7 Haziran seçimleri sonrası muhalefette uzlaşı göremeyen seçmenin tercihi AKP yönünde değişti
Seçmen MHP’ye Sn. Bahçeli’nin anlayacağı dilden HAYIR derken, HDP’ye ise savaşma mesajını verdi. CHP ise bildiğimiz gibi…
Süpriz seçim sonuçları ardından parlamentodaki 4 partiden 3'ünün oy oranının % 25 oranında değiştiğini görüyoruz
Bu bağlamda Türkiye koalisyona HAYIR derken; Başkanlık sistemine de EVET demedi
Kim ne derse desin Tayyip Erdoğan’ın büyük bir siyasi zeka olduğu tartışma götürmüyor
Oyların kabaca % 50sini alan ve 316 milletvekili çıkaran AKP’nin seçim zaferi ardından artık siyasetin denklemden düştüğünü söyeleyebiliriz
Siyasette normalleşme döneminin başlaması ve siyasi risk priminin azalmasına paralel artık gözler unutulan ekonomiye çevrilecektir
Yapısal reformların ve toplumsal uzlaşının ön plana çıkması; terörün gündemden düşmesi durumunda önümüzdeki günlerde kur cephesinde 2,70’li seviyeleri telafuz etmeye başlayacağız
TL ve TL cinsi yatırım araçlarında halen daha negatif ayrışmayı telafi edecek düzeyde önemli bir bölge bulunuyor
Ancak, seçim ardından ilk işlem gününde oluşacak ilk fiyatlar ile panik işlem yapmanın da doğru olmayacağı kanaatindeyim
İlk tepkinin haliyle oldukça pozitif olmasını bekliyoruz. Devamının ise hükümetin performansına bağlı olacağını düşünüyoruz
Hayırlısı olsun!
Piyasa Özeti ve Yorumu
Türkiye kazasın belasız endişe edilenin akisine dün akşam genel seçimleri tamamladı. AKP’nin tüm tahminleri altüst eden seçim zaferi ile damga vurduğu dün akşamın en berligin kaybedeni ise herşeye hayır diyen Sn. Bahçeli’nin MHP’si oldu. Seçim öncesinde yapılan son anketlerde AKP’nin medyan ortalamaya göre % 41,76 oy alması beklenirken, kesin olmayan seçim sonuçlarına göre % 49,4 oy aldığını görüyoruz (CHP % 25,4 ; HDP % 10,7 ; MHP 12,0). Anket şirketleri arasında en yakın tahminde bulunan anket şirketinin Adil Gür’ün A&G şirketi olduğunu görüyoruz (AKP %47,2). AK Partinin kabaca 9 puanlık yükselişinin 1,5 puanlık kısmının Büyük Birlik Partisi ve Saadet Partisinden; 4-5 puanının MHP’den, 3 puanının ise HDP’den geldiğini düşünüyoruz. Sığ siyaset bilgimizi bir kenara bakarak biraz daha anladığımız konulara eğilmek istiyoruz.
