Türk Lirası 2001 krizi sonrasının en değersiz günlerini yaşıyor (bakınız grafik)
İçerde artan güvenlik endişeleri ve siyasi belirsizlik, dışarda Çin kaynaklı büyüyememe endişesi ve FED’den beklenen faiz artırımı….
Tabir caizse 40 ayın Çarşambası bir araya gelmiş ve maalesef Türkiye şu anda iç ve dış şoklara karşı korumasız yakalanmış durumda
Bu nedenle önünü göremeyen bireysel müşteri tüketime; iş adamı ise yatırıma fren basmış durumda
Artan kur enflasyonu, durgunluk istihdamı baltalamak suretiyle ekonomi açısından iyi sinyaller vermemeye devam ediyor
Soğuyan ekonomiye paralel sırf kuru dizginlemek için imdada koşması beklenmeyen Merkez Bankası da haliyle kurun daha da yukarı çıkmasına izin veriyor
Yüksek ateş bünyeye birkaç gün zarar vermeyebilir ama ateşin kalıcı olması beraberinde başka sorunlar doğuracaktır!
Dün de belirttiğimiz üzere TL’nin kontrolsüz bölge olarak görülen psikolojik 3 seviyesinin üzerine yerleşmesi durumunda her türlü sonuca gebe olduğunu düşünüyoruz
Yatırımcıları panik ve riskli işlemlerden uzak durmaya davet ediyoruz
Kurda olası geri çekilmeler mevcut riskleri azaltmak adına fırsat olarak görülmelidir
Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi (REDK) (2003 = 100)
Kimine göre döviz kuru denildiğinde rezerv para birimi olarak görülen ABD Doları, kimine göre Avrupa ile ithalat yapılan ortak para birimi olan EURO, kimine göre (½ EUR/TL + ½ USD/TL)’den oluşan sepet kur, ya da bir zamanlar İngiliz kolonisi olan Kıbrıs için tüm emtiaların geçerli olduğu İngiliz Sterlini. Aslında hepsi doğru ancak biz bugün Türk Lirası’nın döviz kuru karşısında veya diğer ülke paraları karşısında değerini gösteren 2003 bazlı reef efektif döviz kuru endeksine bakacağız. Aşağıdaki grafikten de görüleceği üzere, TCMB verilerine göre REDK, Ağustos ayında 95,09 seviyesine gerileyerek verinin açıklanmaya başlandığı Ocak 2003 ayından bu yana en düşük seviyeye geriledi. Eylül ayında yaşanan ilave değer kaybını da hesaplamaya katarsak, Türk Lirası’nın 2001 krizinden bu yana en düşük seviyeye gerilediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Türk Lirası’nın özellikle artan cari açık nedeniyle değer kaybetmesi her ne kadar beklentiler doğrultusunda olsa da, yılbaşından bugüne bakıldığında, Türk Lirası’nın yolsuzluk, artan enflasyon, düşen büyüme ve yükselen faizlere paralel % 30,8 değer kabeden Brezilya Reali ardından % 23,1 değer kaybıyla en kötü performans gösteren gelişmekte olan ülke para birimi olduğunu görüyoruz. Son günlerde çok konuşulan ve kur savaşları bağlamında ülkelerin yerel para birimlerinde değer kaybına yol açacak politikalar izleyerek rekabet avantajı yaratma isteklerinin Türkiye özelinde pek de faydalı olmadığını düşünüyoruz. Keza, Türk Lirası rekor düşük seviyelere gerilerken, ihracatın da artmadığını not etmek gerekiyor. Hatta, kurun yükselişinin ithal mal fiyatları üzerinden yaratacağı geçişkenliğin enflasyon üzerindeki negatif etkisi, dolarla ithalat yapıp euro ile satan Türkiye’nin rekabet avantajı elde edemediği gibi, yükselen enflasyonun ve ekonomik belirsizliğin yarattığı yatırımcı üzerindeki psikolojik tahribat nedeniyle tüketim ve yatırımların “bekle ve gör” patikasına oturması, ekonomiyi göz ardı eden ve seçimler ile zaman kaybeden dahası yapısal reformları unutan ve inşaat ekonomisi ile kolaya kaçıp büyümeye çalışan Türkiye’den 1 Kasım seçimlerine kadar çok da fazla birşey beklememek gerekiyor. Hatırlanacağı üzere, Mayıs 2013’de Gezi Parkı olayları ile sarsılan Türkiye, akabinde FED’in eski başkanı Bernanke’nin para musluğunu kısıyoruz mesajı ile bir tur daha sarsılmış, ardından 17 Aralık günü patlak veren yolsuzluk ve siyasi bunalıma paralel Türk Lirası döviz karşısında % 30’a varan değer kaybı yaşamış, TCMB ise faiz silahını oldukça sert bir şekilde çekerek (400 – 500 baz puan) kurun ateşini geçici olarak durdurabilmişti. Hatırlanacağı üzere, Ocak 2014’de 2,40 seviyesine dayanan USD/TL kuru, TCMB adımı ardından yaz aylarında 2,08 seviyesine varan bir geri çekilme yaşamış, kabaca bir sene ardından ise psikolojik 3 seviyesinin üzerine yükseldi. Ne pahasına? Kuru geçici olarak dizginlemek için ekonomiye faiz şoku verildi. Ancak gelinen noktada faiz hadlerinde (piyasa faizlerinde) yükselişin devam ettiği ve kurun da yükselmeye devam ettiğini görüyoruz. Demek ki çözümü sadece para politikası ekseninde aramak ve kurtarıcı olarak her an TCMB’yi beklemek doğru bir politika ve beklenti değilmiş. Ekonominin sağlık temellerle büyümesi için siyasi erkin atması gereken yapısal reform adımları ve yabancı yatırımcıya güven verecek politikalardan yoksun, kanın aktığı, not indirminin kapıda beklediği ve her geçen gün beklentilerin biraz daha bozulduğu ve bunların bir sonucu olarak dolarizasyon eğiliminin tırmandığı bir ekonomide ister istemez kur sopası yukarıya gitmeye devam ediyor. Her ne kadar faiz artırımını savunan bir iktisatçı olmasam da, amaç olarak bağımlı, amaca ulşamak için araç kullanımında bağımsız olan ve en önemli silahını yeri geldiği vakit kullanması gereken TCMB’nin şu anda elinin kolunun bağlı olduğu yönünde oluşan algı, ileriye dönük yapılacak olası bir faiz artırımımın da dozajını yükseltiyor. Zamanından aspirim al(a)mayan hastanın günü geldiğinde antibiyotik alması kaçınılmaz görünüyor.

Kaynak: TCMB, Grafik İktisatbank
https://www.iktisatbank.com/doviz-kurlari
































