EkonomiKöşe Yazarları

Döviz kurları, alım gücü ve getiri faizleri

Onur Borman yazdı






Döviz kur artışları son özellikle iki üç haftada yükseliş trendine devam etti. Cuma gün dolar 7.3TL, Euro 8.7 TL, ve sterling 9.7 TL’yi geçti. Şimdiki mevcut durumda devam edeceği yönünde bir gelişim görünüyor..

TCMB geçen hafta yaptığı toplantıda faizleri arttırmamayı ve başka yan önlemler almayı tercih etti. Bununla bankalardaki mevduatların gerek TL olsun gerekse döviz olsun zorunlu karşılık oranları arttırıldı. Merkez Bankasında tutulan zorunlu karşılık oranları 200 baz puan artmış oldu.

18 Temmuz 2020’de yine zorunlu karşılık oranları 300 baz puan arttırılmıştı. Bu defa para arzını kısmak TL’yi daha değerli kılmak ‘amacıyla’ 200 baz puan daha arttırıldı. Bu işlem, bankalardan  8.5 milyar$ ve 17 milyar TL’nin daha, Merkez Bankası bünyesine çekilmesidir.

Haliyle bankaların maliyetlerinin artması ve kredi hacminin de bankalarda kısıtlanmasına neden olacaktır. Faizler de, özellikle en önemli faiz olan politika faizi % 8.25 de değişmeden bırakılmıştır. Bankalararası gecelik faiz de aynı kaldı.

Enflasyonun %12’ ler civarında seyredilen dönemde faizlerin sabit bırakılması dövize olan talebi arttıracaktır. Çünkü TL’sının alım gücünün düşmesi ve enflasyon oranına göre politika faizinin %4 civarı daha düşük olması dolayısıyla getiri yerine götürüsü olacağı cihetle, hanehalkı ve şirketler bu güne kadar olduğu gibi dövize daha çok yönelecektir. Nitekim bu karardan sonra aynı gün kurlar biraz yukarı seyretti.

Geçerli dövizler karşısında TL’sının 7 ayda değer kaybı ise %22 ilâ % 30 arasındadır. Hal böyle iken bu faiz hadleri ile TL mevduat toplamak veya TL’ye talebi arttırmak ve değerini yükseltmek mümkün değildir.

Türkiye’de özellikle şu sıralar gerek pandemi dolayısıyla gerekse önceden mevcut döviz açığı ve döviz borç stoku dolayısıyla ve bu mükellefiyetin yerine getirilmesi için dövize olan talebin yüksekliği devam etmektedir. Bu durumda TL’sını  güçlendirmek için çare, halkı ve şirketleri yönlendirmek için en güçlü ve direk silah olan TL faizlerinin enflasyonun üstünde getiri getirecek oranda yükseltmektir. Bir de faizden alınan vergi de hesaplanarak.

Geçmiş yıllarda da çok örnekler yaşandığı gibi döviz borçları ve mükellefiyetleri varken, hanehalkı da alım gücünü korumak ve tasarruflarını büyük veya küçük olsun hem korumak hem de biraz getiri sağlamak için TL’sına tek talebi güçlendirecek olan silah faize önem vermektedir. Ve esasen bu durumlarda en önemlisi politika faizinin seviyesidir.

Merkez Bankası yayınlarına göre Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatı Temmuz sonu haftasında 4.4 milyar$ arttı. Aynı dönemde döviz mevduatı altın hariç 2.2 milyar$ arttı. Bu tabii ki müteakip haftalarda biraz düşerek biraz artarak devam ediyor.

Bu hafta TCMB yayınına göre döviz rezervleri net 27.6 Milyar$’a indi ve mükellefiyetler de var. Borsa da miktar düşüş gösterdi.

Döviz talebinin düşmesi Türkiye’ye yönelik dıştan döviz transferi ve dış sermaye takviyesi ile gerçekleşebilir, ancak şimdiki durumda Covid 19 dolayısıyla turizm ve dış ticaret ve cari açık ile ödenecek mükellefiyetlere bakılırsa pandemi döneminde döviz artışı kolay değil.

