Nerede kalmışsak oradayız…
…
Yıl 1959.
Memleket cumhuriyetin ilanına hazırlanmakta.
Lakin tartışmalar bugün olduğu gibi.
Konular bire bir.
O yılın Kasım ayında yeni kurulan Kıbrıs Türk Gazeteciler Cemiyeti bir açıklama yapar.
Açıklamada şunlar belirtilir:
“Bir müddetten beri sırf mühalefet olsun diye Türkiye’de yayınlanmakta olan KİM dergisi cemaatimiz liderleri aleyhinde ileri, geri neşriyatta bulunmakta, yersiz ve haksız istinatlarla liderlerimizi halk efkarı önünde lekelemeğe çalışmaktadır. Kıbrıs’ta açılan dava üzerine KİM Dergisine Havadis gazetesi de ayak uydurdu. Federasyon başkanının cebinde İngiliz pasaportu varmış. Oysa bundan herkesin var.”
…
Tarihin yapraklarını çeyrek ya da yarım yüzyıl geriye doğru çevirdiğinizde,
Karşınıza aynı konular, aynı tartışmalar çıkar…
…
Girne’ye giderken Boğaz kavşağındaki çiçeklere gömülmüş çevreyi görünce aklıma geliyor.
Dostumuz alınmasın, ona özel değil.
Şöyle düşündüm:
Şu Girne, Dikmen (Dikomo) Belediyesine bağlansa.
Belki ters işler memlekete daha çok uyar…
…
Nerede kalmışsak oradayız.
Kanlı Dere’nin çevresinde.
Dolanıp duruyor siyaset de her şey de.
Kanı Dere ne haldeyse, siyaset de öyle, ekonomi de.
Demek istediğim,
Kanalizasyon sorununa çözüm bulamayan,
Kıbrıs sorununa nasıl bulacak?
…
Dikkat edilirse her sorunun çözümü kırk yıla muhtaç.
Sağlıkta olsun, ekonomide olsun, siyasette olsun ve her şeyde.
Ele ne alınırsa alınsın üzerinden kırk yıl geçiyor en az…
…
Nerede kalmışsak oradan devam.
Eskiden de öyleydi,
Şimdi de böyledir.
Belki de bunun nedeni,
Kıbrıs’ta da çatışmalar, savaşlar olmasına rağmen, “Silahlara Veda” diye bir romanın yazılmayışındadır.
Diyelim 1970’li yıllarda kalemi bırakan biri,
2000 binli yılarda kalemi eline alsa,
Aynı yerden devam edecek zaar…
…
Kapalı hayat yaşayan toplumların durumu budur belki de.
O zaman o ünlü soru hep sorulur:
Ne Yapmalı?
Demek istediğimiz,
Evde karısına şiddet uygulayan birinin, dışarıda kadın erkek eşitliğini savunması kadar traji komik bir durumdur memleketin hali…
…
Ne diyordu Cemiyet:
“Federasyon başkanının cebinde İngiliz pasaportu varmış. Oysa bundan herkesin var.”
Doğru.
Yıllar geçti,
Şimdi de herkesin var.
O dönemler cebinde İngiliz pasaportu olan bir lokmacı,
İngiltere’de Holiday In Oteldeki resepsiyon çalışanı İngiliz’le aynı vatandaşlık haklarına sahipti.
Şimdi de pek farksız.
AB kimliğine sahip bir tezgahtar ile Belçikalı bir suşi aşçısının hakları aynıdır.
Bu ahali ne yapacağını bilir kardeşim.
Dün ne ise bugün de odur.
Demir atacağı limanı bilir…
































