması, turizm açısından olumlu olmuş! Yani demek istiyorsunuz ki, insanlar Maraş’ı görmek için KKTC’ye geliyor, öyle mi? Var mı böyle bir şey? Adaya gelenlerin tur programlarının içine konmuş o kadar. Onun dışında bir çekim etkisi yok. Olamaz da. Gördüklerinde de nasıl bir izlenim ediniyorlar sizce? Olumlu olabilir mi? Haydi Türkler vatan, millet, Sakarya da; ya yabancılar? Vazgeçin yahu. Dram, dram.
































