Köşe Yazarları

DÜŞ






Oturduğunuz yer neticede dört duvar ortasıdır; ortasında da oturmayabilirsiniz sadece bir köşesinde.

Çoğu zaman dünyaya buradan bakılır; hayatın çoğu buradan yaşanır.



Yaşadığınız kent bilinen sokaklardır: Yakıcı güneşte yer yer alev parçaları gibi; yağmurlarda temizlenmiş, yeni boyanmış bir tablo gibi.

Ama odanızda bir başka kenti ödünç almak mümkün; hiç bilmediğiniz kentleri.

Kentler, ülkeler hatta dünyalar odanıza sığar; bir orta masası gibi, bir komodin ya da kütüphane gibi…

Bir aşk ödünç alınır mı?

Aşk dediğiniz satırları dökülmüş bir mektuptan ibarettir…

Oda bazan bir evren kadardır, bazan sönmüş bir balon gibi.

Evrende gezindiğinizde kendinizden çok uzaklaşırsınız, patlamış bir balonda bulunduğunuzda kendinizin içindesiniz; kendinize doğru sıkıntılı bir yolculuk.

Yakıcı güneş sokakları parçaladığında zaman da parçalanır; gölgede başka güneşlik yerde başka.

Bir odada her şeyi kontrol etmek mümkün:

Zamanı durdurmak da mümkün hatta zamanın bir akarsu gibi akıp gitmesini kontrol etmek de; zaten zaman diye bir şey olmadığına göre…

Bir kenti ödünç aldınız diyelim; bir odada ucu bucağı olmayan bir kent dallanıp yapraklanır bir sokaktan bir sokağa, bir meydandan bir meydana.

Tanımadığınız kalabalıklara karışırsınız, herkes gözlerini etraftan toplar gibi yürümekte.

Akdeniz yazı çekip gider bir anda; üstünüze kar yağar.

Kent de ödünç, kalabalıklar da, mevsim de; kendiniz kendiniz değilsiniz…

Zorlama bir şey değildir, düştür; arzulanan, istek duyulan bir şey düşte yaşanabilir, hâlbuki kendinizle kaldığınızda her şey bambaşka.

Çoğu zaman kendiniz değilsiniz.

Hayat sahtedir.

Çalıştığınız iş yerinde, okulda ve her yerde her şey sahtedir.

Hükümetler, meclisler, elçilikler ve tekmil ne varsa uyduruktur; sahte para gibi değersizdir; hayatın dışındadırlar.

Yaşadığınız özgürlük kadar sahtedir her şey.

Hiçbir kanun, hiçbir anayasa hayatı anlatmaz.

Hiçbir şey hep birlikte yapılmamalı.

Hep birlikte yapılan ne varsa yanlıştır.

Hep birlikte şarkı söylemek bile; hep birlikte olunca bir türlü doğru söylenemez.

Hep birlikte düş kurulamaz…

Evrenin dışında yaşamış, dili “kendimce” olan bir yazar şöyle der:

“Düş de bir tecrübedir. Bunu deneyince öyle bir aydınlandım ki, artık düşlediğim her şeyi gerçek gibi görüyorum. Onları birer düş yapan her şeyi yitirdim böylece.”







Başa dön tuşu