Köşe Yazarları

Dövizin önlenemez yükselişi ve KKTC’de yapılması gerekenler








Yazılarıma bir süre ara verdikten sonra bu gün tekrar okuyucularımla buluşma imkânı bulduğum için mutluyum. Ülke konularından uzak kalmasak da ülkemiz için gaile duyduğumuz konuları bir nevi dertleşmek ve farkındalık açısından ülke sorunlarımızı paylaşmak da bence ihtiyaç duyduğumuz bir olgudur.




Yaz süresi çok çalkantılı geçen bir iç siyasi gelişmeler zinciri ile sonunda seçim sath-ı mailine geçildi. Bu sürede siyasi Partilerin programlarını ve manifestolarını okuyacağız. Bakalım hangi siyasi parti gerçekçi ve yapabileceği icraatları öngörecek.. Vatandaş da ona göre pozisyonunu belirleyecek?



Sanırım her seçim dönemindeki vaatlerin hiçbirinin yerine gelmemesinden dolayı vatandaş artık hiçbir vaade haklı olarak inanmamaktadır. Çünkü boş laflara artık doymuş taşmıştır. Yok Singapur, yok Monaco gibi dünya ile engelsiz her konuda irtibatı olan BM üyesi (fert başına milli gelirleri 102 bin ve 115bin $) olan ülkeler olunacağı vaadleri hayali çocukluk rüyaları gibi, yürürlükteki gerçekleri yaşamakta olan halka, masal gibi gelmeye başladı.

Hükümetlerimize önerim, gerçekte yapabilecekleri halde çeşitli sebepler, ilişkiler ve çekinceler nedeniyle yapmadıkları önlemlerdir. Ayakları yere basan halkı ve ülkeyi koruyucu politikalar ve icraatlar safhalarına geçmeleri ve daha bilinçli, cesur, mantıklı ve ciddi ülkelerde uygulanmakta olan sosyal demokrat politikalara, mal ve hizmet üretimine dönük sektörlerde belli süre ve sınırlarda teşvik politikaları ile yatırımlara ve istihdama yönelik programların uygulama safhasına konmasıdır.

Hedef koyarken; gerek ekonomik gerekse dış politikada olsun, siyasi statümüzü düşünerek ve politika çizerken haklarımızı savunurken, Kıbrıs gibi stratejik bir konumu olan ve halen fiiliyatta orta doğuda güç dengesine etkisi olan ilgili devletlerin pozisyonları ve uluslararası anlaşmalarla irtibatlı olan ülkelerle mevcut ilişkilerin geliştirilmesi ile diplomatik atakların ona göre hassas dengelerde götürülmesi, BM kararlarının göz ardı edilmeden sebatlı ve dünya kamuoyunda kabul edilebilir bir hedef konması gerektiği, göz önüne alınsın. Aksi halde bizi burada kimse duymayacak. Bunun için de ciddi bir Devlet Yönetim mekanizmasının yürütülmesi esastır. Önce vatandaş kendi devletine güvenecek.

Şimdi gelinen noktada boş vaatler yüzünden vatandaşın kendi devletine güveni zayıfladı. Çünkü fiiliyatta halkı esenlendirecek bir ekonomi politikası olmadığı gibi, siyasi açıdan sürekli değişen ve altı doldurulmayan politikalar ümitleri belirsizleştirmekte değer yargıları dahi değişmektedir. Bir devlette Kamu düzeni, her alanda adalet ekonomik ve sosyal öncelik alır. Laf değil halk icraat beklemektedir. Halkımız gittikçe fakirleşiyor. Sırası yokken hamasiliğin etki yapmadığı görülmüyor mu?

Döviz vuruyor, fiyatlar vuruyor, halkın alım gücü her geçen gün düşüyor. Devlet hiçbir konuda vatandaşına sahip çıkmıyor. Haklı hakkını alamıyor. Ancak torpili olanın olmayacak işleri her nasılsa bir şekilde şıp şak hallediliyor? Böyle mi ilerleyecek ve idare edilecek bu ülke? Bunlara çareyi bulmak gerekir.

Halkımızın verdiği mesajlar kaale alınmalı ve dar kalıplar içine sıkışıp kalınmamalı.

Son haftalarda yaşanan döviz krizinin kısa vadede faizler yükselmezse devam edeceği kesin gibidir. Türkiye ekonomisindeki tıkanıklıklar gerek pandeminin getirdiği, gerekse reformun yapılması gerekli sektörlerde yerli üretime dönük iktidar yetkilileri ve çeşitli çevrelerce sürekli hedef konduğu söylense de yapılmayan ithal ikame malların Türkiye’de üretime geçememesi ve her ne kadar da ihracat artmakta ise de ihraç mallarının %70’i ithal mallarına bağımlı olduğu cihetle ithalata bağımlılık olduğu bir pozisyonda yalnız ihracatın artmasının fazla bir artı sağlamayacağı bellidir. Fasit daire misali. İhracat yapan firmaların ve turizmcilerin de dıştaki firmalarıyla paket turlardan kazandığı dövizleri ülkeye getirmeleri mecburi tutulmazsa ne kadarını getirdiği şüphelidir.

