Köşe Yazarları

Defkalion Megalomanisi

Bekir Azgın yazdı






Değerli dostum Yorgos Kumullis (George Koumoullis) 5 Haziran günkü Politis gazetesinde yayımlanan makalesinde Akel partisinin oy kaybının nedenlerini analiz etmektedir. 

İlk önce yanlış bir hesaplamayı düzeltiyor ve haklı olarak Akel partisinin oy kaybının söylendiği gibi %3.3 olmadığını vurguluyor. Partinin geçen seçimlerde aldığı oy oranı %25.67’den %22.34’e düşmüştür. Kayıp %13 civarındadır. 2011 yılında yapılan seçimlerde partinin aldığı %32.67 oy oranı hesaba katılırsa partinin kaybı %32’ye ulaşmaktadır.



Büyük orandaki oy kaybının nedenlerini izah etmeye çalışan Kumullis, özellikle iki olay üzerinde duruyor. Birincisi, Hristofiyas’ın ünlü ama çelişkili sözü: “Hayır diyerek Evet oyunu çimentolayacağız (perçinleyeceğiz)”. Keşke evet oyu vererek hayır oyunu perçinlemiş olsalardı.

İkincisi, Akel’in “Adam değişti yahu” bahanesiyle Tassos Papadopulos ile işbirliği yapmış olması. EOKA günlerinde Defkalion takma adıyla birçok solcunun öldürülmesine katkı koyan Papadopulos’u cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtan parti, pek çok solcu entelektüelin kalbini kırmıştı.

Defkalion adı çoğu Kıbrıslı Türk’e bir şey demeyebilir. Halbuki bu isim Papadopulos’un ne denli kendini beğenmiş biri olduğunu gösteriyor. Defkalion ile bilgi kırıntılarını sizinle paylaşmadan önce bir anımı aktarayım.

Anan Planı’nın ağızlardan düşmediği günlerdi. Bir Pazar günü Meneu’daki yazlık evinde Glafkos Kliridis ve aile üyeleriyle birlikte yemek masasında sohbet ediyorduk.

Bir ara Kliridis, telefonda Hristofiyas’a neler söylediğini anlattı: “Adamın değiştiğini söylüyorsun. Bu adam katiyen değişmez. Bu adam çocukluğundan beri Türk düşmanıdır. Bu nedenle herhangi bir anlaşmayı kabul etmez, edemez. Bana bizzat kendisi anlattı. Çocukken Mağusa’da iki takım halinde maç yaparlarmış. Takımın biri Helen, öteki de Türk olurmuş. ‘Her maçta Helenler galip gelirdi. Türkler bir defa bile yenmediler. Ben her zaman galip gelenler arasındaydım çünkü hiçbir zaman Türk takımında oynamadım. Türklerle yürütülen bu savaşı da eninde sonunda Helenler kazanacak’ demişti. Bu konuşma elbette 1974 yılından önce oldu. Hristofiyas’tan aldığım yanıt kısa ve kesindi ‘Allaksen o anthropos sior’ (Adam değişti be yahu)”.

Gelelim Defkalion meselesine. İsimdeki “D” harfi aslında “delta” harfidir ki İngilizce “this, that” kelimelerindeki “th” sesidir.

Defkalion’un babası, tanrılardan ateşi çalıp insanlara getiren ve bu nedenle işkenceye tabi tutulan Promete veya Prometeus’tur. Annesi de Pirra’dır. O da kutusunun açılmaması gereken Pandora’nın kızıdır. (Aslında “Pandora’nın kutusu” deyimi, Erasmus’un bir tercüme hatası sonucu ortaya çıkmış.  “Pandora’nın amforası”nı, Latince’ye “Pandora’nın kutusu” olarak çevirmiş ve o ifade şekli pek tutulmuş ve yaygınlaşmıştır. Günümüzde amforayı anımsayan kalmadı.)

Sümerlerin Gılgamış tufanı, İbranilerin Nuh tufanı olur da Yunanlıların olmaz mı Onların da Defkalion tufanı var.

Bilinen en eski tufan efsanesi Gılgamış Destanı’nda geçen tufandır. Şehirleşmeye henüz adapte olamamış insanların hikâyesidir. İnsanların çıkardığı gürültüden gına getiren tanrılar buna bir çare üretmek için bir araya geldiler. Tanrılar kurulu, karıncalar gibi çoğalan, arılar gibi vızıldayan bu insan neslini ortadan kaldırmaya karar verdi.

Su, bilgi, zanaat ve yaratıcılık tanrısı olan Ea, Udnapiştim’i olaydan haberdar eder. Udnapiştim, kamışlardan ve sazlardan bir gemi inşa ettirir ve içine her tür yaratıktan birer çift yerleştirir. O zamanlar hayvan türleri epey az olmalıydı, bir gemiye sığabilmek için.

Baş tanrı Enlil, büyük bir gürültüyle bir fırtına ile yağmur gönderir. Seller önlerine çıkan her şeyi alıp götürür. Bir tek Udnapiştim’in gemisi kurtulur. Karaya çıkınca Udnapiştim, bir koyun kurban keser ve onu kokulu otlarla kebap eder. Kebap kokusunu alan tanrılar, sinekler gibi kebaba hücum ederler.

Ea, kokulu kebapla karnını doyuran Enlil’i ikna ederek Udnapiştim’i ve karısını affeder. Üstelik onlara ölümsüzlük hakkı tanınır ve “nehirlerin ağzına” taşınıp oraya yerleştirilirler.

Sonra Nuh Tufanı olur. Efsane üç aşağı, beş yukarı aynıdır. Ancak burada tanrıyı kızdıran olay, insanların ahlâksızlıkları olur.

Defkalion efsanesinde Zeus’u neyin kızdırdığını bilmiyoruz, en azından ben bilmiyorum. Babası Prometeus, oğlunu gelecek olan tufandan haberdar eder ve Defkalion bir gemi inşa edip karısıyla birlikte felâketten kurtulur.

Karaya çıkınca kurban kesip kebap ederler. Kurban Zeus’un hoşuna gider ve onları bağışlar. Biz Kıbrıslıların mangal işini bu kadar çok sevmiş olmamız boşuna değilmiş. Kebap kokusuyla tanrıları memnun etmeye çalışıyor olamaz mıyız?

Daha sonra Defkalion ile karısı Pirra, ellerine aldıkları taşları teker teker denize atarlar. Her taş atışta bir bebek doğar. Her çocuk bir ulusun atası olacaktır. Defklanion’un ilk attığı taştan doğan erkek bebeğin adını “Ellinas” (Helen) koydular. O da tüm Helenlerin atası oldu.

Ellinas’ın babası, Defkalion olduğuna göre Helenlerin gerçek atası Defkalion oluyor. Papadopulos gibi bir megalomana da böylesi bir isim yakışırdı: Helen ulusunun atası Defkalion!

 







Başa dön tuşu