Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Ekonomi

Değirmencioğlu’nun günlük ekonomi yorumu!

17 Eylül tarihinde sonuçlanacak olağan FED FOMC toplantısı büyük öneme sahip

Kabaca 10 yıl aradan sonra FED’den faiz artırım ihtimali azımsanmayacak düzeyde olduğunu düşünüyoruz

Olası bir faiz artırımı ilk etapta panik satışlara yol açsa da, FED’den gelecek dengeleyici açıklamalar havayı yumuşatabilir

Netice itibarı ile, uzun süredir fiyatlanan faiz artırımının gerçekleşmesi piyasalar üzerinde basıncının da kısmen azalmasına neden olabilir

Faiz artırımının gelmesi durumunda, USD/TL kurunda yeni bir zirve görülebileceği, ancak ardından da gevşeme yaşanacağını düşünüyoruz

Faiz artırımının gelmemesi durumunda ise ağır basan olumsuz beklentiler fiyatlanmaya devam edecektir

Ø  Piyasa Özeti ve Yorumu

Önemi bir haftanın içinde bulunduğumuzdan ötürü bugün kısa bültenimizi Amerikan Merkez Bankası yada küresel rezerv paranın patronu FED’in 16 Eylül tarihinde başlayacak ve 17 Eylül tarihinde sonuçlanacak olağan FOMC (para politikası kurulu toplantısına) ayıracağız. Bizleri takip eden okurlarımız, aslında FED’de dokunmadan bir bülten yazmanın ne kadar zor olduğunu anlamışlardır. Dünyanın büyük abisi olan, kabaca dolaşımdaki paranın üçte ikisinin oluşturan dolar ve bu bağlamda 17 Eylül toplantısı kuşkusuz herkesi yakından ilgilendiriyor. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, en son faiz oranlarına Haziran 2006 gibi dokunan FED, kabaca 10 yıla yakın bir süredir hiç faiz artırımına gitmedi. Özellikle dünyayı sarsan 2008 küresel ekonomik kriz ile birlikte tıkanan kredi kanallarını, % 10’lara yaklaşan işsizlik oranını, küçülen ekonomiyi ve bozulan beklentiler ile morallari toparlamak adına hızlı bir politika değişimine giderek faiz oranlarını hızla % 0 düzeyine çekerken, son 10 yıl içerisinde piyasalara, bilançosunu 800 milyar dolardan 4,5 trilyon dolara kadar yükeltecek kadar paraya boğdu. Aslında, tıkalı kredi kanallarının (tıptan örnek vemrek gerekirse tıkalı kalp damarlarını) % 0 faiz oranı ile açmak isterken, hastaya da devamlı şekilde kan sulandırıcı veriledi (para basarak niceliksel olarak genişleyici politikalar izlendi). Bu operasyon 2013 yılının Mayıs ayına kadar piyaslarda bayram sevinci ile karşılandı. % 0 faiz, ardı erkası kesilmeyen ucuz, bol ve uzun vadeli para kısmen reel sektöre giderek ABD’de ekonomiyi canlandırırken, bol likidite ise yüksek faiz sunan ve risk iştahının canlı olduğu dönemlerde rağbet gören gelişmekte olan ülke para birimlerine yaradı. Mayıs 2013’de ise FED’in eski başkanı Ben Bernanke, aylık tahvil alım yolu ile piyasalara verilen likiditenin artık yavaş da olsa geri çekileceğini açıklamasına paralel oyunun kuralı değişti. Mayıs 2013’den geride bıraktığımız Cuma’ya kadar olan dönemde Türk Lirası % 41,20 değer kaybettiğini söylersek ne demek istediğimizi anlatabileceğimizi ümit ediyorum (karşılaştırma yapmak adına düşen emtia fiyatlarından negatif etkilenen petrol ihrcatçısı Rusya % 53,8 ; yolsuzluklarla boğuşan ve yatırım yapılabilir notunu kaybeden Brezilya ise % 48,30 değer kaybetti). Elbette FED’in bu denli bir bilançoyu % 0 faiz ile yönetmeye devam etmesi beraberinde ciddi başka sorunlar doğurabileceği gibi, olası bir durgunluk halinde FED’in faizileri indirecek herhangi bir silahı da kalmayacağı tartışılıyor. FED’in faizleri indirmesi ile ABD borası S&P’nin 2009’dan beri kabaca % 200 prim yaptığını da not etmek gerekiyor (varlık balonu?).

Faiz tartışmalarının öbeğinde, faiz oranlarının artırılması için enflasyonun henüz istenilen düzeyde artmadığı konuşuluyor. Halbuki, Ağustos ayı işsizlik oranı % 5,1 olarak açıklanarak kriz yılları öncesi 2007 sonundaki seviyelere geriledi. İstihdam piyasasındaki olumlu gelişmeler elbette maaş ve kazançları da kıpırdatmaya başlayacaktır. Bu nedenle, enflasyonun % 2 olan hedefe ulaşması yerine, hedeflenen düzeye gideceğine yönelik inandırıcılık sağlaması da faiz oranlarının  artırılması için yeterli olabilir. FED eski ekonomisti Erkin Şahinöz’ün kaleme aldığı yazısında, “enflasyonda yukarı yönlü hareketlenme başlamadan FED harekete geçmez" görüşü, 1983 sonrası yapılan sıkılaştırma adımlarında isithdam piyasasında yaşanan kıpırdanmanın asıl etken olduğuna yer vermiş.

FED’in mevcut kırılgan denizi aşırı ekonomileride görülen zayıf toparlanma, elbette Çin cephesinde yaşanan büyüyememe sorunları, şimdilik buzdolabına konulan Avrupa sorunlarına paralel faiz artırım sürecinin 2016 yılına sarkıtacağına yönelik artan bir bekleyiş var. Bizler ise bu değerlendirmeye katılmıyoruz. Bize göre ilk faiz artırımı için çok geç kalındı. FED’in elbette bu ay adım atıp atmayacağın kestirmek pek de kolay değil. Elbette yukarda yaşanan endişeleri FED’de görüyordur. Bu nedenle Eylül toplantısında atılacak bir adım beraberinde şok etkisinin azaltması için politika metnine yumuşatıcı bir ifade de eklenmesine neden olabilir. Mesela uzun bir süredir görmeye alıştığımız faiz oranlarının kayda değer bir süre daha düşük tutulacağı vurgusuna benzer “kayda değer bir süre faiz artırımı yapılmayacağı” gibi.

Öyle ya da böyle, FED’in faiz artırımının ilk etkileri negatif olsa da, devamında büyük bir belirsizliğin ortadan kalkması piyasaları rahatlatabilir.

  FED Faiz Oranları

En son faiz artırımını Haziran 2006’da yapan FED, küresel krizin derinleşmesi ile faiz oranlarının hızla indirerek Aralık 2008’den itibaren % 0,25 olan faiz oranı ile politika duruşunu korumaya devam ediyor.

İktisatbank'ın sunduğu avantajlı döviz kurlarını piyasa ile eş zamanlı ve 24 saat kesintisiz takip etmek için lütfen tıklayınız.

https://www.iktisatbank.com/doviz-kurlari