EğitimKöşe Yazarları

Derste olması gerekirken, fabrikada

Barış Uzunahmet yazdı






Bugün aslında içinde bulunduğumuz öğretim yılının eğitim adına aslında bittiğini ve Eylül’de başlaması muhtemel olan yeni öğretim yılına hazırlanmak gerektiği üzerinde bir yazı yazmayı planlamıştım kafamda… Ancak hafta içerisinde yaşanan bir olay, beni hem üzdü hem de “ben demiştim” dedirtti. Halbuki “ben demiştim” demeyi hiç sevmem.

Geçtiğimiz hafta bu köşede 23 Nisan münasebeti ile çocuk işçiliğinden bahsetmiştik. Bu yazının üzerinden 2-3 gün geçti, 14 yaşında bir çocuğun kayıp haberi basına düştü. Ne üzücüdür ki ben bu satırları yazarken çocuğumuz hala bulunamamıştı. Umarım bir an önce bulunur da ailesi ona kavuşur. Bu çocuğumuz çalıştığı iş yerinden ayrıldıktan sonra kendisinden haber alınamamış.

Burada benim dikkatimi çeken ve eğitimi ilgilendiren tarafı “çalıştığı iş yeri” ifadesinde… KKTC Anayasası’nın 59’uncu maddesine göre kız erkek ayırmaksızın her çocuğun 15 yaşına kadar zorunlu eğitimin içinde olması gerekmektedir. Bu çocuğumuzun 14 yaşında çalışıyor olması, eğitim adına üzücü bir durum. Bu çocuğumuz normal şartlarda bugün ülkede sürdürülen online eğitim içerisinde olması gerekiyor. Tabii ki online eğitime katılabilmek için gerekli olanağı da var mıdır bilmiyoruz.

Elbette bu durum Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nı da ilgilendiren bir konudur. Geçtiğimiz haftaki yazımda pandemi döneminde tüm dünyada çocuk işçiliğinin arttığını ve ülkemizde de bu ekonomik koşullarda artabileceğini yazmıştık. Hangi koşullar nedeniyle bu çocuğumuzun çalışmak zorunda kaldığını bilmiyoruz.

Bir taraftan çocuk bulunmaya çalışırken, gerek Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı gerekse Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu çocuk işçiliği konusunda bir çalışma başlatmalıdır. Örneğin Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı 15 yaş altında kaç çocuğun çalışmak zorunda kaldığını biliyor mu? Elimizde veri ve rakamlar var mı? Zorunlu eğitimin dışına itilen çocuklarımız ne yapıyor? Bunlarla ilgili bir denetim var mı? Geçmişte belki bunların bilinmesine pek ihtiyaç duyulmuyordu ancak bundan sonra bu durum bilinmeli ve ona göre yönlendirme yapılmalıdır.

Bu ülkede yaşayan her çocuğun eğitim hakkı vardır. İster vatandaş olsun ister olmasın. İster işçi çocuğu olsun ister göçmen çocuğu. Bu ülkeyi yönetenler bu çocukların eğitiminden ve güvenliğinden sorumludur.

Artık eğitim adına gerçek sorunları tartışacağımız bir döneme ne zaman gireceğimizi merak ediyorum. Biz yıllardır gündelik sorunlara palyatif çözümler bulmak için uğraşıyoruz. Bir türlü esasa gelemiyoruz. Halbuki esasta o kadar çok konu var ki konuşacak.

Başta da belirttiğim gibi ne olacak 2021-22 öğretim yılı? Bilen var mı? Şu anda pandemi ile mücadelede bir yılı aştık. Vaka sayımız hala 50 civarında. Yaz döneminde ülkeye giriş çıkışların artacağını, yerli insanların daha çok dolanacağı bir döneme giriyoruz. Vakaların çok fazla düşmesini beklemek çok da gerçekçi görünmüyor.

Peki 2021-22 öğretim yılı ne olacak? Yoksa yine öğretmenlerin aşılanmasını, vakaların düşmesini, her tarafın yeniden kapanmasını mı bekleyeceğiz? Bu pandemi döneminde dünyada en uzun süre online eğitim yapan ülkelerden biriyiz. Artık yüz yüze eğitime nasıl başlayabiliriz konusunda kafa yormak gerekmez mi?

Eminim şu anda “önümüzü göremiyoruz, 4-5 ay sonrası için bir öngörümüz yok” diyenler vardır. Eeee! İşte planlı bir ülkede 4-5 ay sonrayı öngörebiliyorsunuz. Planlı bir ülkede vakaların seyri nereye doğru gideceğini biliyorsunuz. Ne yazık ki bizdeki eksiklik bu noktada…

Neysa ben yine de sorayım. Eylül’de yüz yüze eğitime başlıyor muyuz?

 







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu