Dil yazıya dönüşürse kalıcı olur

14 Haziran 2018 Perşembe | 11:08

Kıbrıs Türkçesinin başucu kitabı “Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik Yapısı” kitabının yazarı Orhan Kabataş uyardı: “Dil yazıya dönüşürse kalıcı olur”

Avroşillo, ostiyiro, oraşta, tahra, yövmiye, maşşappa, bambulli, osu, loggo, monobadi, sirti, siyarga, maccez, barbadusa… Ve daha niceleri. Bir kısmı güncel kullanılan, bir kısmı tarih olmuş 4 bin sözcük. Değil genç neslin, 40’lı yaşlardakilerin bile unutmaya başladığı Kıbrıs Türkçesi. Bunları bir kitapta, sözlükte toplayan Orhan Kabataş’ın çok önemli bir uyarısı var: “Dilinizi kullanın ve konuştuğunuz gibi yazın. Söz uçar, yazı kalır. Dil yazıya dönüşürse kalıcı olur…”

Tüm kitapları taradı, canlı kaynaklardan derledi 

Son 10 yıldan beri işte, evde, yazı yazarken, haber yaparken başucu kitabı olarak kullandığımız; Sevgili Sami’nin (Özuslu) sabah programlarına önemli malzeme sağlayan “Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü”, Kıbrıs Türkçesine yeniden ilgi kazandırmada büyük rol oynadı. 1940’tan itibaren tüm kitaplar ve canlı kaynaklardan yapılan derlemelerden oluşan sözlük, 10 yıllık emek ürünü. Yaklaşık 700 sayfalık bu eser aslında sadece bir sözlük değil; Kıbrıs Türkçesini toplu olarak kayda geçiren bir hazine. Tüm sözcükler kökenleriyle, anlamlarıyla, etkileşimleriyle irdelenmiş. Farklı söyleniş şekilleriyle. Bir kısmı artık kullanılmayan, bir kısmı kullanılsa da anlamı bilinmeyen, unutulmuş sözcükler.

Ortak sözlük

Kitabın yazarı Orhan Kabataş, bununla da yetinmedi. Geçtiğimiz yıl, Rum akademisyen-yazar-Türkolog Yakovos Hacipieris ile birlikte iki dilli bir sözlük daha çıkardı. Türkçe ve Rumca. İki dilde ortak kullanılan kelimeler, karşılıklı etkileşimler. “Kıbrıs Türk ve Rum Diyalektlerinin Ortak Sözlüğü” de yaklaşık 700 sayfa.

Dıştan bakınca daha iyi görünüyor

Orhan Kabataş, Trabzon doğumlu. Kıbrıs’la bağı eşten kaynaklı. Türkiye’de Milli Kütüphane’de araştırmacı olarak çalışırken, Sema Levent ile evliliği nedeniyle 1986’da gelmiş adaya. Orta eğitim kurumlarında 30 yıl Türkçe/Edebiyat öğretmenliğinin ardından emekli olmuş. Kıbrıslıdan fazla Kıbrıs’ın, Kıbrıs Türkçesinin tutkunu…

“Kıbrıslı olmadan, kullanmadan bu kadar kelimeyi nasıl buldunuz, çıkardınız” diye soruyoruz; “Belki insan dışarıdan bakınca daha iyi görüyor; farklılığı daha iyi ayırt ediyor” diyor.

1980’li yıllarda Kıbrıs’a gelirken, entelektüel kesimin mekânında çaycılık yapan dostunun “köylünün de, kentlinin de aynı dili konuştuğu bir ada” sözünü de hiç unutmamış. “Aman hep öyle kalsın, sosyal kastlar oluşmasın” diyor.

Orhan Kabataş
Orhan Kabataş

Ahmet’in katkısı çok

Işık Kitabevi’nde bir sabah kahvesi için buluştuk Orhan Kabataş’la. Orası onun mekânı aslında, birçokları gibi. Hatta sözlüğün/sözlüklerin oluşmasında da büyük katkısı olmuş. Kitabevi çalışanlarından Ahmet’in (Serdar Gökaşan) özellikle. “Buraya çok insan geliyor ya, gelenden gidenden sözcük derledi Ahmet yıllarca. Duyduklarını, bildiklerini, sorduklarını not etti. Canlı kaynaklardan derlediğimiz sözcük çok” diyor Kabataş.

Bandabuliya, molehiya…

Haber yazarken, yazılarımı kaleme alırken başucu kitabı olarak kullandığımı anlattım sözlüğü/sözlükleri. Bandabuliya, molehiya nasıl yazılır mesela; hata yapmamak için. “Bu benim için çok motivasyon oluyor” diyor Kabataş. “Kıbrıs Türkçesine ilginin bu kitapla yeniden canlanması bana en büyük ödül. Ve demek ki geliştirmek gerekiyor. Zaten yeni bir çalışmaya da başladık…”

Yanlış, kötü, bozuk değil; farklı

Kıbrıs Türkçesine hayran ama bu dili beğenmeyen, hatta “bozuk” diye niteleyen çok. Özellikle Türkiye’de. Ekleriyle, vurgularıyla, kısaltmalarıyla…

“Bozuk ve yanlış dil olmaz, farklı dil olur. Kıbrıs Türkçesi sözcük hazinesi, fonetik ve morfolojik özellikleriyle farklı bir dil. Türkiye’de ‘lades’, burada ‘yadez’ denir mesela. Bunda ne kötülük, bozukluk var? Dildeki farklılık zenginliktir. 1571’den sonra Anadolu’dan gelenler kendi özelliklerini taşıdılar ama farklı kültürel koşullarda kendi özelliklerini oluşturdular. İtalyanların, Maronitlerin, Rumların v.s etkisi var. Türkçenin de onlara etkisi oldu.”

