Köşe Yazarları

Dört cumhurbaşkanı ve liderlik üzerine…


R.DENKTAŞ: “Ben sizin avukatınızım” diyordu. Kıbrıs Türk halkının ulusal davasını yüklenen “lideriydi.”

Makarios’la birlikte  (iki Kıbrıslı olarak) adını dünya siyasi tarihine kazıdıydı.

Türk halkını Dr. Küçük ile birlikte omuzladılardı. Nitekim Dr. Küçük arkasında “toplum liderliği” ünvanını bırakırken, Denktaş da “Kıbrıs Türk halkına en büyük armağanı olan KKTC’i bırakıyordu… KKTC’i yaşatıp yüceltmek için oluşturduğu partisi ise UBP idi!

TALAT: Denktaş’tan sonra sol kulvarda koşturan CTP’nin başı olan Talat Cumhurbaşkanı seçildiydi. Müzakerecilik görevini  “federal sisteme” inancıyla yüklendi.

Karşısında kendi sol kulvarının bir başka ası AKEL’li Hristofyas vardı. Sonuçta sadece CTP’yi temsil eder gibi görünen Talat, tüm rizikolarına karşın masadaki Annan planını Hristofyas’la referanduma götürmeyi başaracak kadar  müthiş bir politik başarı gösterdi…

Üstelik kendine özgü siyasi müacadeleleriyle de halkın büyük sempatisini kazandı. Nitekim Türk halkının Annan planına evet demesinde, Türkiye’nin kampanyası yanı sıra Talat’ın halk ile kurduğu empati çok etkili olduydu…

Ancak Talat da CTP’i aşamadı, halkın lideri olamadı!

EROĞLU: Siyasi sorunu Talat’tan devralan 3. Cumhurbaşkanı oldu. Arkasındaki en büyük destek UBP’di. Yirmi yıl başkanlığını yaptığı partisi yanı sıra her zaman “Sağ cenahın” da önde giden politikacısı oldu…

Siyasi soruna “Denktaş” çizgisinden yaklaştı… İki devletli çözümü telafuz etmese de konfederal sistemi savundu… Müzakereler safhasında Anaastasiadis’i o kadar sinirlendiriyordu ki bir gün adam kendini tutamayıp önünde ne kadar dosya varsa hepsini de ortalara savurdu!

Ne var ki Eroğlu da UBP’nin efsane başkanı oldu ama toplum lideri olamadı!

VE AKINCI: Lefkoşa’nın başarılı Belediye Başkanıydı. CTP ile fraksiyon farklılıklarından dolayı ayrı kulvarlarda koşsalar da sol bakışlıydı. Genç ve yakışıklıydı. Bir politikacıda olması gereken politik avantajlara sahipti. Bir devrin “Peyak” gibi halkçılık simgesi kuruluşunun önderliğini yaptı. TKP’i yüklendiğinde iddiası büyüktü…

Ne var ki “politika çocuk oyuncağı değildi!…”

Uzun yıllar Kanada’da “politika dışı” bir hayat yaşadı. Zaman zaman biz gazetecilerin hatırına geldikte anıldı adı… Unutuldu derken yıllar sonra KKTC döndü ve halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı seçildi…

Belli ki halk kademelerinde Kıbrıs sorunu gibi müzmin derdin “kurtarıcısı” olarak kabul gördü… Başından beri de öyle görülüyor derken…

Grans Montana’dan sonra Akıncı’nın da yıldızı sönmeye başladı… Nitekim dörtlü koalisyon hükümetini oluşturan HP’i başkanı dışişleri bakanı Özersay’la görüş ayrılığı yaşarken, UBP’nin iddialı yeni Başkanı Tatar’ın da salvo ateşleri altına düştü. “Nedeni de Federasyondan başka alternatife inanmaması! (Ki ne diyordu bir süre önce Çavuşoğlu? “Öyle tek kişinin kafasıyla sorun çözülmez falan mı?)

Ne var ki Akıncı önümüzdeki Cumhurbaşkanlığına (büyük olasılıkla) yine adaydır… Federasyon odaklı çözüm inancıyla hem seçmenden hem de sol siyasi partilerden oy isteyecektir. Bunun için daha bugünden güven tazeleme ihtiyacındadır. Ki kampanyasını yürütürken, “gelecekteki cumhurbaşkanınız ben olmalıyım ki federal çözüm gerçekleşsin” diyebilmek için…

Fakat bu haliyle Akıncı da hâlâ bir toplum lideri değildir… Kaldı ki şu anda karşısında söz sahibi etkin ve yetkin eski meclis başkanı Sibel siber de vardır, HP’si başkanı Kudret Özersay da. Artı asıl ses soluk getiren UBP başkanı Tatar… Ki gitgide federasyona karşı olan tutumuyla UBP dışındaki “devletçi” kesimlerin sesi olmaya başladı…

**********

MALIMIZ VAR DA ALAN MI YOK?

Akıllı dolayısıyla akıllara yatan “sesleri” çok özledik… Kim olursa olsun, hangi cepheden olursa olsun yeter ki akıllı olsun… Ki o “aklı” yıllar önce toplum her kademelerindeki, “malın var, satmak istedin de alan mı olmadı” diye seslendiriyordu… Nitekim önceleri narenciyemizle seslendirdik… 1974’den hemen sonra Amerikalara bile ihraç ettiğimiz konfeksiyon ürünleriyle… Hellimle… Ötesi süt ürünleriyle… Zaten yıllarca “TC ile kıyı ticareti anlaşmamız var” dedik.  Oralardan milyar dolarlık ithalat yaparken, neden biz milyonlarla ifade edilen cücelikte kalalım?”

ÇÜNKÜ üreten yok dolayısıyla mal yok! İspatını dünkü Havadis gazetesi Manşetine taşıdı. Radyosuna davet ettiği KTTO’sı “Ticaret Geliştirme Uzmanı İzzet Adiloğlu”nu konuşturdu… Ve ne dedi Adiloğlu: “asıl olan üretimde standarttır…” Yani kalitedir rekabet edebilirliktir… Yani “ürettik, satmaya çalıştık da Mersin gümrüğüne, ambargolara takıldı yok! Yani Kaliteli, fiyatı uygun, ambalajı Avrupai, sağlığı belgeli ispatlı, ciddiyeti bir tamam malın var da satamadın da yok! Amerika’ya bile satarsın!

FAKAT sen bana hâlâ kendi ülkemde bile topraklı, hastalıklı patates yedirirsen… Limonu bile dört mevsime yetiştiremez ithal etmek zorunda kalırsan… Yada iki üç işinsanı hâlâ bir araya gelerek sanayi, ticari ortaklıklar oluşturamıyorlarsa, büyük yatırımlara imza atamıyorlarsa… Üreticiler kooperatifleşemiyorlarsa… Su gibi “olmazsa olmaza” bile burun kıvırıp TC’den kablo ile gelecek elektriğe istemeyiz diyerek tepki konuyorsa… Neyin ihracatını yapacaksın?… ADİLOĞLU elbet haklıdır! Güney’den bile bu tarafa gelip “işyeri” kurmak isteyen Rumlar varken biz hangi ambargolardan yakınıyoruz ki? Malımız var da alan mı yok?

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı