Gerçekten de bu memlekette öyle…
“Devlet malı deniz, yemeyen…”
Keriz…
Çünkü, aynı çevreler, yiyor, yiyor bitmiyor.
Halktan utanan yok…
Seçmeninden utanan yok.
Maalesef kamu kaynaklarına bakınız, dere hep denize akıyor.
Bu konuda yazacak o kadar çok şey var ki…
Ve maalesef devam ediyor.
Dedeler doydu…
Evlatlar doydu…
Şimdi sıra torunlarda…
Hak mı dediniz?
Adalet mi dediniz?
Zırva…
İhtiyacınız mı var?
Bakanlar Kurulu kararları her an önümüze geliyor.
Sevgili Cenk Diler, özetledi.
Merhum Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın eşi ve kızı…
Ki Serdar Denktaş Başbakan yardımcısı…
Ertuğrul Hasipoğlu’nun eşi…
Eski milletvekili Nazım Beratlı…
Tümüne de Bakanlar Kurulu kararı ile para çıkarıldı.
Kimisine bakım…
Kimisine sağlık hizmeti desteği…
Emeklilik maaşlarına falan bakınca…
Gerçekten 300 bin TL’ye yaklaşan bu toplam devlet yardımını yapma gereği var mıydı?
Tamam devlete hizmet etti herkes ama…
Hangisi bedava hizmet verdi?
“Devlettir, jest yapar” derseniz…
Tamam, “vefayı” da anlarım ama o zaman, vatandaşın da bu hakkı doğmaz mı?
30 bin TL için, 20 bin TL için halk kendi arasında para toplayıp, gençleri, çocukları tedavi etmeye çalışırken, Bakanlar Kurulu’nda yer alanlar, “yardım yetkilerini” bu şekilde kullanarak, ayıp ediyor…
“Devlet nalı deniz…” Vallahi…
Yıllarca bu devlette görev alanların, kamuya ait kaynakları nasıl tarumar ettiklerinin en güzel örneği de Aytaç Çaluda olayı.
İrsen Küçük’ün Başbakanlığı döneminde, her vekil bir bakan değerindeydi, malum…
Ne istedilerse oldu.
Çaluda da kardeşini Özel kalem Müdür yaptı…
Aytaç Çaluda o görevi hak etti mi?
Çalışma Bakanlığı’nda çalışanlara sormak gerek.
Görevini kullandı
Konuyu Havadis’te okudunuz.
Aytaç Çaluda, Çalışma Dairesi Özel kalem Müdürü…
Oradan müşavir olacak.
E müşavir olunca bir meşgale gerek…
“Sanayi Arsası” almak geliyor aklına…
Sanayici mi?
Yok…
Yatırımcı mı?
Yok…
İthalatçı mı?
Yok…
İmalatçı mı?
Yok…
Ama nedir?
“Çocuklara bulunur…”
Böyle bir mantık olabilir mi?
Bakanlıktaki görevini kullanarak, o araziyi almayı başarıyor…
Hem de eşinin adına…
Utanıyor, “oyun” yapıyor
Sonra, “Yahu eşimin adına aldım ama, ayıp olmasın?” d,iye düşünüyor ve araziyi bir arkadaşının adına geçiriyor.
Çaluda çakal ya, arkadaşı da daha çakal çıkıyor.
Araziyi Aytaç Çaluda’ya geri vermiyor.
Kızılca kıyamet kopuyor.
Çaluda, araziyi amaçsız bir şekilde alıyor.
Devlet malı ya…
Bedavaya…
Sata da bilir…
Kiralaya da bilir…
Nasıl olsa para vermedi…
“Bulunsun…”
Ayıp değil mi?
Bu memlekette yatırımcı var…
Bir karış toprak için milyonlar ödüyor.
Neden var Sanayi arsaları?
“Hatırlı kişiler buralardan rant elde etsin diye mi?”
Değil…
Buraları verenler, farkında değil mi?
Kriter yok mu?
***
Ben daha fazla utanıyorum
Bunları yazarken, vallahi utanıyorum.
Sevdiklerim var…
Saygı duyduklarım var…
Elini öptüklerim var…
Ama “görmemeli” miyim…
Bazen, yazdığım bir yazıdan, yaptığımız bir haberden sonra, yolda- sokakta karşılaştığım insanlardan utanıyorum…
“Yazmasa mıydık?” diye hayıflanıyorum.
Ama biraz da, “yahu ne yazdın” diye isyan edenler hayıflansın.
Kimse de kusura bakmasın.
Herkes, hassas olursa kamunun kaynağı için…
Bunlara da gerek kalmaz.
Herkesin toplum içerisinde görevleri var.
Kamuda etkili makamlara gelenler kendisini sorgulamalı…
Neden o makamlarda olduklarını sorgulamalı…
“Ben mühim adamım, onun için geldim” diyen varsa, biz daha çok böyle yazı yazarız…
Ben yazarken utanıyorum…
Siz de utanın…
Okurken değil…
Yaparken…
Soyarken…
Kendinize doğru yontarken…
Utanın…
