Söz uçar, yazı kalır

Ama konuştuğumuz gibi yazmıyoruz. Hatta yazanı da eleştiriyoruz. Bu, dildeki sorundan kaynaklanmıyor mu?

“Hayır, ana coğrafyanın etkisi. Zaten Kıbrıs Türkçesinin en büyük şansızlığı, yazı dilinde kullanılmaması.  Oysa söz uçar, yazı kalır. Eğer kullanılsaydı, lehçeye dönüşür, yok olma riski olmazdı. Sözcükler unutulmazdı. Gagauzlar mesela, benzer bir dilleri var vurgu bakımından, ama yazı dilleri de aynı. Konuştukları dille yazıyorlar.”

Yöresel farklılıklar yok oluyor

1974 öncesinde Kıbrıs’ın kendi içindeki yöresel farklılıkların; iletişim imkânlarının artması ve daha toplu yaşamla birlikte yok olmaya başladığına da vurgu yaptı Kabataş. “Baflıların farklı, Köfünyelilerin farklı sözcükleri vardı. Hâlâ var ama gittikçe dil standart özellikler kazanmaya başlıyor. Öğretmenlik yıllarımda da gözlemlerim oldu çok bu konuda. İlk geldiğim 1980’li yıllardaki öğrencilerin diliyle, şimdiki nesil arasında ciddi fark var…”

Sözcük yitirmek geçmişle kopukluktur

Geçmişle günümüz arasında bağı sağlayanın dil olduğuna vurgu yaptı ısrarla…

“Sözcük yitirmek, geçmişle kopukluktur. Geçmişle günümüz arasındaki bağı sağlayan dildir. Dili, sözcükleri yitirirseniz; yerleşim yerlerinin adlarını da değiştirirseniz, örneğin Yerollako’yu Alayköy yaparsanız geçmişinizden koparsınız. 3 nesli barındıran bir eviniz olmazsa geçmişiniz kalmaz. Yok olmak budur. İngilizlerin 5 neslin yaşayabildiği evleri, Fransızların şatoları var. O tarihtir, kültürdür, geçmiştir, gelecektir… Siz annenizin evini satar, apartmana yerleşirsiniz. O yaşanmışlıkla bağınız gider…”

Tip yaparız, stop sıkarız

Lambasuyu, velesbit, benilemek, aydınmak gibi sadece Kıbrıs Türkçesine özgü kelimelerin kaynağı ne? Ya da tip yapma, stop sıkma, basma…

“Bazılarının kaynağı var, bazılarının yok. ‘Basılmak’ dersiniz ‘ezilmek’ anlamında, çünkü at arabaları çocukları basar. Tip yapar, neden ‘tip’ der; ille de nedeni olmaz. Dokundu, tip yaptı. Dil böyle bir şey. Tüm diller zaten uydurmadır. Sözcükler somuttur, günlüktür, nesneleri gösterir. Tekrarlandıkça  dile yerleşir. Soyut kelimeleri de edebiyatçılar, filozoflar, şairler kazandırır genellikle dillere. Ama neden ‘tip’  de ‘selektör’ değil diye sormanın manası yok, tip demişse tiptir… Ayrıca Oğuzlar’da da görülen pratik olma, kolayı sevme halinin de etkisi çok…”

Şeftali kebabı…

Kıbrıs Türkçesine özgü, çok yaygın olarak kullanılan, kaynağı konusunda muhtelif yorumlar yapılan ‘şeftali kebabı’nı da sorduk Orhan Kabataş’a.

“Farsça Şeft kelimesinden gelir. Şeft; yağlı, kalın, semiz demek.”

3425 ortak sözcük iki toplumun geçmişinin göstergesi

İki toplumda iki dille ilgili uzun erimli derlemelerin ardından Yakovos Hacipieris ile bir yıl, her gün en az 6 saat çalışarak ortak isimle çıkardıkları, iki dilli ortak sözlük ise, Kıbrıs’ın ortak geçmişinin tarihi gibi.

Bu sözlüğe göre, iki dilde ortak sözcük sayısı 3 bin 425. “Bu kadar sözcüğün ortak dolaşımda olması, iki toplumun geçmişte nasıl yaşadığının göstergesi” diyor Kabataş.

Aynı sözlüğe göre, Türkçeden Rumcaya geçen sözcük sayısı 1840. Bunlardan 390’ı yeni, türemiş kelimeler. Çatışma, Çatizo olmuş mesela. Fiil yapılmış.

Türkçenin Rumcadan aldığı sözcük sayısı ise 840.

Her iki dile başka dillerden giren ortak sözcük sayısı da 355.

Neden Türkçeden Rumcaya geçenler daha çok?

“Türklerin ağırlıkla yönetici olduğu Osmanlı döneminin etkisi” diyor Kabataş.

Olduğunuz gibi kalın, değişmeyin

Ve son sözü var mı…

“Var tabii ki. Kıbrıs, Kıbrıs olarak kalsın. Dilini korusun. Değişmesin. Kalıplaştırmak, yapaylıktır. Farklı dil, zenginliktir. Zenginliği koruyun, daha fazla fakirleştirmeyin. Tek düze konuşma, tek düze düşünmeye götürür. Dilinizi kullanın, dilinizle yazın. Bozuk, kötü söylemleri muhasaradır, kuşatmadır. Tiyatro sahnesinde gibi konuşmaya gerek yok…”