“Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı ve 8 Eylül’de Resmi Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği ile belediyeler, dış cephelerin estetik bir görüntü oluşturması için binalara ‘mimari’ kurallar da koyabilecek. Yönetmelikten önce yalnızca büyükşehir belediyelerinde kurulabilen estetik komisyonlar, artık ilçe belediyelerinde de kurulabilecek.
Böylece, belediyeler meclis kararı alarak uygun gördüğü yerlerde yapıların estetiği, rengi, çatı ve cephe kaplaması ile ilgili kurallar getirmeye, yapıların inşasında yöresel malzeme kullanılmasına ve yöresel mimarinin dikkate alınmasına ilişkin zorunluluk getirmeye yetkili olacak. Mimari estetik kurulun kararlarına uymayan binalara ruhsat da verilmeyecek. Ruhsat veren ilgili idare bünyesinde kurulan mimari estetik komisyonu, yapıların veya onaylı mimari projelerin özgün fikir ifade edip etmediğine karar vermeye de yetkili olacak…”
…
Yukarıdaki yasal gelişme Türkiye’de ele alınıyor…
…
Bize gelelim.
Ne rengimiz kaldı, ne yöresel özelliklerimiz.
Bir garip çevre içinde çırpınıp duruyoruz…
…
Kentlerin fiziksel kişiliğinde kültürel devamlılık esas olmalı.
Konunun uzmanları elbette bunları daha iyi bilirler.
…
Eski yerleşim yerleri hariç, yeni yerleşim bölgelerinin kişiliksiz olduğu açık.
Konu ile ilgili hiçbir öngörümüz yok.
Hükümet programlarında da böyle şeylere rastlamak mümkün değil.
Yeni bölgelere çarpık ve plansız kondurulan beton binalar, soğuk, boğucu ve kirli bir görüntüden ibaret.
Ne bir meydan, ne bir çeşme, ne bir heykel, ne bir park, bahçe, ne çevreye bakım filan.
Yok!..
…
Allah’ın Surlariçi Lefkoşa’sında kentin çapına göre meydan dolu.
Yenicami Meydanı, 21 Mayıs Meydanı gibi.
Arabahmet’te de var, Karabuba’da da var.
Sarayönü ve Girne Kapısı Meydanlarını söylemeye bile gerek yok.
…
Meydanlar, bahçeler insanların hatıralarını biriktirdiği yerlerdir.
Zaman su gibi gelip geçer.
Nesiller değişir.
Aynı meydanlar oradadır.
Bilirsiniz.
O tahta kanepe, o sokak çeşmesi, o taş yerindedir.
O ev, o evden gelip geçenler.
O ağaç, o aynı yollar, aynı parke taşlar oradadır.
Ayak izlerinizi bulur gibisiniz.
Tanıdık insanların seslerini duyar gibisiniz.
Aynı kanepeye oturur ve dalar gidersiniz.
Gözlerinizi kapattığınızda o çocukluk ve gençlik yıları, açtığınızda yüzünüzde zamanın çizgileri.
Bazen o aynı ağacın gölgesinde.
Kahveniz sade.
Hasır bir sandalyede, aynı yerde oturmaktasınız.
Mazi kalbinizde bir yara olsa da…
…
Lala Mustafa Paşa Camii’nin avlusundaki cümbez ağacı ne anlatıyorsa onu anlatmaya çalışıyoruz.
Dikili Taş ne söylemeye çalışıyorsa, onu söylemeye çalışıyoruz.
…
Doğrudur.
Bizim eylemlerimizde taş atmak yok, Molotof kokteyli atmak yok.
O zaman bırakın TOMA gelsin!
Taşına toprağına, çeşmesine suyuna, evine bahçesine direnemeyen, TOMA’ya mı direnecek?..
































