Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Magazin

Değişik çalışan bir beynim var

‘Kaç Yıl Geçti Aradan’ ile tekrar ortaya çıktınız. Sahi kaç yıl geçti aradan?
Dört yıl oldu. ‘Saten’ albümü 2010’un sonunda çıktı. Dört klip çektik. O sırada önemli bir prodüksiyonum oldu: Oğlum Çınar. Çınar’ın doğumu, büyümesi, yürümesi derken yıllar geçiverdi. Sahneyi çok sevdiğim için sahne projelerine ağırlık verdim o dönemde. Her şey bu döneme denk geldi aslında. Özgür Aras ile birlikte böyle farklı bir proje yapmayı hep istiyorduk. Masanın bütün ayakları ve hatta gezegen konumları bu noktada birleşti. (Gülüyor)
Siz her zaman bir görünüp bir kaybolan isimlerden oldunuz. Bunu özellikle mi yapıyorsunuz?
Özellikle yapmıyorum aslında. Ben müzisyenim ama bunun dışında bir hayatım da var. İş hayatımla özel hayatımı birbirinden farklı tutuyorum. Çocuklarım ve hobilerim var. Eurovision ya da ‘Survivor’ gibi yoğun çalışma dönemlerinde başka işlerle uğraşmaya vakit bulamıyorsun. Dolayısıyla o dönemleri atlatınca bir süre kendime vakit ayırmaya çalışıyorum. Bir işe başlayınca çok titizleniyorum. İşin her aşamasında var olmak istiyorum. Bu da beni yavaşlatıyor doğal olarak.

Bir projeye başladığınızda her şeye eliniz değer mi?
Müzikal olarak her şeye değiyor. Bir enstrüman kaydedilirken stüdyodayım. Mix aşamasında işin başındayım. Şarkılar mastering işleminden geçtikten sonra ilk iş ben dinlerim. Eskiden tanıtım işlerinde de her noktaya değiyordum.
Bir Sezen Aksu şarkısını cover’ladınız. Nasıl gelişti bu süreç?
Ben Sezen şarkılarını seslendirmeyi çok seviyorum. Sezen şarkılarını da çok farklı bir tatta söylüyorum. Özgür Aras’ın fikriydi ‘Kaç Yıl Geçti Aradan’ı söylemek. Sezen Aksu “Sibel’in sesine bu şarkı çok uyar” demiş. Bunu duyunca şaşırdım. ‘Kaç Yıl Geçti Aradan’ Sezen’in kariyerinde çok önemli bir şarkı. O şarkıyı yeniden farklı bir şekilde yorumlamak bir şarkıcı için çok zor bir durum.
Neden bir albüm yerine single ile aramıza döndünüz?
Albüm hazırlığımız devam ediyor zaten. 1992’den beri seslendirdiğim şarkıların bazılarını akustik versiyonlarla tekrar söyleyeceğim. Bence artık albüm yapmak için önce bir konsepte ihtiyaç var. Öne çıkan şarkılar dışında albümün diğer şarkıları eskiyor. Eskiden bir albümün ömrü daha uzundu. ‘Kırmızı’ albümündeki 10 şarkının yedisine klip çektik. Single halinde ilerlemek piyasanın dinamiklerine daha uygun.
Single’da dört farklı isim ‘Kaç Yıl Geçti Aradan’ için beş farklı versiyon yapmış…
Bu konuda yine Özgür Aras belirleyici oldu. Club müzik ilgi alanıma giren bir tarz değildi. Cihat Uğurel ile ‘Saten’ albümünde çalışmıştık fakat diğer tüm müzisyen arkadaşlarımızla Özgür Aras buluşturdu bizi. O kadar doğru isimlerle buluşmuşuz ki versiyonlar ortaya çıktıktan sonra elektronik müziğin çok farklı bir derinliği olduğunu fark ettim. Öğrenmenin yaşı yokmuş. Bundan sonraki projelerde club müzik ile akustik müziği birleştirmeye çalışmak istiyorum.
Klibiniz de yayımlanmaya başladı…
Muharrem Dokur çok yetenekli bir arkadaşım. Son projelerimde de fotoğrafçı Lara Sayılgan ile çalışıyordum. Fotoğraf çekimi yapacağımız zaman gözüne çok güvendiğim için Muharrem Dokur’u da davet ettim çekime. Bir de backstage videosu tadında bir şeyler çıkarırız diye düşünüyordum. Bir anda işler öyle bir gelişti ki klibe evrildi bir anda.
Yıllar evvel bir caz albümü yapmak istediğinizi söylemiştiniz. Ne aşamada bu proje?
O projeye başlamayı düşünüyordum ama hamilelik ve doğum sürecine denk gelince askıya almak zorunda kaldım. Bu konuda yapmak istediğim çok şey var. Yurtdışında kaydetmek istiyorum o albümü. Dolayısıyla önceden takviminin belirlenmiş olması gerekiyor. Projeyi rafa kaldırmış değilim ama zamanlamama uymuyor. Gezegenleri bekliyoruz. (Gülüyor)
Özgüvenli ve cesur bir kadın imajınız var. ‘Survivor’a bile katıldınız. Aynı anda evine çok bağlı bir görüntünüz de var. Bu dengeyi nasıl tutturuyorsunuz?
Kişilik bölünmesine varmadığı için çok zor olmuyor. Psikiyatrik bir durumum yok. (Gülüyor) Ben hayata karşı hep cesurdum. Kendimi bildim bileli değişik çalışan bir beynim var sanırım. Okuldayken dönem ödevlerine bile farklı yaklaşırdım. Hayatım boyunca kendime vakit ayırmayı hiç ihmal etmedim. Çocuklarla beraber çok başka bir kapı açıldı bana. Böyle bir anne olmayı tahmin etmiyordum. İçimden acayip bir anne profili çıktı. Zorlukları var ama bundan şikâyet edecek değilim. Dünyanın en güzel şeyleri onlar.
Anne olmak bir durulma getirdi mi?
Anne olduktan sonra da ralli yaptım. ‘Survivor’a anne olduktan sonra katıldım. Bir tek skydiving yapma fikrim vardı ondan vazgeçtim. Ancak bu kadar durultabildi. (Gülüyor) Çocuklara karşı bir sorumluluğunuz var ama herkesin kendi hayatı da var. Çınar bir yaşında ama tercihleri var. Henüz konuşarak dillendiremiyor ama vücut diliyle anlatabiliyor. Ben de kendisine saygısı olan her insan gibi yapmak istediğim şeyleri yapabilmeliyim. Çocuklarım olduğu için bir şeylerden vazgeçmek çok mantıklı gelmiyor.
İkinci kez anne olunca neler değişiyor insanın hayatında?
Her şeyi ikiyle çarp işte… (Gülüyor) Süreci bildiğin için daha rahat ilerliyorsun. İlk doğumda hayatına bir anda bebek girdiği için büyük bir değişiklik oluyor. Fakat daha sonrasında sürecin nasıl işleyeceğini biliyorsun ve geçeceğini bildiğin için bütün bu zorlukların keyfini çıkarmaya çalışıyorsun.
Yarın Anneler Günü yaklaşıyor. Bir planınız var mı?
Bu sene ne organize ediyorlar bilmiyorum. Kızım bana bazen şarkılar yapar, bazen resim yapar.
Türkiye ’nin Eurovision’a katılmaması için sebep göremiyorum

