Cumhuriyet gibi kadın, Nahit hanım

4 Mart 2018 Pazar | 13:02
Bekir Azgın
bekir azgın

Ömer Koç’un yayına hazırladığı Osmanlıca yazılmış mektup koleksiyonunu içeren “Bākî Muhabbet” adlı kitapta Orhan Veli Kanık’ın üç mektubu bulunmaktadır. İkisi uzun, biri kısa.

Kısa olanı, dönemin gazeteci ve yazarlarından Fikret Adil’e yazılmıştı. 26.12.1947 tarihli mektup “Kim o, kiiiim oo?” başlığını taşıyor ve bu mektupta Orhan Veli, arkadaşını göremeden İstanbul’dan ayrılmak durumunda kaldığını  dile getirir.

Uzun mektupların ikisi de sevgilisi Nahit hanıma yazılmıştır. Şairin yazdıklarını doğru dürüst değerlendirebilmek için az da olsa Nahit hanımı tanımak gereği var.

Nahit hanım 1909 yılında Girit’te doğdu. İstanbul Üniversitesi Felsefe Fakültesini bitirdikten sonra edebiyat hocası olarak lise öğretmeni oldu. İlk eşi Halil Vedat Fıratlı’nın soyadını ondan ayrıldıktan sonra da kullanmaya devam etti. 1955 yılında şair Arif Damar’la ikinci evliliğini yaptı. Ömrünün son günlerine kadar evinde düzenlediği “Cuma sohbetleri” yemekli toplantılar edip ve şairler arasında pek popülerdi. 2002 yılında 93 yaşında iken hayata veda etti.

Franz Lehar’ın “Şen Dul” operetindeki kahramana taş çıkartacak bir hayat geçirdi. Çok mu güzeldi? Pek öyle değilmiş. Ancak cerbezeli bir kadın olduğu anlaşılıyor. Eskilerin deyimiyle “Devlet gibi kadın” idi. Nitekim Cemal Süreya, Nahit hanımı şöyle tarif eder: “1923 gibi kadın ya da cumhuriyet gibi kadın”.

O dönemde 30’lu, 40’lı yaşlarda olan şairlerin büyük bir çoğunluğu kendisine aşık olmuştu. Ondan esinlenerek şiirler yazmışlar. Belli ki bunların, hiç olmazsa, bazılarıyla aşk hayatı yaşamıştır. Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıdkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Sabahattin Ali, Can Yücel, Edip Cansever, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya ve Orhan Veli bunlar arasında sayılabilir.

Orhan Veli, kendisinden 5 yaş daha büyük olan Nahit hanımla bir sonbahar sabahı boğaziçi vapurunda tanışır. “Beni bu güzel havalar mahvetti” dediği günlerden biriydi. Kısa bir sohbetten sonra şairimiz sırılsıklam aşık olmuştu.

27 Mayıs 1947 tarihli mektupta Orhan Veli, Nahit hanımın kıskançlığını gidermeye çalışır: “Büyükdere’ye giderken yanımda kimler varmış? Fuat Ömer, Benya, Erol. İşte o kadar. Üstelik büyükdere’ye eğlenmeye de gitmedim. Evim orada olduğu için yatmaya gittim. … Benim hayatımı bildiğin için hissiyatını tekrarlamayı doğru bulmuyormuşsun. Nedir benim hayatım Nahit? Bunu her zaman söylüyorsun. Ben de her seferinde anlatıyorum. Ne var benim hayatımda? Her şeye rağmen, bütün yokluğuna rağmen hayatımdaki tek kadın sensin.” (Şair yokluk çekiyor çünkü kadın evli!)

Kendisi Edirne’de olsa da, belli ki, Nahit hanımın İstanbul’da güçlü bir istihbarat şebekesi vardı. Orhan Veli ne kadar inkâr etse de mektupta adı geçen Erol’un baldızı Bella Eskenazi’ye ilgisi olduğunu biliyoruz. “Sereserpe” ve “Anlatamıyorum” şiirlerini onun için yazdığı ve bu kadına olan ilgisinin şairin  ölümüne kadar sürdüğü biliniyor. Fuzulî’nin dediği gibi “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır”.

“Nahitciğim” diye başlayan 15.VII. 1947 tarihli mektupta Orhan Veli, Nahit hanımı ne kadar çok sevdiğini anlatmaya çalışıyor: “Seni ne kadar çok seviyormuşum. Ne kadar sana bağlı imişim, her şeyim ne kadar senden ibaretmiş meğer. On seneden beri senin için adeta deli olduğum zamanlar oldu. Bütün bunlara rağmen seni sevmek için bu on senelik zaman ne kadar azmış, şimdi anlıyorum. Belki bu mektuplarım, bu satırlarım senin tuhafına gidiyor. Ama emin ol ufacık bir mübalağam yok. Bilakis içimdekiler yazdıklarımdan çok daha büyük, çok daha mübalağalı. Zaman zaman ıstıraplı anlarımda seni nereden tanıdım diye düşünür, kızardım. Şimdi aynı şeyi düşünüyor ama başka şeyler duyuyorum. İyi ki seni tanımışım. Seni tanımasaydım, hayatımda böyle bir aşk bulunmasaydı, hayatım ne kadar boş bir hayat olacaktı. O boşluktan yalnız kendi içimdeki sevmek kabiliyetiyle kurtulamazdım. Çünkü hiç kimseyi seni sevdiğim kadar sevemezdim. Hiç kimseyi ne senin kadar güzel, ne senin kadar iyi, ne senin kadar mükemmel, ne de senin kadar kendim için buldum.”

Rakı şişesinde balık olmaya çalışan Orhan Veli, elbette Nahit hanımın tepkisini çekecekti. Denize nasıl düştüğünü şöyle anlatır:

“Yani senin duyduğun gibi, ben denize sarhoşlukla düşmüş değilim. Bir akşam Büyükdere rıhtımından Ahmet Hamdi bey, Fuat Ömer, kız kardeşi bir de ben kayığa biniyorduk. Tekne ufacık bir tekne. Hepimiz bindik, son olarak Meziyet hanım binecekti. Kayığın tam kenarına bastı. Deniz seviyesi ile bir olan kenardan su dolmaya başladı. Kayık da hemen battı. Yalnız ben değil hepimiz suya döküldük. … Herhalde gülünecek bir tarafı da var. Hamdi bey o sırada baş üstüne yatmış yıldızları seyrediyordu. Ben telaşla “Hocam batıyoruz” deyince, o yattığı yerden, “Aman ben yüzmek bilmem, beni kurtarın” diye bağırmaya başladı.”

Orhan Veli, bütün kaprislerine rağmen Nahit hanımı, bir şiirinde şöyle tanımlar: “Hiçbirine bağlanmadım / Ona bağlandığım kadar / Sade kadın değil, insan / Ne kibarlık budalası / Ne malda mülkte gözü var / Hür olsak der / Eşit olsak der / İnsanları sevmesini bilir / Yaşamayı sevdiği kadar.