FED’in faiz artırımı için rehberliğini kuvvetlendirmesi veya faiz artırımına gitmesi, aralarında Türkiye’nin de olduğu kırılgan ekonomiler için 2015 yılında yaşanabilecek en ciddi risk unsuru olmaya aday görünüyor
FED’in 17 Aralık tarihinde sonuçlanacak FOMC toplantısı piyasaların ve haliyle TCMB’nin duruşunu tayin edecektir
FED’in politika metninden “faiz oranlarının uzunca bir süre düşük kalacağı” yönünde rehberliğini çıkarma ihtimali göz ardı edilmemelidir
Ancak, nazik dengeleri bozmamak adına FED’den faiz artırımlarının bebek adımı tarzında olacağı yeni bir rehberlik eklemesi bekleniyor
2015 yılında USD/TL kurunda volatilitenin yüksek olmasını bekliyoruz
Ancak TL’nin özellikle EUR’ya karşı yada daha doğru bir tabirler sepete karşı daha rahat bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz
Başkan Başçı’nın dün açıkladığı 2015 yılı para ve kur politikaları sunumdan önemli ip uçları elde ettik:
i. 2015 başında seri faiz indirimleri (100-150 baz puan) yolda görünüyor (petrolün yardımı ile cari açık ve enflasyon görünümü yılın ilk 4 ayında ciddi düzelme gösterecek)
ii. Faiz indirim beklentisi ile TL’de özellikle yılın ilk 3-6 aylık döneminde long (uzun pozisyon) taşınması mantıklı görünüyor
Piyasa Özeti ve Yorumu
2014 yılının sonunda hızlanan petrol fiyatlarından aşağı yönlü hareket her ne kadar büyümenin zayıf seyredeceği ve enerjiye olan talebin düşük kalacağı beklentisinin bir sonucu olarak ortaya çıksa da, düşen petrol fiyatlarının haliyle enerji ithal eden ve ihraç eden ülkeler arasında farklı bir etki de doğuracağını göz ardı edemeyiz. 2014 yılına 115 dolar/varil seviyesinden başlayan kuzey denizi petrolü Brent’in Temmuz ayında 110 dolar seviyesini görmesi ardından 65 dolar seviyesine kadar geri çekilme kaydettiğini bir kez daha not edelim. Petrol fiyatlarında ortaya çıkan düşüş Rusya gibi enerji ihracatçısı konumunda olan ülkeler açısından her ne kadar negatif olarak görülse de, Türkiye’nin 2015 yılında makroeoknomik anlamda düşen enerji fiyatlarından olumlu yönde etkileneceği düşünüyoruz. Ekonomist’in yaptığı bir çalışmaya göre gerileyen enerji fiyatları üreticinin cebinden tüketiciye yaklaşık 1,3 trilyon dolar aktaracağı tahmin ediliyor. Brent’in varil fiyatının yılbaşına nazaran yaklaşık % 40 değer kaybetmesi ve kalıcı olması durumu, 2015 yılının ilk yarısında Türk Lirası ve Türk Lirası cinsi yatırım araçlarını olumlu anlamda destekleyebileceği ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Net enerji ithalatçısı konumunda olan Türkiye’nin petrol fiyatlarında görülen geri çekilme sürecinden özellikle yapısal anlamda açmaz olarak görülen veya daha doğru bir tabir ile yumuşak karnımız olan enflasyon ve cari açığı olumlu yönde etkileyebileceği beklentisinden hareketle ABD Merkez Bankası (FED) tarafından gelecek olası bir faiz artırımını bir nebze de olsa dengeleyebileceğini düşünüyoruz. Petrolün varil fiyatında görülen her 10 dolar düşüşün yaklaşık rakamlarla cari açığa 4-5 milyar dolar; enflasyona 0,5 puan ve cari açık / GSYIH ise % 0,6 oranından olumlu yönde katkı sağladığını not edelim. Basit bir matematikle, kurun aynı kalması varsayımıyla, petrol fiyatlarının 60 – 80 dolar aralığında kalması, takvim ve kontrat etkisinin de arındırılması ile cari açığımızı 40 – 50 milyar dolar seviyelerinden daha sürdürülebilir olarak kabul edilen seviyelere, enflasyonu ise % 6’li seviyelere ve benzer bir şekilde cari açığın GSYIH oranını ise sürdürülebilir seviyeler olarak görülen % 5-6 seviyelerine çekebileceğini düşünüyoruz (2011 yılını cari açık / GSYIH % 9,7 ile kapattığını hatırlamak gerekiyor). Her ne kadar IMF raporunda Türkiye hakkındaki beklentiler bizim beklentilerimize göre daha kötümser kalsa da, 2015 yılında petrolün seyri TL açısından belirleyici olacaktır. Petrol fiyatlarında düşük seyrin korunması durumu ciddi sorunlar ile boğuşan ve Türkiye’nin en büyük ihracat kapısı olan Avrupa Birliği Ekonomilerinin toparlanmasına katkı sağlayacağı gibi, Türkiye’nin de cari dengesine olumlu etki katabileceğini düşünüyoruz.