Ayrıca Akdeniz’de Yunanistan’ın, adaların kara sularını 12 mile çıkarmak için haksız teşebbüsleri, Akdeniz’deki KKTC’nin ve en geniş kara parçasıyla kara sularına sahip Türkiye’nin haklarını bertaraf etmek istemeleri ve AB’nin de desteğini alması gibi sıcak gerginlikler yaşandığı esnada yabancı sermayenin gelmesi zordur.

İç kaynaklar açısından Türkiye zengin potansiyele sahip ancak harekete geçirilmesi de zaman ve sermaye/mali varlıklar gerektirir. Geçen hafta da yazdığım gibi Karadeniz’de bulunan 320 milyar metreküplük doğal gaz Türkiye ihtiyaçları için önemli ve Türkiye’nin milli ve Kamu Kuruluşu olan Türkiye Petrolleri ile Türk mühendis ve teknik elemanlarıyla yapılması çok daha önemli ve bu çerçevede daha kaynak bulma ihtimali de daha yüksek olmakla beraber işletilmesi ve gelir getiriciliği 3-4 yıl gibi ve daha uzun vadeye yayılacağı cihetle bu gün için döviz kurlarına etkisi olamamaktadır.

Dolayısıyla TL’sının iç ve dış talebini  yükseltmek için politika faizinin yükseltilmesine ve direk silahın kullanılmasına ihtiyaç vardır. Birkaç yıldan beri kullanılan dolaylı  önlemlerin bir fayda sağlamadığı veya kısa bir süre zaman kazanıldığı görülmüştür. Ekonomik dengeler itibariyle ithalat-ihtacat, hizmetler sektörleri döviz gelirleri artısı ve cari denge artı verecek önlemler ve döviz borçlarının azalması sonucunda kurlar stabl olabilir.

Alım gücü TL’sında düştükçe tüketici talebinin azalmamasına da çok dikkat edilmesi ve takibi gerekir. KKTC’de de durum aynı hatta daha başka sorunlar ihracat zorlukları ve kayıt dışılık daha fazladır ve takibi gereklidir.

Geliri düşen halkın harcama gücü düşerse bu defa üretimi de olumsuz etkileyecek, çünkü bir kişinin harcaması başka bir kişinin geliridir. Bunu toplum olarak toptan düşünürsek harcanabilecek gelir hacmi kadar başkalarına da gelir sağlanmış olur ve bu onlarca yüzlerce binlerce insan, harcayanın artan miktarı kadar milyonlara vd ulaşır.  Zincir uzayarak çark geri döner. Bu zincirin koparılmaması daima ekonomide tavsiye edilen çok önemli bir önlemdir. Alım gücü üretimi ihracatı körükler, ekonomiyi ayağa kaldırır.

Covid 19 ‘un yaygınlaşması ;  Son günlerde KKTC’de de tedirginlik yaratan covid 19 salgınının genişlemesi ile insanlar kendilerini emniyete almak için tekrar evlerine yönelmiş ve dış aktiviteyi mümkün oranda azaltmaya çalışıyor. Bu da esnafı ve özellikle kafe ve lokantaları ve insanların buna paralel çarşı ihtiyaçları giyim, kuşam ve benzeri alış veriş yerlerine gidişi haklı olarak frenlemiştir. Pandemi Hastanesi inşaatı ferahlatıcı bir önlem ve güzel beklenen bir proje olarak hayırlı olsun, Türkiye yetkililerine de teşekkür ederiz.  Ancak çeşitli nedenlerle büyüyen hasta rakamları karşısında küçük kalacaktır endişeleri çok yaygındır ve hastalık sayısının sürekli artması eve kapanmayı teşvik ediyor.

Aşılar ;  Gerek zatürre gerekse grip aşıları da bu yıl çok rağbet ediliyor ve arayanlar bulamadığı cihetle temasla ilgili çekinceleri de artıyor. Gerçi doktorlarımızın verdiği bilgilere göre covid 19’la ilgisi yok ancak risk grubunda olanlar, iki hastalığın yanyana riskini düşürmek için  en azından var olan aşıdan yararlanmak istiyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığının tedarikte rol alması gerekir.








Başa dön tuşu