Dedim ya Eylül’dü, savruluşu bundandı kimsesizliğimin

10 Eylül 2018 Pazartesi | 14:31

“Bir gün aklına gelecek olursam

Bana şiir ısmarla,

Eylül’ü konuşalım…”

 

 

…demiş Üstad Cemal Süreyya.

Ne güzel de özetlemiş birkaç cümle ile…

Ayların en hüzünlüsü, en mağruru, en utangacı, en sancılısı ve en güzeli…

 

İçinde herşeyden birşey barındıran anıları biriktirmiştir yüreğinde.

Buruk sevinçlerimizin, nedensiz gülüşlerimizin, an’lık bitişlerimizin, gelip gidişlerimizin güz sancılı hüzünleridir onlar…

Bulutun göz yaşı toprakda, güneşin kolları boynundadır…

 

Sabah serininde ki  en temiz koku gibi, akıp giden hayatın, usulca gelip geçen yaşamın,  mis kokulu bir kadının, özlem dolu gülüşüdür o…

 

Sarının her tonunda binbir hali vardır…

Her tonunda bin bir hayat…

Her tonunda ayrı bir yaşanmışlık…

Ve, her tonu ayrı bir hüzün…

 

Göçmen kuşların kanatlarında ki hasret halidir…

Gitmelere en yakın şahitlik edendir…

 

Toprağa düşen  yaprakların kimsesizliğinde

Ağacın dimdik duruşuna şahitlik edendir o…

 

Sıcak tenlerde, soğuk bir ürperti bırakan rüzgarın kendisidir o…

 

Kışın bütün suçlarını üzerine alan,

Ağustos böceğine kapılarını açan,

Çalışkan karıncaların yollarında kuru  yapraklardır o…

 

Sarının serinliğinde

Usulca ayak dibinde uyuyan

Kedinin hırıltısıdır o…

 

İşte biraz çok, biraz az

Biraz hırçın, biraz durgun

Yaramaz bir çocuğun çığlıgıdır o…

 

Sevdalar hep Eylül imiş…

Sevdalar Eylül’e imiş..

Eylül’ü beklermiş yürekler

Eylül Aşk imiş…

 

Piraye’nin Nazım’ı  aşkı Eylül’lün getirdiği hüzünle can bulmuştur;

 

“Kitap okurum içinde sen varsın

Şarkı dinlerim: içinde sen

Oturdum ekmeğimi yerim: karşımda sen oturursun

Çalışırım: karşımda sen

Sen ki, her yerde hazırı nazır’ımsın

Konuşamayız seninle,

Duyamayız sesini birbirimizin

Sen benim sekiz yıldır dul karımsın…”der.

 

Ve Cemal Süreyya devam eder hiç soluk almadan,

Eylül’ün çaresizliğinde

 

“ İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin

Şimdi yoktu bir anlamı suskunluğun

Çırılçıplak kalakaldım sessizliğin orta yerinde

Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman

En çok sesini aradım

Gözlerinde asılı bıraktığın yerdeydiler hala

Gözlerini sildi zaman

Dedim ya… Eylül’dü

Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin”

 

Lafın kısası;

“Her sevdanın bir Eylül’ü,

Her Eylül’ün bir hüznü…”