2014 yılını tamamlamaya sayılı günler kala işlem hacminin de gün geçtikçe daha da kuruyacağını düşünüyoruz. Bu bağlamda küresel piyasalar açısından 16-17 Aralık tarihinde düzenlenecek FED’in olağan para politikası kurulu toplantısı piyasaların yılı nasıl kapatacağına yol gösterecektir. FED’in düşük faiz yönünde politika duruşunu temsil eden “considerable time – kayda değer bir süre daha” ifadesinin toplantı ardından yayımlanacak rehberlik metninden çıkarılabileceği ihtimali faiz artırım sürecini daha da yakınlaştığına işaret edecektir. FED’den bu yönde bir politika değişimi, küresel piyasalar açısında yıl sonunun tatsız tamamlanmasına neden olabileceğini yinelemek istiyoruz. Ancak, dolarda halihazırda devam eden güçlenme eğiliminin ABD ekonomisi açısından pek de arzu edilmeyen bir durum olarak ortaya çıkabileceğini de düşünüyoruz. Keza, Haziran 2014 ayına bakarak EUR’nun dolar karşısında 1,22’li seviyelere kadar gerileyerek % 13 değer kaybettiğini; doların yedi para birimine göre değerini gösteren dolar endeksinin ise son 5 senenin zirvesine yükseldiğini unutmamak gerekiyor. Netice itibarı ile 6 yıldır devam eden bol para döneminden çıkmaya hazırlanan ABD ekonomisinin beraberinde doları da yukarıya taşıması, kırılgan bir toparlanma kaydeden deniz aşırı ülkelerin büyümesine sekte vurup nihayetinde ABD ekonomisinde tekrar yavaşlamaya neden olabilir. Bu beklentiler ışığında FED’in düşük faiz yönünde duruşunu teşkil eden söylemini politika metninden çıkararak yerine yumuşak bir geçis sürecini temsil edecek başka bir ibare daha ekleyebileceğini düşünüyoruz. FED Başkan Yardımcısı Fischer'in geçen hafta vurguladığı üzere, karar metninde yer alan "kayda değer bir zaman – considerable time" ifadesinin çıkarılma ihtimali, faiz artırımlarına başlama sinyali olarak algılanacaktır. Ancak, yukarda da belirttiğimiz üzere FED’in faiz artırmaya başlaması durumunda adımlarını bebek adımları şeklinde atabileceği beklentisi de piyasalarda yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu görüşün FED'in politika metnine girmesi veya rehberliğine yansıması durumunda piyasalarda var olan tedirginliğin de azalabileceğini düşünüyoruz. 17 Aralık tarihinde hep beraber göreceğiz.
