Daha henüz 19 yaşındaydılar. Hayatlarının ilk baharında bi’grup tahsilli genci savaşmaları için Erenköy sırtlarına attık. ‘Kalemle değil, silahla savaş’ modunda çokça şehitler verdik rahmetle. Yazık, daha silah tutmayı bilmeyen elleriyle onları ateşe attık ve düşman ateşiyle de yaktık kül ettik o toz pembe karakterleri. İşte, bu Erenköy Mücahitleri’ni anımsatan bi’şarkımz var ya bildik; “Dillirga’dan gece geçti, suyundan içttik ve de badem gözlü bir yar sevdik de kendimizden geçtik” diye ulusal marş edâsında mırıldandığımız şarkıyı cumhuriyet sonrası ulusal şarkı diye ilân ettik. E mâlum; sporda da ‘tek ülke, tek temsiliyet’ kuralı işleyince göndere çektiğimiz KKTC’nin bayrağını tanımadılar yine bildik. E zaten kendimize özel bir ulusal marşımızda yok! E hâl böyle olunca da düntya sporunun patronları uluslararası spor organizasyonlarına katılımımız için bi’çare bizlere çare üretmek için çaba sarfettiler. Şöyle ki; “Olimpiyat bayrağı verelim” dediler, kabul etmedik. “E onun yerine Avrupa Birliği bayrağı verelim” dediler, onu da kabul etmedik. Hatta üstüne de “bir çakıl taşı da vermeyik” dedik sözde! Kendimiz çaldık, kendimiz söyledik, kendimiz oynadık ve Dillirga ritminde dört nesli kuruttuk. Sadece sporda mı? Hayır. Sanatta da, kültürel faaliyetlerde de en fazla Edirne’ye kadar uzandık uzunca bi’süreç. Hâlimizden memnunduk aslında taa ki cebimize birileri(!) Avrupa Birliği pasaportu koyana kadar. İşte or’da maymun gözünü açtı misâli gözümüzün önündeki perde indi ve dünyayı daha yakından tanımayı ve onu daha yakından keşfetmeyi görev bildik. Tabii bu işleri yaparken olimpik sporcularımızı da hep ihmâl ettik. Atletizmde 2012 Londra’da yarışan Melizciğe üç kuruşu çok gördük. Yiğitcancığı ise sakatlığıyla kaderine terk ettik. Atıcılıkta Nihat Akterzi’yi Rumlara kaptırdık. Sami Hamidi vücut geliştirmede ha’bire Avrupalılara çaktı ama hâlâ daha ona da üç kuruşluk faydamız yok. Erten Gazi adında bi’gencimiz de var. Bebe hâlihazırda Türkiye Basketbol Genç Milli Takımı’nın değişmez oyuncusu. Ya Umutçuk? O da tekerlekli sandalyeli Türkiye Genç Basketbol Milli Takımı’nda. E ablası Aliyecik ise Türkiye Millli Takımı Kaptanı sağolsun. Mertçik bilardoda Avrupa’da ün salamaya devam ediyor. Kaanncık (Dayı) atıcılıkta gençeler Türkiye rekortmeni. Ya Elizcik? Orta vadede Wimbledon’da passing shot atacak kesin. Satranççı ve bisikletçi bebeler de Türkiye Milli Takımlar düzeyinde yarışmaya devam ediyorlar. E hangisine olimpik sporcu muamelesi ve ilgisiyle yaklaştık. Hangisini 2016 veya 2020’ye hazırlamak için bi’girişimde bulunduk. Düşünün; Türkiye, 2020 olimpiyatları için 33 milyon TL’ye bi’merkez oluşturmuş. Turkcell’in finanse ettiği merkezin adı ise Türkiye Yüsek Sportif Performans Merkezi. E o merkezin tarama grubuna dahil olmak için n’aptık? E orda da Dillirga şarkısı nanay ve de bildik. E hade performansı geçtik! Kitle egzersizi ve sporu için n’aptık? E hade devlet biraz sıkıda bu aralar. Özel sektör için özendirici ne gibi faaliyetlerde, girişimlerde veya açılımlarda bulunduk. E orda da Dillirga’nın çifte tellisi. Öte yandan dünya sporuna baktığımızda devlet elinin uzanamadığı yerlerde hep sponsor şirketler var. Markalaşma adına yapılan destek olayını çoktan aşmış adamlar. Artık müsabaka başlama saatlerine hatta ve hatta sporcuların özel yaşamlarına kadar gözetim altında tutuyorlar. Pekin 2008 bayanlar maraton yarışı, Avrupa saatine uyumlaştırma adına güneş doğarken start verilmişti. Efsane atlet Paula Radcliffe’nin sitemini kim takar! Tenisçi Rafael Nadal’a kolsuz t-shirt giydilmiyor artık. Nadal’ın sızlanmasını da kim takar! Ya efsane basketbol koçu Phil Jackson’a ne demeli! Son çeyrekte “seve seve mola alacaksın ki biz de araya reklam” atalım dediler. E adamlar da haklı; parayı veren kimse, düdük onda olur. Sponsor desteği artık partnerlikle anılıyor. Her federasyon kendi partneri ile iyi geçinmek zorunda. Yani anlayacağınız ten uyumu olmazsa olmaz diyorlar. Neyse, neymiş? Dillirga’dan gece geçmişiz de suyundan da içmişiz. Süper, Suyundan da koy…


























