Köşe Yazarları

DÜNYA KAYNIYOR! VE ELEKTRİK SORUNUMUZ…








Ne zaman kendi içimize klapansak dışımızda bir dünya olduğunu unutuyoruz. Nitekim bu kez de Pazar günü gerçekleşecek seçimle meşgulüz.




Oysa nerdeyse dünyanın süper  güçlerinden biri olan Rusya ile Ukrayna arasında kıyamet kopacak. Ve bu kez de muhatabı biraz da Amerikan malı olan  NATO! Dolayısıyla kriz eğer bir savaşa dönüşürse  NATO’lu Türkiye’yi de sarmalına alması muhakkak..



Şimdilerde ABD  Putin’li Rusya’yı sürekli uyarıyor, “sakın ola Ukrayna’ya saldırmayım deme karşında NATO’yu bulacaksın..                                                                      VE  durum gerçekten vahim.. Şöyle ki eğer bu günkü kriz Türkiye’nin de talip olduğu arabuluculuklar sayesinde durulsa bile bir süre sonra bir yerlerden yine patlayacak!                                                                                            Kısaca Rusya bir kez daha Ukrayna’yı yutmaya karar verdi çünkü “ben dünyanın jandarmasıyım” diyen Amerika   Rusya’nın yamacındaki Nato üyesi Ukrayna’ya kadar uzanıp Karadeniz’de  askeri egemenlik alanı oluşturmak istiyor…

ÖTE YANDAN   Türkiye ‘nin başı da komşusu Yunanistan’la belada! Gün geçmiyor ki türlü çeşitli ajans haberlerinde yer almasın.. Mesela dün bir sonuncusuna Yunanistan Başbakanı “deli bakışlı” Micotakis”in beyanı yansıdı. “Türkiye’ye karşı her türlü tedbiri aldıklarını” söylüyor. (Neyse ki henüz “Türkiye’ye sefer başlatacağını” söylemiyor! !                                                                                             ***                                                              VE KIBRIS  siyasi sorununu çoktan unutmuşluğumuza nazire  bu kez de Annan’ı hatırlatan beyanlarıyla “safdillikten” yüz üzerinden yüz puan alacak BM’ler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs’la ilgili son beyanıyla bir kez daha bayılıp, zar zor anca ayılıyoruz!

Nitekim diyor ki koca BM’ler Genel sekreteri “Kıbrıs’ta Türklerle Rumlar arasında ayrılık kemikleşiyor!”

Guterres’in Kıbrıs’ta Türk Rum halklarından ne beklediğini bilmiyorum ama  mesela vakti zamanında dünyanın en karmaşık ve içinden çıkılamaz “barış ve çözüm planının” sahibi olan Annan da “Kıbrıs’ta egemen  iki ayrı toplum değil, “Kıbrıslılık” adıyla  “tek millet” yaratma sevdasına kapıldıydı!

Zaten bu BM’ler sekreterleri ezelden beridir böyle antika düşünceler serdederler ki hayretten çatlayıp patlayasınız!                                                                                                                                   ***

NEYSE Kİ  bizim için hava hoştur. Kendimizi seçime odaklamışız  Guterres “Kâinat başkanı” olsa vız gelir tırıs gider…                                                                                           Öyle ama bir yandan da aramızda bazı aklı evveller var ki akılları düşman başına! Mesela ne diyor bir tanesi?

“KKTC vilayetleştiriliyor!” Kim tarafından? Türkiye tarafından! Nasıl başarıyormuş bunu Türkiye? Şöyle:

KKTC hükümetinin de Türkiye Hava Yollarının bilet paralarının pahalı olduğu serzenişinden kaynaklı ricasıyla,  “öyleyse KKTC’i de iç hatlar  tarifesine dahil edin” teklifi Ankara tarafından kabul görüyor. Ve bu uygulamayla bilet başına 37 yuroluk ucuzluk sağlanıyor..

İşte bu nedenle Türkiye’nin vilayeti olmuşuz!

EĞER şaka yapmıyorlarsa her halde bu tip saçma sapan lafları özellikle harcıyorlar ki insanların sadece sinirlerini bozulmasın, akıl tutulması hastalığına da yakalansınlar!..