Türkiye cephesinde hafta başında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafıdan açıklanan sanayi üretimi verisi ve dün açıklanan 2013 3Ç büyüme verisi keyif kaçırdı. Her iki verinin de ekonominin ivme kaybettiğine işaret ettiğini görüyoruz. Aşağıda grafiksel olarak detaylandırdığımız veri beklentileri karşılayamazken, Türkiye ekonomisinin potansiyelinin altında büyüme kaydettiğini görüyoruz. TCMB’nin bir tarafta petrolün yadımı ile düşecek enflasyon ve cari açığa ilave olarak küçülme emareleri gösteren ekonomiyi desteklemek için faiz indirme yönünde yeri bulunurken, diğer bir tarafata FED’in faiz artırımına işaret vermesi durmunda ise portföy çıkışlarının yaratacağı kur üzerindeki baskıyı hafifletmek adında zorlu bir patikadan 2015 yılında geçeceğini düşünüyoruz. Bu düşüncelerimize cevap verir mahiyette dün TCMB Başkanı Sn. Başçı’nın 2015 yılına ilişkin Para ve Kur Politikaları konulu basın toplantısını yakından takip ettik. TCMB Başkanı Başçı enflasyonun bu yıl sonu için % 8,9 gelecek yıl için hedeflenen % 6,2'lik tahminin altında kalabileceğini; yılın ilk 4 ayında enflasyonun kuvvetli düşeceğini ve petrol ve diğer emtia fiyatlarındaki düşüşün de desteğiyle yıl sonunda % 5'e ulaşabileceğini söyledi. Petrolün yarattığı fırsatı enflasyonu kalıcı olarak düşürmek için çaba harcayacakların tekrarlayan Başçı, özellikle faiz indirmek için yerleri olduğunu ancak FED’in normalleşme sürecinde oldukları için faiz indirme konusunda enflasyonun yol vermesini bekledikleri izlenimine kapıldık. Öyle yada böyle TCMB’nin özellikle büyümenin de bozulduğu ve enflasyon ve cari açık görünümümün düzeldiği bir ortamda 2015 başında seri indirime gideceklerini düşünüyoruz. TCMB’nin kurun artışını bir yere kadar tahammül edebileceklerini ancak enflasyona etki edecek kadar lüksleri olmadığını seziyoruz.
TCMB’nin 2015 yılında büyüme ile FED riski arasından sıkıştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Petrol fiyatlarının yarattığı yeni hikaye ve yıllardır bir türlü çözülemeyen yapısal sorunların başında gelen enflasyon ve cari açığın olumlu yönde etkileceği ve düşük büyümeyi teşvik etmek adına faiz indirek için yeri olmasına rağmen, FED’den beklenen normalleşme ve faiz artırım beklentisi kur üzerinde yeniden etkili olabilir. Kurda yükselişin enflasyon geçişkenliği yaratmasından endişe edimesine rağmen TCMB’den 2015 yılını ilk yarsında 100 – 150 baz puan faiz indirimine gideceğini düşünüyoruz. Bu beklentinin satın alınmaya başlanması ile tahvil ve bono piyasasına girişlerin yeniden artacağını ve TL’ye olan ilginin artacağını düşünmeye başladık. 17 Aralık tarihinde FED’den gelecek sinyaller TCMB’nin de duruşunu şekillendirecektir.
Türk mali piyasaları yukarda detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştığımız üzere geçen yıla oranla daha az kırılgan bir görünüm sergiliyor. Ancak, küresel ekonominin davranışından da uzak kalamıyor. FED'in faiz artırımlarına hazırlandığı bir süreçte doğal olarak satış baskısından uzak duramıyor. Kurda kısa vadede 2,28 seviyesi yukarda takip edilecektir. Bu seviyenin aşılması yukarı yönlü hareketin ivme kazanmasına neden olabilir. Böyle bir durumda 2,30'lu seviyelerin test edilmesi kaçınılmaz olabilir. 17 Aralık tarihinde FED’den gelecek açıklamalar yılı nasıl tamamlayacağımıza ışık tutacaktır. TCMB’den beklenen faiz indirimleri hisse senedi ve tahvil ve bono piyasasını göreceli olarak güçlü tutmaya devam edebileceğini düşünüyoruz. Temkinli iyimser görüşümüzü korumaya devam ediyoruz…
Ø Petrolde her $ 10 düşüş dünya ekonomilerine ne kadar fayda sağlıyor?
Grafik zaten konuşuyor. Enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin en fazla fayda sağlayacak ülkeler arasında yer aldığını görüyoruz…

Ø Sanayi Üretimi…
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre sanayi üretiminde de iveme kaybı görünüyor..

Ø Büyüme verisi…
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2014'in üçüncü çeyreğinde gayri safi yurtiçi hasıla (GSYIH) % 1,7 ile beklentilerin oldukça altında büyüdü (yılın ikinci çeyreğinde büyüme % 2,2).
Üçüncü çeyrekte de büyümenin arkasında ikinci çeyrekte olduğu üzere ihracatın ana faktör olduğunu görüyoruz. Alt kalemler incelendiğinde tarımda görülen daralmanın (büyümeye 0,7 puan negatif etki) etkili olduğu görülüyor.
Yılın ilk 9 ayında büyümenin % 2,8 olarak gerçekleştiğini, 2014 yıl genelinde büyümernin % 3 – 3,5 ile Türkiye potansiyelinin altında kalacağını düşünüyoruz.



































