OECD eğitimle ilgili her yıl yayımladığı raporunu geçtiğimiz hafta yayımladı. OECD 2015 Eğitim Raporu’nun en can alıcı noktası birçok ülkenin eğitim harcamalarını kısmasıdır. Avrupa’nın fakirleri İspanya, Portekiz, İtalya, Slovenya, Macaristan ve Estonya kısıtlamaya giden ülkelerin başında geliyor. Bunun yanında ABD, Kanada ve Avustralya gibi ülkelerin de eğitime harcadıkların paydan azaltmaya gitmesi raporun dikkat çeken yanıydı.
KKTC’de durum farklı değil. Cumhuriyet Meclisi’nde bütçe görüşmeleri komitelerde devam ediyor. Komiteden geçtiğimiz hafta onaylanan Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi oransal anlamda geçen yıla göre daha az görünüyor. Bu yıl genel bütçeden eğitime ayrılan pay %11 civarında… Bunun Türkiye’nin yatırım kaleminden eğitime harcayacağı miktar ile birlikte daha da yükseleceği söyleniyor.
Tabii ki OECD’nin hazırladığı bu raporlarda kendimizi göremiyoruz. KKTC eğitiminde durum nedir? sorusunun cevabını bulmak için elde veri olması gerekiyor. KKTC’de bu veriler sağlıklı elde edilemiyor. KKTC eğitimi ile ilgili bilgileri zaman zaman Dünya Bankası Raporlarında görüyoruz.
Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde mutlaka bir Ar-Ge Merkezi kurulması bir zorunluluktur. Eğitimle ilgili tüm verilerin bu merkezde toplanması ve eğitimdeki planlamanın bu verilere göre yapılması gerekiyor. Ne yazık ki bizim bilime, araştırmaya karşı alerjimiz olduğu için bu tür merkezlere ihtiyaç duymuyoruz.
*******
Biz OECD raporuna bakmaya devam edelim. Raporda bir öğrenci için ortalama yıllık harcama miktarı ilköğretimde 8 bin 250 dolar, ortaöğretimde 9 bin 500 dolar, yükseköğretimde ise 15 bin olarak görülüyor. Genel ortalama ise 10 bin dolar… Ortalamalara baktığınız zaman İsviçre bir öğrenci için yılda 17 bin 500 dolar harcarken İtalya 8 bin dolar harcıyor ve OECD ortalamasının altında kalıyor. Türkiye’de bu oran 4 bin dolar civarında. Acaba KKTC’de bir öğrenciye düşen miktar ne kadar?
Okulların en basit temizlik malzemesini bile karşılayamayan, okullara bütçe ayıramayan bir eğitim bakanlığı var karşımızda… Okul müdürlerinin “modern dilenci” konumuna düşürüldüğü, Okul Aile Birliklerinin katkıları ile ayakta durmaya çalışan okulların varlığından söz etmek mümkün…
Tüm bunlara karşın OECD ortalamalarına göre ilköğretimde bir öğretmene 15 öğrenci, ortaöğretimde 13 öğrenci düşerken, KKTC’de bu oran ilköğretimde 12, ortaöğretimde 8 öğrenci olarak dikkat çekiyor. Bu da plansızlığın göstergesi olsa gerek… Bugün halen öğretmen eksikliğinden bahsediyorsak ortada ciddi bir plansızlık var demektir. Bugün ilçelerin en popüler okullarında öğrenci sayıları 30’un üzerindeyse, ortada bir yanlışlık var demektir. Aksi durumda öğretmen eksikliği değil öğretmen fazlalığı var. Plansızlık aldı başını gidiyor. Palyatif çözümler ile eğitim yönetilmeye çalışılıyor.
Raporun bir başka dikkat çekici noktası da eğitim düzeyi yükseldikçe bireyin istihdam şansı da yükseliyor. Ne ilginçtir ki KKTC Devlet Planlama Örgütü’nün verilerine göre bu durum bizde tam terstir. Bizim ülkemizde en çok istihdam edilenler orta ve lise mezunları oluyor. Doktora sahibi kişilerin istihdam oranı sadece %3. Bu da gösteriyor ki bizim ülkede okumak pek işe yaramıyor. Buna karşın da çağ nüfusunun %70’i üniversiteye gidiyor. Dünya ölçeğinde bu oran %30-35 civarındadır. Görüldüğü gibi bizde işler ters gidiyor. Ekonomide de sağlıkta da, eğitimde de…
Peki çözümü nedir? Planlı-programlı bir yeniden yapılanma ve değişim gerekiyor. Herkesin elini taşın altına koyacağı bir kalkınma ve dirilme modeline ihtiyaç var. Bir toplumsal dönüşüm gereklidir. Bu sadece eğitimde değil tüm sektör ve alanlarda yaşanması gereken bir sona doğru gidiyoruz. Bunu gerçekleştirmediğimiz sürece toplum olarak sıkıntılar yaşayacağız.
Anlayacağınız, gerek eğitim gerekse diğer alanların köklü değişime ihtiyacı var.
