Hatırlancağı üzere yıla iyi başlayan ancak devamının burada birçok kez konuştuğumuz nedenlerde ötürü getiremeyen; hatta Haziran seçimleri ardından negatif ayrışan, kur cephesinde tarihi zirveleri test eden, ababinde huzur ortamının alt üst olması ve güvenlik endişelerini tetikleyen terör olaylarının patlak vermesi ile iyice karamsarlaşan Türkiye, dün akşam istikrara yeniden oy verdi. Özellikle, altı pek de dolu olmayan, muhalefetin mazot, asgari ücret gibi 1990’lı yılların ekonomik vaatlerinin seçmen tarafından hoş karşılanmadığının da altının çizmek gerekiyor. Son dönemlerde hatırlanacağı üzere bültenlerimizde, Türkiye ve ekonomisinin birçok negatif gelişmeyi fiyatladığını, yazılan ve kaleme alınan bir çok raporun karamsarlık içerdiğini, ancak, seçimler ardından bu sefer Türkiye’nin hükümetsiz kalmayacağını ve haliyle TL ve TL cinsi yatırım araçlarında karamsarlığın bir miktar törpüleneceğini bekliyorduk. Tahmin ettiğimiz Türkiye’nin hükümetsiz kalmayacağı varsayımı altında, yapılan anket sonuçlarına da bakarak koalisyon ihtimalini ön plana çıkarırken, haliyle tek parti hükümetine daha az ihtimal tanıyorduk. Demek ki, sadece kısıtlı bir denek sayısı ile toplumun sosyal tarafını dışlayan sadece istatistik ile yapılan anketlerin pek de doğru sonuçlar üretmediğine hep birlikte şahit olduk. Haliyle, seçim öncesi en çok arzu edilen senaryonun koalisyon olduğu düşünülürse, süpriz sayılabilecek tek parti iktidarı ardından bugün TL ve TL cinsi yatırım araçlarının ralli yapmasının beklemek çok da yanıltıcı olmayacaktır. Keza, koalisyon ihtimalinin belirmesi durumunda, Haziran seçimlerindeki sürecin yeniden yaşanabileceği, siyasileriden gelen iyimser ve karamsar açıklamaların piyasalarda dalgalanma yaratabileceği, 45 günlük zaman dilimi gibi takvimlerin çalışmasını ve netice itibarı ile koalisyonun kurulması durumunda ortakların bunu ne kadar sürdürebileceği veya Türkiye’nin yeniden mi bir seçime hazırlanacağı gibi senaryoların yerine şu anda muhtemelen 1-2 haftaya kadar kabinenin belli olacağı, hızlı bir hükümetin önümüze çıktığını görüyoruz. Bu bağlamda, siyasette normaleşme döneminin başlaması, cumhurbaşkanlığı seçimi, haziran genel seçimi, erken seçim derken artık en azından 4 sene seçim konuşmayacağız. Bu bağlamda gözler artık tamamen unutulan ekonomiye çevrilecektir. Yada en azından böyle olması gerektiğini düşünüyoruz. AKP’nin kendi beklentileri üzerinde almış olduğu oy oranı ardından ev ödevlerine konsantre olması gerektiğini de söylemeden edemeyeceğim. Dün bu bağlamda Başbakan Davutoğlu’nun balkon konuşması ümit verici nitelikteydi. Türkiye’nin ivedilikle yapısal reformlara konsantre olarak üretim odaklı ve sürdürülebilir büyüme modeline dönmesi gerekiyor. Bu bağlamda ekonomi takımının kimler tarafından oluşacağı ve bu takımın vizyonu büyük önem taşıyor. Özellikle Merkez Bankası bağımsızlığı konusunda ve faiz politikasındaki ince cizginin korunması gerektiğini düşünüoruz.
Sabah ilk fiyatlamalara baktığımızda, açılışın haliyle oldukça iyimser olduğunu söyleyebiliriz. Bültenimizi yazdığımız sabah erken vakitlerde kurun 2,75’li seviyelere kadar gerilediğini not etmek gerekiyor. Muhtemelen borsa istanbul cephesinde gün içinde % 5 ve üzerine varan yükseliş görülebileceğini; benzer bir şekilde Merkez Bankası üzerinde faiz artırım baskısının da kısa vadede sonlanması ile tahvil ve bono piyasasında da olumlu bir seyir yaşanacağını düşünüyoruz. Öte yandan, bugün ralli beklentimiz olsa da, seçim bitti oh ne güzel herşey süt liman tarzından bir yaklaşıma girilmesinin de kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyoruz. Dünya genelinde devam eden sorunlar (başta Çin) ve büyüyememe endişesi bir tarafta, Amerikan Merkez Bankası'nın Aralık ayında masa üzerinde duran faiz artırma ihtimali diğer tarafta, sınır ötemizde devam eden jeopolitik riskler ise bir diğer tarafta halen daha risk unsuru olmaya devam ediyor. Özellikle, kur cephesinde meydana gelen geri çekilmeyi memnuniyetle karşılamakla birlikte, olumlu havanın orta vadeli riskleri azaltmak anlamında fırsat olarak görülmesi gerketiğini düşünmeye devam ediyoruz.
