YAHU eğer TC’nin onca parasal yardımını talep etmesek ve almasak..                                                              Hâlâ  garantör ülke olarak korumacılığımızı  üstlenmiş olmasa..

Dış dünyaya açılan tek hava yolumuzu teşkil etmese.

Kısaca grak dedik mi su gruk dedik mi et vermese…

KKTC-TC ilişkileri bağlamında dünya kadar anlaşmalarının yardımlarının muhatabı olmasak…

HADİ TC’nin vilayeti oluyoruz yada TC bizi vilayeti yapıyor laflarını kabul edelim ki öyle de olsa ne zararı var faydasından başka!

AMMA değil işte! Maksat muzırlık! Olmasaydı, ayni ağaların bir ayağı Rum tarafında olmaz dolayısıyla Anastasiadis’li kiliseli Rum’a da takılırlarken “bizi vilayeti durumuna getirmek istiyorlar” derlerdi! Ki Annan planına  “vilayeti olmayacağımız” için hayır dedilerdi!

***

KISACA: Yıllardır bu ülkede kendimizin oynadığı

kendimizin seyrettiği bitmeyen bir tiyatronun toplumuyuz!                                                             Doğrusu yarım asırdır çözüme ulaşmamış sorunu ve bu sorun dolayısıyla dünyadan tecrit edilmişliği düşündüğümde “iyi ki çıldırmadık” diyorum  kendime.      Ne var ki Türkiye bizi vilayetleştiriyor diyecek kadar  sinir spazmlarında titreyenler  çılgınlığın sınırına kadar dayandılar ki Allah muhafaza diyorum!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (İYİ UYUTULDUK)

Bizim için Kıbrıs siyasi sorunu iki toplumlu Cumhuriyetin kurulduğu 1960’larda başladı. Yani Rum toplumu ile bir ortaklık devleti oluşturduğumuz yıl!

Aradan 60 yılı aşkın bir süre geçti. Meraklı araştırmacılar bu altmış yılda dünyada nelerin olduğunu, nelerin değiştiğini, nereden nereye gelindiğini iyi bileceklerdir. Kısaca dünya sadece doğasal olarak değil asıl ve büyük oranda her yönüyle fiziksel olarak da değişti.. Tabi Kıbrıs’tan gayrı!

Ki 1974 Barış harekâtıyla iki bölgeye ayrılmasına, ayrı gayrı Türk ve Rum Devletleri oluşmasına karşın  adanın siyasi kaderi hâlâ  değişmedi..

Oysa Kıbrıs sorunu 1954’lerde EOKA’nın İngilize yönelik saldırılarıyla büyürken  ne iki  toplum arasında oluşturulan “Cumhuriyet” lâkaplı çözüm ne de  1974 sonrası iki bölgelilik tuttuydu..

NE VAR ki itiraf edelim: Bu siyasi ve kanlı canlı gelişmelerden galip ve kârlı  çıkan “tanınmış Devlet” oluşuyla Rum tarafı oldu. Şöyle ki mesela ne zaman darlığına düşsek  kapısını çalıp elektrik akımını oradan tedarik ediyoruz!

Ya bizim elektrik santralımız? Ya yetkili ve sorumlu KIB-TEK?                                                                                      Vesselam öteki tüm kurumlarımız gibi “Kıb-Tek” de siyasi çözümsüzlüğün diyetini ödüyor! Yıllardır adanın Kuzey’inde dünyadan tecrit edilmişliğimizin yalnızlığında Güney’den elektik akımı rica ederken bir kez daha anlıyoruz ki gerçekte biz “Kuzey’in sahibi mutlakı” değiliz!    Ki Güney’in Rum’u bize elektrik vermese karanlıkta kalacağız!

Üzülmez kahrolmaz mısınız? Yani artık “çözüme yönelik müzakerelere “elektrik garantisi” içeren yeni bir gündem mi ekleyelim: Onca yıl sonra elektrik santrallarının  kahrını bile çekememek ayıp  olmuyor mu ama?







Başa dön tuşu