İnsanlara kazandırılmak istenen duygular, tercihler, değerler, ahlaki kurallar, istek ve arzular, güdüler, yönelimler ve benzerleri “duyuşsal davranış” kapsamına girer. Özellikle, duyuşsal eğitim denildiğinde ahlak eğitimi, değer eğitimi, karakter eğitimi, barış eğitimi, demokrasi eğitimi, kişiler arası ilişkiler veya insan ilişkileri eğitimi, sosyal beceri eğitimi ve benzerlerini çağrıştırdığı söylenebilir. Eğitim öğretimin amaçlarından birisi de “Duyuşsal davranışların kazandırılması” olmasına rağmen bu konudaki çalışmaların yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz.
Bu akademik girişten sonra neden böyle bir giriş yaptığımı da açıklamak durumundayım. Eğitim Bakanı Özdemir Berova yaptığı okul ziyaretlerinden birinde; Ülke genelindeki okullarda laboratuvar koşullarını iyileştirerek öğrencilerin deney çalışmalarının arttırılmasını hedeflediklerinin altını çizmiş… Berova şöyle de devam etmiş: “Eğitim, sadece yazılı metinlerin okunup anlaşılmasından ibaret değil, öğrencilerin, aldıkları bilgileri, deneyler yaparak gözlemlemesi ve uygulaması çok önemlidir.”
Sayın Berova’nın söyledikleri doğru da, bu ülkede duyuşsal davranışların kazandırılması konusu eğitim sistemimizde yıllardır unutulmuş durumdadır. Dolayısı ile bunu sağlayacak olan da eğitim bakanlığıdır, eğitim bakanıdır. Bunu kısaca açıklamak gerekirse “istenilen veya düşünülen başka, uygulama bambaşka.”
Bırakınız okullardaki laboratuvar çalışmalarını, kütüphane alışkanlığı, çevreye duyarlılığı sağlayan Tarım dersleri, paylaşmayı öğreten Ev Ekonomisi dersleri gibi dersler müfredatlarda ya yer almıyor ya da varsa bile hakkı ile yapılmıyor. Sayın Berova da bizim kuşaktandır. Bizim kuşak gerek ilkokulda gerekse orta öğretimde bu bahsettiğimiz dersleri hakkını vererek yaptı. Bugün çağdaş eğitimde bu duyuşsal davranışların gelişmesine katkı sağlamak için, medya okuryazarlığı, insan hakları, barış eğitimi, çevre dersi, vatandaşlık eğitimi gibi dersler müfredatlarda yer almaktadır.
Bizde ise durum tam tersidir. Sınav odaklı bir eğitim sisteminde çocuklar yarış atı gibi yarıştırılıyor ve çoktan seçmeli sorularla çocukların gelişimini ölçmeye çalışıyoruz. Kaldı ki bunu da tam beceremiyoruz. Beceremediğimiz gibi duyuşsal davranış geliştirmede de sınıfta kalıyoruz. Bugün gerek ilkokullarımızda gerekse orta öğretimde sınavlara hazırlanan çocuklar hiçbir sosyal faaliyete katılamadıkları gibi okullarda yapılan etkinliklere de katılmaları neredeyse sınırlandırılmıştır.
Bugün ülkede çevreye duyarlı bireyler çok az ise, trafikte insanların birbirine karşı hoşgörüsü dibe vurmuşsa, büyük bir çoğunluğumuz kitap okumuyorsa, bunun en önemli nedeni eğitim programlarımız bunlara cevap verememesidir. Duyuşsal davranış geliştirmeyi unutmuş olmamızdır.
Eğitim sistemimiz bilişsel düzeyin ötesine geçmekte zorlanıyor. “Ver bilgiyi, çocuk ezberlesin, sınavda yapsın sonra da unutsun” durumunu yaşıyoruz.
Halbuki biz, problem çözme becerisi gelişen, özgüveni yerinde, fikirlerini serbestçe ifade edebilen, edindiği bilgiyi alıp analiz eden ve o bilgiden yararlanarak başka bir düşünce geliştirebilen bireyler yetiştirmeliyiz.
Mevcut eğitim sistemimiz ne yazık ki bunlara cevap veremez durumdadır. Kağıt üstünde öğrenci merkezli bir müfredatımız varmış. Uygulama sınav odaklı olduktan sonra ve kendi müfredatınla çelişiyorsa, oradan çıkacak ürünün sağlıklı olmayacağı aşikardır.
Dolayısı ile sayın eğitim bakanı sadece söylemek yerine, uygulamaya geçmesi kaçınılmazdır. Eğitimde cesaretli kararlar alınması ve uygulamaya konulması gerekmektedir. İki yıla yaklaşan hükümet döneminde CTP-DP hükümeti artık eğitimde radikal kararlar alma ve yeni bir değişimin kapısını aralamak zorundadır.
