Devlet garantisi ile sürekli olarak özel sektör döviz borçları artmakta yatırım karşılıkları istatistiklerde hesaplanan dövizlere göre döviz sıkıntısının daha az olması gerekirken Türkiye büyük bir döviz borçlusu durumuna geliyor ve talep arttıkça döviz fiyatları yükseliyor. Döviz fiyatlarına hem ekonomik önlemler yanında para politikasında TCMB’nın esas amacı ‘Fiyat İstikrarını ‘ sağlamak olmasına rağmen, düşük faiz politikası ile  döviz fiyatlarının artması ile de hem ithalata dayalı ekonomide fiyatlar artmakta faiz düştükçe TL’sına talep azalmakta ve dövize hücum devam etmektedir. Sürekli ikamet eden yurttaşlar  da birikimlerini faiz düşüklüğünden TL birikimini korumak için dövize döndü ve ilk defa bankalardaki mevduatların  %64’ü döviz mevduatına yükseldi.

Faiz düşüklüğünden TL tahvillere de rağbet yoktur ve tahvilden kaçınılmakta dövizler borsadan çekilmektedir. Çıkan resmi istatistiklere göre yabancı satın alımlar sadece ‘hisse senetleridir’. Bu da bir çok Türk şirketlerinin hazır yatırımlarının hisselerinin yabancılara kayması demektir. Merkez Bankasına çok görev düşüyor. Diğer yandan coğrafi özellikleri dolayısıyla Türkiye’nin bir tarım ülkesi olması dolayısıyla gıda ithalatının çok az olması gerekirken ana gıda malları dahi büyük oranda ithalatı dövize olan ihtiyacı arttırmaktadır.

KKTC’de durum daha da vahimdir

Çünkü KKTC’de her şey, Türkiye’den ithalat dahil, ki hiçbir mantığı yoktur dövize bağlı. Ayrıca ekonomiden kaynaklanmayan, ‘ithal enflasyon’ la fiyatlar şişmekte alım gücü düşmektedir. Piyasadan bu oranda KKTC’den çekilen TL, aynı oranda  ‘emisyon’ olmadığı cihetle yerine konmamakta ve alım gücü gittikçe düşmektedir. Diğer yandan Hükümetlerin denetim ve vergi tahsilat isteksizliği gittikçe kayıtdışı ekonomiyi büyütmekte ve halk fakirleşirken bir kesim aşırı zenginleşmektedir. İşte KKTC’nin bu özetlediğim ve aşağıda sunduğum  konulara yoğunlaşması ve ‘ısrarla çözmesi’ gereken ana konulardır.

Ayrıca çok önemli;  Türkiye’den ithalat 1974’den beri 15 yıl kadar öncesine dek TL ile yapılmakta idi. Bu son dönemde Dövize çevrilme sorunu üzerinde KKTC Hükümetlerinin de üzerinde ciddiyetle durmadığı ve umursamazlık görülüyor. Bunun behemehal çözülmesi gerekir.

İkincisi yardımların en az Bütçede öngörülen kadar, döviz ve enflasyon daha yüksekse o oranda farkın da Bütçeye transferi için üzerinde durulmalıdır.

Üçüncüsü kayıtdışılığı önleyip Gelir ve kazanç vergilerini incelemelere alıp vergilendirmelidir. Devlet bu ülkede gerçekleşen kazançlardan payını almalıdır ki Bütçeye kaynak sağlasın ve hizmetleri yürütsün. Geçenlerde vergi yasasında bir değişikliğe gidilmeye çalışıldı ki o da sabit gelirlilere yönelik. Muafiyetler kaldırıldı, dilimler %20 ile 40’lara çıkarıldı. Hangi şahsi gelirlilerin bu muafiyeti saptanabilecek?  Hükümetin ancak özel ve kamudaki bordrolu çalışanlara hükmü geçiyor. Şimdi seçim olduğu cihetle popülist yaklaşımla yasa geçirilmedi, ancak amaç deşifre olmuştur. Seçimden sonra gelecek demektir.

Ayrıca diğer dövizli gelirler gelir değil de yalnız ‘dövizli kira’ gelirmiş gibi kiranın oranları arttırıldı.! Bunun mantığı var mı? Yani kim gelip de kayıt yapacak artık? Veya mecbursa, kiracı ile ev sahibi anlaşıp fiiliyat ile kontrat yanlış gösterilecek?

Dördüncüsü  alım gücünü yükseltmek için tekrar eşel mobil uygulanması şarttır.. Ve en önemlisi Beşinci; mevcut yürürlükte olan ve istenirse mükemmel çalıştırılabilecek Mal Hizmetler Denetim ve Gözetim Yasasını uygulansın ve fiyat ve kalite kontrolü getirilsin. Stokçuluk da önlensin. Stoklardan eskiden olduğu gibi bu yasanın ve Fiyat istikrar Fonu yasasına göre fiyat farkı devletçe alınsın.  Rekabet yok çünkü. Bu kadar acizlik olmaz.

İşte KKTC’nin de yapabileceği çok önemli görevleri var ve yasaları da olduğu halde yapmıyor. Halk fakirleştirildikçe fakirleşiyor.





Başa dön tuşu