Köşe Yazarları

Döngüde bir Yusuf

“Kızılçam ormanının ürkütücü ıssızlığında devinen dört can; önde uzun boylu genç adam, onu birkaç adım geriden izleyen, sırtında bebek sarılı genç bir kadınla altı yaşlarında bir oğlan çocuğu, ayaklarında yırtık çarıkları, derin uçurumlu keçi yolunu soluk soluğa tırmanmaktaydılar.”

Roman bu paragrafla başlar ve bu paragrafla biter. Bir anlamda başladığı yerde bitiyor.

“Döngüde Bir Yusuf” adlı romanın yazarı Ali F. Bilir. İstanbul’da E Yayınları tarafından basılmıştır. Yazarın ilk romanı. Aslında Ali F. Bilir, eczacı bir şairdir. Şiirleriyle kendisini tanımıştık. Şimdi karşımıza bir romanla çıkmış.

Romanın adı beni hem düşündürdü, hem de şaşırttı. Babamın adının Yusuf olması hasebiyle kitabın adı beni çocukluk yıllarıma götürdü. Şaşırttı çünkü “döngü” kelimesine bir yerlerde rastladığımı anımsayamadım. Varsa da “kısır döngü” yoksa da “kısır döngü”. Bağımsız, tek başına “döngü” yokmuş gibi.

Sözlüklere sarıldım. 3 ciltlik “Misalli Büyük Türkçe Sözlük”te böyle bir kelime yok. 2 ciltlik TDK’nin “Türkçe Sözlük”ü “bak kısır döngü” diyor. Gereği yok. Onu ben de biliyorum. Sonunda Ali Püsküllüoğlu’nun “Öztürkçe Sözlük”üne bakmayı akıl ettim. Orada buldum kelimeyi. İki anlamı varmış: Biri mantık terimi öteki de coğrafya terimi. Ordan da bir şey çıkaramadım. Kala kala elimde “kısır döngü” kaldı. (Sahi, bir de “circular economy” karşılığı olarak “döngüsel ekonomi” teriminin kullanıldığını gördüm.)

Giriş paragrafında sözü edilen “dört can”, altı yaşlarında olan Yusuf, annesi Zühre, babası Kerem ve üç aylık kızkardeşi Ayşe’dir. Ağa belâsından kaçıyorlar. Peşlerinde ağanın oğulları ve adamları var. Canlarını kutarmak için köyden uzaklaşıyorlar. Amaçları bir şehre ulaşıp kalabalıklar arasında kaybolmak.

Yusuf’un dedesi Kurtuluş Savaşı’nda şehit olmuş. Bu nedenle devlet, genç dul kadına bir tarla hibe etmiş. Tarla bahçeye dönüştürülmüş ve Yusuf’un annesi, babası ve nenesi o bahçede ürettikleri ile rızklarını çıkaryorlardı.

Köyün ağası, dara düşmüş köylülerin tarlalarını teker teker satın alır. Sonunda nenesininkini de satın almak ister. Ama nenesi, rahmetliden yadigârdır diye satmaz. Bu defa ağa zora ve zorbalığa başvurur. Bir gün aralarında kavga patlak verir. Ağa ile oğlu, Yusuf’u ve nenesini döverler.

Çığlıklara koşup gelen Kerem, ağayı da oğlunu da hastanelik eder. O günün akşamı, ağanın yanında çalışan biri gelip kendilerine kaçmalarını önerir. Ağanın oğluları atlı ve silâhlı bir ekip oluşturmuş. Gelip büyükleri de küçükleri de öldüreceklermiş.

Kaçış hikâyesi, romanın birinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölüm 84, tümü ise 182 sayfadır. Birinci bölüm, bir polisiye roman tadında yazılmış. Hem akıcı hem heyecanlı. Üstelik  acıklı.

Görülmesinler diye ormanların içindeki patika ve keçi yollarını takip ederler. Büyük bir mağaranın önünde yattıkları bir gece, Ayşe bebek ölür. Onu gömüp yola devam ederler.

Aşağı vadideki evleri görünce kente vardıklarını anladılar. Nihayet yorucu yolculuk sona ermişti. Oturup son bir defa dinlenmek istediler. Tam o sırada uzaktan atlılar gözüktü. Bunlar ağanın adamlarıydı.

Kerem, karısına Yusuf’u alıp hemen yanı başlarındaki portakal bahçesine girip uzaklaşmasını söyledi. Yusuf’un yaşaması ve okuyup adam olması gerekiyordu. Kendisi gelenleri oyalayacaktı.

Yörük aşiret reisi Akış Koca’nin armağanı olan piynar (dikenli meşe) ağacından düzülmüş asayı eline alan Kerem asfalt yolun ortasına çıktı. Ağanın oğlunu ve iki adamını attan devirdi. Bu arada bir silâh sesi duyuldu ve Kerem’in “vay anam” nidası yankılandı.

Romanın başında yazar, Jean-Claude Carriere’den bir alıntı veriyor: “’Sana bir fikir verebilir miyim Vyasa’ diye sordu Ganeşa. ‘Rica ederim’. ‘Madem ki şiirin ozanı benim diyorsun, kendinden başlayamaz mısın?’ ‘Peki’”.

Buraya kadar olmasa da bundan sonraki anlatıda otobiyografik unsurlar bulunduğunu ima etmek istiyor gibi yazar. Aslında yalnız yazarın kendisi değil, 1960’lı ve 70’li yıllarda Türkiye’deki üniversitelerden birinde öğrenci olan hemen hemen herkesin yaşadığı birtakım deneyimler söz konusu.

Yusuf ve annesi kurtulurlar. Yusuf okur, üniversitede Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile birlikte birçok etkinliğe katılır ve çoğu öğrenci gibi onun adı da komüniste çıkar.

Bir nedenle hapse atılır. İki sene sonra “Rahşan affı” diye bilinen aftan yararlanarak hapisten çıkar. Öğretmen olur. Ondan oraya sürülür. Bu arada evlenir ama karısı genç yaşta ölür.

1980 darbesinde tekrar tutuklanır ve 10 yıl hapis yatar. İstanbuldaki hapishaneden çıkınca, bazı rastlantılar sonucu, öğrencilik yıllarının yoldaşı ve aşkı olan Elif’i bulur. İstanbul’da onunla birkaç gün geçirdikten sonra, tekrar geri dönme sözü vererek eski köyüne ve öğretmenlik yaptığı kasabaya gider.

Amacı oradaki atmosferi tekrar yaşamak ve bir roman yazmaktır. Yazının başında olan paragrafı yazar ve film orada kopar. Aslına bakarsanız, en iyisi, aslını okumaktır.

 

 

 

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Değerli kültür insanı, yazar Bekir Azgın’ın “Döngüde Bir Yusuf” romanımla ilgili tanıtım yazısını severek okudum. Çok duygulandım ve mutlu oldum. Okurun ilgisini çekeceğine inandığım bu düzeyli çalışmayı var eden Bekir Azgın’ın dostluğuna ve sayfasında yer verip yayınlayan Kıbrıs’ın aydınlanma penceresi Havadis Gazetesi’ne içtenlikle teşekkür ediyorum. Selam, sevgi ve saygılarımla.
    Ali F. Bilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı