Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Dünyalı olabilmek zor

İnsanın gözünün içine baka baka yalanları sıralayabilmek ne kadar da kolay.

Yalanlar, önyargılarla, çıkar ilişkileriyle örüldü mü, toplumlar üzerine bir karasaban gibi çökmekte ve toplum ön yargılara esir olmakta…
Oysa, dünyadaki hızlı teknolojik değişimler ve iletişimdeki dev adımlar artık tüm yalanları, dogmaları hızla eskitmektedir. Yalanlar, dogmalar hızla parçalanmakta ve gerçeğin aydınlık yüzü hızla ortaya çıkmaktadır. Bizlerse, inatla eski düşüncelerimize saplanmaktayız.
Yalanların, dogmaların en büyüklerinden birincisi milliyetlerin üstünlüğü, hakimiyetçi anlayışıdır. Her milliyet, diğer farklı etnik yapıları ezmek ve esir almak için, bağnazca yalanlara ve bunlara bağlı olarak baskıya başvurmakta, o milliyetçi yapının yöneticileri ise statükolarını devam ettirmektedirler.
Kıbrıs’ta Rum milliyetçiliği, Kıbrıs Türkleri ile yönetimi paylaşmama konusunda aşırı tutucu konumunu korumaktadır.
Türklere gelince, 1974 koşullarından sonra OLUŞTURULAN yağma düzeninin korunması için, Rum tehlikesi kartını sürekli ön plana getirmekte ve Türkiye’nin şemsiyesi altında “Ekmek elden, su gölden” siyasetiyle, dünyadan kopuk bir hayatı, dünyalı olmaya tercih etmektedirler.
Türkiye’deki Türk yöneticiler, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarında, diğer etnik yapılara uyguladıkları etnik temizlik siyasetini sürdürmekte hala ısrarcı olmaktadırlar. Bu ERİTME VE YOK ETME siyasetine, örgütlenerek karşı çıkan Kürtlere, lafta eşitlikçi davranmak zorunda kalmakta ancak eski alışkanlıklarının dışına kolay kolay çıkamamaktadırlar.
Tanımama, dikkate almama eritme siyasetleri, artık çağdışı kalan siyasetlerdir. Globalizmin gücü tüm dünyayı hızla karıştırmakta, eski dogmalar tarihin çöplüğüne atılmakta ve yeni dogmalar sahneye çıkmaktadır…
Türkiye’nin IŞİD tehlikesinde oynadığı KİRLİ OYUN da, yalanlarla örülü ve hızla ortaya çıkan bir oyun olarak, tüm Türkiye’yi zehirlemeye başlamıştır.
Osmanlı’nın İTİ İTE KIRDIRMA siyasetini, yeni versiyonu ile KÜRTLERE uygulamaya çalışan Türkiye yöneticilerinin bu kurnazlığı çok erken bir zamanda ortaya çıkmış ve Türkiye’nin yöneticileri YALANLARIYLA ortada kalmışlardır.
Dünyalı olmak artık, ekonomik gelişmenin de motorudur. Bunu başaramayanlar, birleşen dünya pazarının dışına savrulmakta ve ekonomiden gerekli payları alamadıkları için, hızla çöküşe gitmektedirler.
Kıbrıs Rumlarının, yönetimi Türklerle paylaşmama konusundaki ISRARLARI ve Uzun Vadeli Mücadele Stratejileri, devamlı olarak onları yalanlara, dogmalara sarılmaya itmekte, bu ise Kıbrıs’ta tüm yaşamı durağanlaştırmaktadır.
Kıbrıs’ın BİRLEŞTİRİLEREK, pazar payını büyütmesi, komşularıyla ilişkilerini düzeltmesi, Kıbrıs’ın dünyalı olması, her iki toplumu da ekonomik olarak uçuracak bir dinamizm taşır.
Aynı şekilde, Türkiye’nin de Kıbrıs ve Kürt sorununda cesur ve radikal adımlar atması, Türkiye’yi büyük maddi harcamalardan kurtarması yanında, Türkiye’yi uluslararası arenada da rahatlatır.
Dünyalı olmak, artık insan iradesinden bağımsız bir süreçtir. Bu süreci belirleyen dinamik ise, Marx’ın belirttiği EKONOMİK GELİŞME ve ortaya çıkan yeni EKONOMİK İLİŞKİLER bütünüdür.
Dünyalı olmaya direnenler, İLETİŞİM ÇAĞI’nın yarattığı güçle hızla yalnızlaşmakta ve bu yalnızlık, bir süre sonra, zora düşecek olan kendi halklarının dinamizmi ile büyük bir karmaşaya yol açmaktadır.
Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki büyük alt üst oluşun bir yanında ESKİ HAKİMİYETÇİ anlayışı sürdürme varsa, diğer yanında da, DÜNYALI olmayı zorlayan GLOBALİZM’in azgın yıkıcı gücü vardır. Halklar, ne yazık ki, bu iki gücün çatışmasında, tek çıkış yolu olan EŞİTLİKÇİ ve FARKLI OLANI KORUYUCU politikalara yönelme olgunluğunu daha BULAMAMIŞLARDIR.
Yalanlar, Dogmalar, Dar Milliyetçi ve Hakimiyetçi anlayışlar hızla tarihin çöplüğüne atılmakta ve yeni bir dünya oluşmaktadır. Bu yeni dünyada özne mi, nesne mi olunacağını belirleyecek olan ise, ZAMANDIR.