DİN KISMINI HALLETTİK, SIRA AHLAKTA! - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Çarşamba, Aralık 7, 2022
Köşe Yazarları

DİN KISMINI HALLETTİK, SIRA AHLAKTA!

Nazar Erişkin

Öyle bir dönem ki içinden geçtiğimiz; aklımdan sürekli “ben bu filmi daha önce izlemiştim” cümlesi geçiyor. Çok tanıdık ama aslında hatırlamak istemediğiniz bir tat vardır ya geçmişten gelen, işte ağzımda o tat uzun zamandır. Son olarak böyle hissettiren ya da hislerimi arşa çıkaran ise Başbakanlık Denetleme Kurulu Başkanı Halil Talaykurt olayı. Kaçıranlar ya da yeni başlayanlar için durumu özetlemem gerekirse; konuyu Özgür Gazete’nin haberiyle öğrendik. En azından ben… Başkan ve daire personeli, haftada bir dini eğitim almak için mesai saatleri içerisinde Hala Sultan Camisi’ndeki din derslerine gidiyor. Din dersi derken, İslam dini üzerine ve bizzat Din İşleri Başkanı Ahmet Ünsal tarafından verilen derslerden bahsediyoruz.

Olayın pek çok perspektiften değerlendirmesini yapmak mümkün. İlki Anayasa ve Laiklik ilkesi. Eğer burası bir ülke ise ve devlet dediğimiz bir yapısı varsa; birlikte yaşamanın en temel şartnamesi Anayasa. KKTC Anayasası’nın 1. Maddesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti’nin demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyet olduğunu belirtir. Çok haklı olarak bu maddeyi okuyan herkes; iradesi yerle bir edilerek demokrasinin olmazsa olmazına dokunulmuş; sosyal adalet sağlanamadığından,  toplumun katmanları arasında ekonomik anlamdaki uçurumun her geçen gün daha da derinleştiği bir dönemde; laikliğin de tartışılabilir hale gelmesini şaşırtıcı bulmayabilir. Pek çoklarının yine münferit bir olay deyip geçeceği; kulağının üzerine yatıp duyup görmezden geleceği konu, aslında yaşanma şekli itibari ile bana bu filmi daha önce gördüğüm hissini veriyor. Filmin ne olduğunu, sinema salonunun adresini ve vizyona giriş tarihini eminim tahmin etmişsinizdir. Olayın duyulması üzerine gözlerin çevrildiği Talaykurt’un açıklamasını dinlediğimde de aynı his gelip göğsüme oturdu. Osmanlı’dan girip ölenin arkasından Fatiha okumayı bilmeyen nesille devam eden Talaykurt, bugün yaşanan İslam’ın aslında Avrupa’nın istediği olduğunu söyledi. Kendisiyle birlikte 3 personelinin dini bilgilerini geliştirmek için gittiklerini söylediği bu “konferan”ları İngilizce ya da Rumca kursuyla eş tutan, AB toplantılarına referans vererek buna tepki gösterenin karşısına onu çıkartmayı hesaplayan başkanın yeni girdiği bu çok tanıdık yol, 15 yıllık tanıklığımızla adına “siyasal islam” dediğimiz şeyin ta kendisi. “Ceddimiz” diye başlayan cümleler, bağlamından her an çıkartılabilir tartışmalar, sekülerizm temelli bir haklı karşı duruşun anında din düşmanlığına bağlanabilme tehlikesi ve bıçak sırtı  ötekileştirmesi bol filmi şimdi bu küçük ada yarısında seyrediyor oluşumun tarifsiz sızısı içimde… Bunu da normalleştirirsek, vay halimize. Çünkü tecrübeyle sabit ki bu zihniyet ile uzlaşı mümkün olamıyor.


28 Şubat döneminde de, sonrasında da hatta yaşanan bunca din istismarı ve yarattığı anomaliye rağmen de; varoluşum gereği, kimsenin neye inandığına; neden inanmadığına; kimin kiminle yattığına, kimin neye taptığına karşı o kadar ilgisizim ki. Daha da ötesi umurumda değil. Bunun neticesinde de basit bir talebim var. Benim bu varoluşsal olarak niteliğim halim de kimsenin umurunda olmasın. Yaşayıp gidelim… Ama mesela kimse kimsenin alanında da girmesin, bir şeyleri de eşelemesin, dürtmesin, dürtülmesine vesile olmasın talebindeyim. Şu an tam tersi yaşanıyor bu sürecin. Görevi denetlemek olan makamın başındaki yetkili, mesai saatlerinde görevi başında olmamakta bir beis görmüyor. Bu ülkenin Anayasası’na da, iş ahlakına ve iş barışına da kaşı duruyor. Olduğu yerde yaptıklarıyla gücünü test ediyor; yapılanı eleştireni de arkasına “ecdat” gibi, “din” gibi değerleri alıp karşıtını kurmaktan geri durmayacağını, tartışmayı bağlamından kopartıp konuyu hiç olmayacak yerden ele alacağını bana hissettiriyor.

KIB-TEK KIB-TEK OLALI…

Evimde düğmesine bastığımda açacağım ışığın, onsuz yapamacağımı düşündüğüm kahve makinemin, saç kurutucusu ya da çamaşır makinesinin lüks olduğu bir dönemden geçiyoruz. Biz değil belki ama dünya tasarruf önlemlerini konuşuyor. Gerektiği kadar tasarruflu gidilmezse, günlük bir kaç saatlik kesintiler olabileceği söyleniyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Haftalardır konuşuyor, yazıyorum. Konunun global boyutu bir yana; biz talihsizler halihazırda alışık olduğumuz kesintiler, pahalılık ekolojik kaygıları hiçe sayan enerjinin bize ulaşma yolculuğunu da bilmek zorundayız. Kükürt seviyesi ne, nereden yüklendi, kim getirdi, taşıma ücreti ne kadar, kendisi ne kadar, denetlemesini kim yaptı, doğrudan mı alındı ihaleye mi çıkıldı, çoklu tarifeye mi geçildi eskide mi kalındı peki ama neden, hepsini bilmeliyiz. Hani küçük ada ülkelerini birbirine bizi de en çok Malta’ya benzetirler ya; sıradan bir Maltalı bilsin bu kadar bilgiyi kırarım vallahi dişimi. Bana ne, bize ne… Ama  öyle olmuyor işte. Yine dönüyor bir dolap, anlayabilene…

GURUR VESİLESİ

Hani dedi ya başbakan yeni Merkezi Cezaevi için “gurur duyuyoruz”. Aslında bu yazıya konu başlıklar, düşen alım gücü, halkın gündeminden kopuk siyaset ve sorunlara çözüm bulunamayan eğitimden sağlığa tüm çürümüşlük için hep bir ağızdan hatta okkalı bir şekilde “gurur duyun eserinizle” diyoruz biz de. Sesimizi duyan var mı?

Bari bu vesileyle bir kez daha çağrısını yapayım. Eski bina için yapılan sayısız başvuru reddedildi. Bağımsız insan hakları gözlemcilerinin yapmaları muhtemel taleplere, bari yeni bina için en başından izin verilsin. Şaffaf denetim ile yeni cezaevinin insan hakları bağlamındaki raporlamaları yapılsın. Yeni bir bina ile yeni bir sayfa açılsın ve bu kez lütfen şeffaf olsun…

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar