Erdoğan’ın faiz indirim yönündeki tavsiyelerini sürdürmesi ve 17 Aralık tarihinde yeniden artabileceğinden endişe edilen siyasi belirsizlik, nihayetinde TL üzerinde etkili oluyor
Rusya Merkez Bankası'nın yılbaşına nazaran faiz oranlarını kademeli olarak neredeyse % 100 artırmasına rağmen Ruble'nin değer kaybını sürdürmesi, gelişmekte olan ülke para birimlerinin geneline olumsuz yansıyor
FED’in 17 Aralık tarihinde sonuçlanacak FOMC toplantısı öncesinde doların değer kazanmaya devam etmesi, küresel piyasalarda karın ağrısının da devam etmesine neden oluyor
Tüm bu veri setinin bileşimi olarak TL haftanın son iş gününü negatif ayrışarak tamamlarken; dolar karşısında 2,31 seviyesini test ederek Ocak 2014’den itibaren en yüksek seviyeye yükseldi
FED’in ve TCMB’nin olağan PPK toplantıları ve alınacak kararlar, TL ve TL cinsi yatırım araçlarının seyri üzerinde belirleyici olacaktır…
Piyasa Özeti ve Yorumu
Haftanın son iş gününde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği üyülerinin kabülünde faiz ve enflasyon oranlarının yüksek olduğunu ifade etmesi, yaklaşan 17 Aralık siyasi türbülansının yıldönümü öncesinde olası yaşanabilecek belirsizlik ve FED’in 17 Aralık tarihinde sonuçlanacak son yılların belki de en önemli FOMC “Federal Açık Piyasa Komitesi” toplantısı öncesinde Türk Mali piyasaları gelişmekte olan ülke para birimlerinin ötesinde satış baskısına maruz kalarak günü sert değer kaybı ile tamamladı. Rusya para birimi Ruble’nin petrol fiyatlarında görülen çöküşe paralel ciddi anlamda değer kaybı ile karşı karşıya kalmasına paralel (kabaca yılbaşına nazaran % 75 değer kaybı) gelişmekte olan ülke para birimlerinin de söz konsusu sürece kayıtsız kalamadığını görüyoruz. Rusya Merkez Bankası’nın yılbaşında % 5,5 seviyesinde olan politika faizini kademli bir şekilde ve en son geçen hafta 100 baz puan daha artırarak % 10,50 seviyesine yükseltmesi ve Brezilya ardından en yüksek faizi sunan ikinci Merkez Bankası konumunda olmasına rağmen Rubledeki değer kaybının bir türlü önü alınamıyor. Brent cinsi petrolün varil fiyatının 60 dolar seviyesine yaklaşması ve piyasalarda 40 dolar dedikodusunun artması, haliyle küresel resesyon endişelerini de beraberinde çağrıştırıyor. Hatırlanacağı üzere 2008 yılında patak veren küresel finansal kriz ile birlikte petrolün varil fiyatı 40 dolara seviyesine kadar gerilemişti. Petrolün düşüşünü sürdürmesi haliyle petrol ihraç eden ülkelerin makroekonomileri üzerinde negatif bir etki doğururken, ithal eden ülkelerin ise olumlu yönde etkileneceği bekleniyordu. Enerjiye ödenen maliyetin farklı kanallara yönlendirilecek olması büyüme açısından da önemli bir gelişme olarak görülse de, petrolün sert düşüşü beraberinde küresel karamsarlığı da getiriyor. Dünya ekonomisinin yeniden resesyona girebileceği endişesi ile güvenli limanlara olan talebi yendiden hızlanabileceği ve doların da daha da güçlenebileceğinden endişe ediliyor.
Tüm bu endişe ve tedirginliğe paralel FED’in 16-17 Aralık tarihinde düzenleyeceği olağan toplantısının sonucu büyük bir merakla bekleniyor. Son dönemlerde ABD cephesinde açıklanan güçlü makrokonomik veriler, ekonomik aktivitenin hız kazandığına işaret ediyor. Özellikle Kasım ayı istihdam raporunun en iyi tahminleri bile ötesinde gelmesi FED endişelerini daha da artırdı. FED Başkan Yardımcısı Fischer’in de açıklamalarına paralel FED’in forward guidance (rehberliği) politika duruşunun temsil eden “considerable time” faiz oranlarının kayda değer bir süre daha düşük tutacağı yönündeki yönlendirmesini değiştireceği ve faiz artırım sürecinin start alabileceğinden endişe ediliyor. Dolarda son aylarda hız kazanan süreç ve doların değerini gösteren dolar endeksinin de son yılların en yüksek seviyesine yükselmesi, küresel piyasalarda hissedilemeye başlandı. Zayıf dünya büyümesini ABD’nin tek başına omuzlayabileceği mi, deniz aşırı zayıf büyümenin ABD ekonomisini mi aşağıaya çekeceğini hep birlikte bekleyip göreceğiz.
TCMB’nin geride bıraktığımız hafta düzenlediği 2015 kur ve para politikası konulu sunumunda FED’in izleyeceği politikalara paralel TCMB’nin de politikalarının hazır olduğuna işaret eden Başkan Başçı’nın nasıl bir yol izleyeceğini merak ediyoruz. Petrolde görülen geri çekilmenin net enerji ithalatçısı olan Türkiye’nin cari açık ve enflasyon görünümüne olumlu katkı sağlayacağı kuşku götürmezken, TCMB’nin kısa vadede faiz oranlarında indirime gitmesi kur cephesi açısından sıkıntı doğurabilir. Kurda yaşanacak (veya yaşanan) yükselişin yeniden enflayon beklentilerini bozarak (kurun enflasyon geçiskenliği) petrolün yarattığı veya kısa vadede yaratacağı iyimserliği gölgeleyebileceğinden endişe ediyoruz. Kurun enflasyon yaratmayacak kadar yükselmesi TCMB’nin elini kuvvetlendirecektir ancak petrol, büyüme ve FED arasından sıkışan TCMB’yi 2015 yılında zorlu bir süreç bekliyor.
Her ne kadar özellikle petrol fiyatlarının yaratacağı olumlu hikayeden Türk mali piyasalarının fayda sağlayacağı ve geride bıraktığımız yıllara nazaran daha az kırılgan bir seyir sergilediği görülse de, küresel ekonominin davranışından maalesef uzak kalamıyor. FED'in faiz artırımlarına hazırlandığı inancının her geçen güm biraz daha tırmandığı bir ortamda, Türk Lirası tabir caize kapı gıcırtısı ile Cuma günü 2,31 seviyesini test etti. Doların güçlü seyrini devam ettireceği bir dönemde olduğumuzun altını çizmek gerekiyor. Olası geri çekilmelerin veya küresel risk iştahının dönem dönem olumluya dönmesi, riskli pozisyonlarıb ve kura bağlı riskerin azaltılması için fırsat olarak görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dolar cephesinde devam eden sancılı süreç, borsa ve tahvil cephesi için de olumsuz görünüyor.
Gelişmekte olan ülke para birimlerinin yılbaşına nazaran seyri ve Merkez Bankaları faiz oranları…

