Siz Eurovision’da Türkiye’yi temsil ettiniz. Son yıllarda Eurovision’a katılmamak gibi bir karar aldık. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Eurovision, Avrupa ülkelerinin kültür alışverişini sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bir yarışma. Geldiği noktaya bakarsanız dünyanın en büyük televizyon şovu. Bugün Eurovision’a katılmamak için hiçbir sebep göremiyorum. Komşuların birbirini oylaması konusunda sıkıntılar yaşandığı söyleniyor. Avrupa’da komşular birbirleriyle çok daha ilgili. Birbirlerinin caz sanatçılarını da hit yapan sanatçılarını da tanıyorlar. Yunanistan’la müziğimiz o kadar benziyorken 10 Yunan sanatçı sayamayız. Eurovision da bu sanatçıları sayabilelim diye var. Birbirlerini oylamaları çok doğal. Ki bu ülkeler yakın zamana kadar aynı ülkelerdi.
Biz bir kez kazandık, Dünya Kupası almış gibi olduk. Eurovision’u milli maç gibi görmeyi bırakmalı mıyız?
Milli maç gibi gördüğümüz için o yıl yarışmaya gidecek kişi ya da grup üzerinde ciddi baskı oluşturuluyor. Değişimin basından başlaması gerektiğini düşünüyorum. Eurovision yaklaştığı zaman kıyafetler, makyajlar, sanatçının boyu gibi garip konularda eleştiriler yapılıyor. Değil Eurovision’da, insan hiçbir yerde birini böyle yargılamamalı. Avrupa’da böyle yaklaşılmıyor olaya.
Sizin Eurovision maceranız nasıldı?
Hayatımda en çok çalıştığım dönemdi. O yıl kırk kadar ülke katılıyordu. Hepsini tek tek gezip PR çalışması yapmak zorundaydık. Her yıl böyle bir organizasyon yapılmasına rağmen kimsenin elinde buna dair bir veri yoktu. Yarışmaya katılan ülkelerin müzik basınlarını tek tek biz listeledik. Katılan her ekip bu işe sıfırdan başlıyor. TRT her yıl bu organizasyonu yapıyor ama bu işin PR’ı ile ilgili hiçbir bilgi ve dataya sahip değil, düşünebiliyor musunuz?